Türlerin Kökeni’nin Işığında 150 Yıl-Darwin 2009 Darwin’in 200. Doğum Yılı ve Türlerin Kökeni’nin Yayınlanışının 150. Yılı

Türlerin Kökeni’nin Işığında 150 Yıl-Darwin 2009

Darwin’in 200. Doğum Yılı ve Türlerin Kökeni’nin Yayınlanışının 150. Yılı

 

 

Charles Darwin 12 Şubat 1809 yılında doğmuş ve büyük eseri Türlerin Kökeni’ni 24 Kasım 1859’da ilk defa yayınlamıştır. İçinde bulunduğumuz yıl Darwin’in doğumunun 200. yılı ve aynı zamanda Türlerin Kökeni’nin yayınlanışının 150. yılıdır. Bu nedenle 2009 yılı “Darwin Yılı” olarak ilan edildi ve dünya çapında pek çok bilim insanı, üniversite, doğa tarihi müzesi, dernek, akademik kuruluş, yıl boyunca, Darwin ve evrim kuramının önemini anlatan etkinlikler, kutlamalar düzenliyor. İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi kutlamaların merkezinde yer alıyor, çünkü bundan tam yüzyıl önce, 1909 yılında, 169 ülkeden yaklaşık 400 bilim insanı Darwin’in 100. doğum yılını burada kutlamış ve kutlamaların başlangıcını oluşturmuşlardır. Darwin’in pek çok eseri ve gezilerinde oluşturduğu koleksiyonunun çoğunluğu halen bu üniversitede bulunmaktadır. Aynı zamanda, Darwin’in doğum günü olan 12 Şubat günü, Darwin Günü olarak anılmaktadır. Tüm dünya çapında Charles Darwin’in yaşamı ve keşifleri bugünle bir kez daha kutlanmaktadır.

Darwin Günü, aslında, bilimsel bilginin, insanlığın ilerleyişine ve bilgi dağarcığına insan merakı ve hüneri ile sağladığı büyük katkıları bir kez daha anmamızı ve Darwin’in yaşamı ve keşiflerinin öneminin üzerinden bir kez daha geçmemizi sağlayan bir gün. 2009 yılının Darwin’in 200. doğum yılı olması, evrim kuramı ve kurama Darwin’in katkılarını daha ayrıntılı olarak ele almamıza olanak tanımaktadır. Ülkemizde de evrim konusu hayli gündemdedir. Yoğun bir dezenformasyon ve yanlış propagandanın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Okullarımızda evrim kuramı çok az işleniyor. İşlendiğinde ise, ya yetersiz ya da yanlış bir şekilde ele alınıyor. Bu konuda ülkemizdeki kaynak sayısı da oldukça az. Ancak son yıllarda, yabancı dillerden çevrilen popüler bilim kitaplarıyla bu sayının biraz daha arttığı söylenebilir.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, Millî Eğitim Bakanlığı, ilköğretim müfredatına kuantum teorisinin bilinemezci bir tür yorumunu temel yapmak istiyor. Yani bilinemezciliği kutsayarak, tek bir bilim ve gerçek olamayacağını öne süren tezler ile eğitimi toptan gericileştirmeye çalışıyorlar. ABD’deki evrim karşıtlarının, “belirsizlikler”in genelleştirilmesiyle çekiştirilmiş “kuantum”u öne sürerek, evrim kuramını çürütmeye çalıştıkları bilinmektedir. Millî Eğitim Bakanı’nın “bilinçli tasarım” gibi sözde bilimsel görüşleri savunması, evrim kuramına karşı bilinçli tasarımın ya da yaratılışçılığın öne çıkarılması, desteklenmesi, ülkemizi ve eğitimi Ortaçağ karanlığına götürme operasyonunun bir parçası olarak işlev görmektedir. Aydınlanmanın ve bilimin yüzyıllar boyunca elde ettiği tüm birikimleri bir kalemde geçersiz ya da yok sayılabilmektedir. Ülkenin Millî Eğitim Bakanı, yaşamın kökenine dair yalnızca evrim kuramının okutulmasını ve bilim insanlarının yaratılış görüşü ve bilinçli tasarımın okullarda öğretilmesine karşı çıkışlarını, ironik bir şekilde “dogmatik” bulmaktadır. Tüm bu hamlelerle, evrim kuramı bir inanç meselesine indirgenerek, iki kamp, daha doğrusu iki taraftar topluluğu, insanların dini inançları kullanılarak yaratılmaya çalışılıyor. Bunlardan birincisi evrime inananlar, ikincisi ise, evrime inanmayanlar. Evrim, bir inanç meselesi gibi sunuluyor.

 

EVRİMİN ÖNÜNDE DURMAK ZOR

Bugün evrime dair pek çok bilimsel kanıt bulunmaktadır. Bilim dünyası, evrimin olup olmadığını değil, hangi mekanizmalarla gerçekleştiğini tartışmaktadır. Ancak ülkemizde genel algı ve tartışma, evrimin olup olmadığı yönündedir. Tartışma hızla din alanına çekilerek, konu saptırılmaktadır. Evrim, insanın maymundan gelmesine indirgenmektedir. Buna karşı açılan ikinci cephe ise, tamamen Darwin’i kutsamakta ve zaman zaman sosyobiyolojiye kayabilen açıklamalarla evrimi savunmaktadır. Bu açıdan, Darwin’i ve evrim kuramını anlamak, onu, biyolojinin modern alt disiplinlerinden gelen yeni ve güncel bulgular ışığında incelemek ve anlatmak oldukça önem taşımaktadır.

1996 yılında, Papa II. John Paul, evrimin bir gerçek olduğunu kabul etmişti. Yeni bulgular ve kanıtlara daha fazla dayanamayan Vatikan, evrimin, eğer İncil doğru bir şekilde yorumlanırsa, İncil ile uyumlu olduğunu, ancak Darwin’den özür dilemenin söz konusu olamayacağını 2008 yılı Eylül ayında açıkladı. Bilindiği üzere, Vatikan, geçtiğimiz senelerde, Galileo’dan resmî olarak özür dilemişti.

 

DARWİN’İN BULUŞU

Peki Darwin ne söyledi?

Darwin, 150 yıl önce, yaklaşık 20 yıl basmak üzere beklettiği kitabı Türlerin Kökeni‘ni yayınladığında, yüzyıllar boyu sürecek tartışmaları ateşlediğinin farkında mıydı, bilemiyoruz, ama kendi yaşadığı dönemdeki bilimsel bakışı kökünden sarstığını söyleyebiliriz. Kitabın yayınlanışı ile birlikte yoğun tartışmalar başladı. Çünkü Darwin; değişmez, durağan bir dünya ve doğa görüşü ve algısını temelinden sarsacak düşünce ve kanıtları ortaya atıyordu bu büyük kitabıyla. Yalnızca bunları ortaya atmakla kalmıyor, aynı zamanda, evrim düşüncesini sistematik bir şekilde kuramlaştırıyordu. Darwin’den önce de evrim düşüncesi vardı. Düşüncenin tarihi, Antik Yunan’a, oradan Çin, Hint ve Arap felsefecilerine ve Darwin’in öncellerinden Lamarck’tan Buffon’a, Erasmus Darwin’den ilk sınıflandırmayı yapan Linneaus’a kadar uzanmaktadır. Eş zamanlı olarak, Darwin’in çağdaşı Alfred Russel Wallace da bu düşünceyi ele almış ve hatta Darwin’in Türlerin Kökeni‘ni yayınlamasında büyük bir itici güç olmuştur. Bilindiği üzere, Darwin, Beagle ile seyahati sırasında, Galapagos adaları ve çevre adalarda gözlem ve incelemelerde bulunmuş, ardından İngiltere’ye döndükten sonra, hayvan yetiştiricileri ile hayvanların ıslahı ve yapay seçilim konusunda yaptığı çalışmalara dayanarak, evrim kuramını sistematikleştirmiş, doğal seçilim yoluyla evrim düşüncesini ortaya atmıştır. Ancak Darwin, Türlerin Kökeni‘ni ve bu düşüncelerini yayınlamak için 20 yıl beklemiştir. 1859 yılında, Alfred Russel Wallace’ın kendi düşüncelerine benzer düşünceleri olduğunu duyduktan sonra, Wallace yayınlamadan önce, kendi eserini yayınlamak istemiştir. Darwin’in kitabının görkemi, doğadaki gözlemlerini çok sayıda örnekle açıklamasından ve bunları temel kurallara bağlamasından ileri gelmektedir. Darwin’in gözlemleri, doğadaki çeşitliliğin nedenleri ve bunların hangi mekanizmalarla oluştuklarını açıklamaktadır. Darwin, doğadaki canlıların hepsinin, ortak bir atadan, daha basit formlardan daha gelişkinlere doğru evrimleşerek türediklerini öne sürmüştür. Darwin, bu değişimi ve çeşitliliği sağlayan mekanizmanın doğal seçilim ve hayatta kalma mücadelesi olduğunu söylemiştir. Doğal seçilim yasası, en iyi uyum sağlayanın hayatta kalmasıdır.

Darwin öncesinde de, biyoloji bilimi, pek çok gözlem ve olguyu içermekteydi; ancak bu olgu ve gözlemler, birbirleriyle fazla ilintili değildi. Richard Lewontin ve Roger Levins, Darwin’in devriminin, evrim düşüncesinde değil, onun Platoncu-Aristocu idealizmi reddetmesinde ve evrim sorunsalının yönünü tümüyle değiştirmesinde yattığını ifade etmektedir.1 Darwin, bireyler arasındaki çeşitliliğe, türler içinde ve türler arasındaki ontolojik ilişkiler bağlamında bakmıştır. Darwin, bireyler arasındaki farklılıkları maddi bir temele dayandırarak, çalışmalarını yapmıştır. O güne kadar ideal bir şey olarak nitelenen türler arasındaki farklılıklar ele alınırken, Darwin, bunu materyalist bir zemine çekerek, türleri, bireyler ve popülasyonlarla değiştirmiştir. Darwin, bireyler ve popülasyonlar arasındaki maddi farklılıkların, zamanla ve çevrenin de etkisiyle, türler arasındaki farklılığa dönüştüğünü öne sürmüştür. Darwin, bu dönüşümü, doğal seçilim mekanizması ve hayatta kalma mücadelesi ile açıklamıştır.

Darwin tüm bunları öne sürerken, doğada gözlenen değişim ve çeşitliliği sistematik bir temele oturttu ve değişimin nedenlerini rasyonel bir biçimde açıklamaya çalıştı. Darwin, yalnızca canlılar ve doğadaki değişimi ele almadı, aynı zamanda, canlıların oluşumunu yaratıcı bir güce, Tanrı’ya bağlayan görüşü de sarstı. Kutsal kitaplara göre, yerkürenin yaşı bin yıllarla ifade ediliyordu. Darwin, milyarlarca yıllık evrim süreçlerinden bahsederek, bu görüşü de temelinden sarstı.

Türlerin Kökeni, yalnızca dönemin bilim çevrelerinde bir tartışma başlatmadı. 1860 yılında Marx, Engels’e yazdığı mektubunda, Darwin’in Türlerin Kökeni‘nin kendisi üzerinde bıraktığı etkiyi şöyle ifade etmiştir:

Denemelerim esnasında, bu son dört hafta (bu süreçte karısının ciddi bir rahatsızlığı bulunmaktadır ve bakımını Marx üstlenmiştir) pek çok farklı şeyin yanında Darwin’in Doğal Seçilim üzerine olan kitabını da okudum. Kaba İngiliz stili ile yazılmış olmasına rağmen, kitap bizim görüşümüzün doğa tarihindeki temelini içermektedir.2

 

Bundan yaklaşık bir yıl sonra, Marx, 1861 yılında, dostu Lasalle’a yazdığı başka bir mektupta şöyle demektedir:

Darwin’in kitabı çok önemli ve tarihteki sınıf savaşımı açısından doğal bilimsel bir temel olarak işime yarıyor… Tüm eksikliklerine rağmen, doğa bilimlerinde ilk kez ’Teleolojiye’ ölümcül bir darbe indirmekle kalmıyor, bunun rasyonel anlamını da deneysel olarak açıklıyor.3

Darwin’in zamanına kadar, Tanrı tarafından yaratılmış türler, değişmez olarak görülmekteydi; evrim fikrini kabul edenler ise, bunu, yine yüce bir yaratıcı güce bağlayarak ele alıyordu. Darwin’in sonrasında, yeni bulguların da ışığı altında, bilim insanları, doğadaki fenomenlere, verilen ya da yaratılan, durağan, değişmez ideal şeyler olarak bakmayı bırakmış, onun yerine, süreçler olarak bakmaya başlamıştır. Marx, bunu, Türlerin Kökeni yayınlandığında, bundan yüz elli yıl önce öngörmüş ve bu nedenle, Türlerin Kökeni‘ni, Darwin’i ve evrim kuramını büyük bir heyecanla selamlamıştır. Daha sonra, Engels, evrim düşüncesini, insanın evrimi konusunda derinleştirerek, “Maymundan insana geçiş sürecinde emeğin rolü”4 başlıklı makalesinde ele almıştır. Ünlü evrim bilimci ve paleontolog Stephen Jay Gould, “Darwin, kendi doğa yorumuna tutarlı bir materyalizm felsefesi uyguladı” der.

 

BUGÜNE…

Evrimin mekanizmalarına dair tartışmalar günümüzde de sürmekte ve yeni teoriler ortaya atılmaktadır. Bunlardan kuşkusuz en önemlisi, Gould ve Elredge’in “kesintili denge” teorisidir. Darwin, evrimi, türlerin dönüşümü ve oluşumunu kesintisiz bir süreç olarak ele alıyordu. Gould ve Elredge, bu kesintisizliği reddederek doğadaki değişimi farklı bir diyalektik çerçeveye oturtmaya çalışır.

Evrim kuramı, büyük genetikçi ve evrim bilimci Dobzhansky’nin de 1973 yılında yazdığı gibi, biyoloji biliminin ve doğayı anlamamızın temelidir. Dobzhansky şöyle der: “Evrimin ışığı ile aydınlatılmadıkça biyolojide hiçbir şey anlamlı değildir.” Bu satırların yazıldığı sıralar, Dobzhansky’nin sözlerini sınıflarındaki kara tahtaya yazan öğretmenler, Bakanlık müfettişleri tarafından evrimi anlattıkları için soruşturulmaktadır.

Evrim olmaksızın, öğrenilmeksizin, öğretilmeksizin, canlılar dünyasındaki değişim ve çeşitlilik, canlıların doğası anlaşılamaz, bilimsel araştırmalar doğru bir çerçeveye oturtulamaz. Dünyayı ve doğadaki süreçleri anlamaksızın, evrimi anlamaksızın, değişim ve dönüşümün özü anlaşılamaz. Evrim, insanın kökenini anlamamıza ışık tuttuğu kadar, doğanın yapısını; insanın doğa üzerindeki egemenliğini, onu kendi ihtiyaçları doğrultusunda anlaması ve değiştirmesi eylemini doğru anlamak için de gereklidir. Özellikle evrim karşıtı propagandanın yoğun olduğu ülkemizde, Darwin’i, evrim kuramını bu bağlamda savunmak, evrim kuramını bilimsel temeliyle öğrenmek, yeni bulgular ışığında değerlendirmek ve yaygın olarak anlatmak önemlidir. Ülkemizde de, Darwin Yılı boyunca, bu temelde etkinlikler düzenlenecektir.

 

 

 

1 Bir Teori ve İdeoloji Olarak Evrim, Levins R. ve Lewontin R.

2 Marx ve Engels, Seçme Mektuplar.

3 A.g.e.

4 Doğanın Diyalektiği, Engels F.

 

Yorumlar kapatıldı.

Özgürlük Dünyası 2022

Yukarı ↑