Hamma Hamami
Arapçadan çeviren: Demir Çalışkan
Küresel koşulların gelişimini takip eden herhangi biri için, devrimci solun bugün karşı karşıya kaldığı en temel sorunun nesnel faktörlerle öznel faktörler arasındaki boşluğu doldurmak olduğunu idrak etmesi zor değil. Bu da öznel faktörlerin nesnel faktörlerin gereksinimlerinin seviyesine gelebilmesi için yükselmesi anlamına gelmektedir.
Kapitalist sistemin tekrar eden krizleri, değişimin nesnel gerekliliğini ortaya koymaktadır. Burjuvazi artık insanlığı ileriye götürecek güçte değildir. Aksine inşa ettiği uygarlık, yeni bir insani uygarlık inşa etmek için yıkılmaya mahkûm duruma geldi. Sömürüye, zulme, savaşa ve yıkıma dayanmayan yeni bir uygarlık. Ancak bütün sorun öznel faktörlere dayanmaktadır. İnsanlık tarihinde belli bir süre sonra nesnel koşulların değişimler ve devrimci altüst oluşlar için olgunlaşması, bu değişimlerin veya altüst oluşların otomatik bir şekilde oluşacağı anlamına gelmez. Eğer öznel faktörler de mevcut değilse, egemen sınıf, ezilen sınıfların cesetleri üzerinde de olsa yönetimde kalmaya devam eder.
Yine insanlık tarihinde değişimin veya devrimci altüst oluşların herhangi bir durumda başarıya ulaşması, bunun kalıcı ve nihai bir başarı olduğu ve bu durumun geri dönüşünün olmadığı anlamına gelmez. Bu yüzden tarihsel olarak değişimin projesini taşıyan sınıf, duyarlılığa ve örgütlülüğe sahip olmalıdır. Bunun yanı sıra, bu değişim projesini gerçekleştirebilmek için belli bir gücü taşıyor olması, bu gücü de koruyup geliştirmesi gerekmektedir.
Burjuvazi için söylenebilecek her şey, işçi sınıfı için de söylenebilir. Zira 20. yüzyılda kapitalizme karşı mücadelenin liderliğini ve sorumluluğunu üstlenen bu sınıf, Rusya ve birkaç ülkede daha devrim yapma imkânına ulaştı. Yine sosyalizmin inşasında önemli adımlar attı. Ancak, bu inşanın farklı alanlarda sürdürülmesinde ve geliştirilmesinde, yabancılaşmanın sosyolojik, ekonomik ve ideolojik gibi bütün çeşitlerinin ortadan kaldırılması yönünde ileriye taşınmasında başarısız olmuştur. Aynı zamanda, geri çekilmesine ve burjuvazinin işçi sınıfı üzerinde yeniden egemen olmasının önünü açmasına neden olacak hatalar işlemiştir.
Kapitalizmin kazandığı zaferler ve sosyalist deneyimler karşısındaki başarıları; onu, kaçınılmaz sonunu hatırlatan krizlerden kurtarmaya yeterli olmadı. Aynı şekilde onu, kölelik veya feodalizm gibi insanlık tarihinin herhangi bir dönemi gibi bir geçiş dönemi olmaktan kurtarmaya yeterli değil. 2008 yılından beri kapitalist sistemi sallayan krizler, onun temel çelişkilerini aşmada yetersiz olduğunu ve bu krizlerin kapitalizm sona ermeden bitmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Bu da sosyalist dönüşümü bir kez daha gündeme getirerek, sosyalizmin Sovyetler’in ve Doğu Bloku’nun çöküşüyle beraber tamamen yıkıldığını ve insanlığın buna ihtiyacı olmadığı savlarını yalancı çıkarmıştır.
- yüzyıldaki sosyalist deneyimlerin başarısızlığını kapitalist sistemin çelişkilerini çözmek ve toplumu ileriye götürmek için nesnel bir gerçeklikmiş gibi ele almak, değişik unsurlar arasında kasıtlı bir karışıklığı temsil etmektedir. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse, sosyalizmin nesnel zorunluluk olması birinci durumdur. İnsanların bunu gerçekleştirmesinde başarılı olması ise ikinci bir durumdur ve bunlar karıştırılmamalıdır. Burjuvazinin bunu kasıtlı olarak çarpıtmaya çalışması da onun nesnel varlığı ve üretim ilişkilerine dayanan bir sınıf olarak insanın gelişimini esas alan yasaları reddetmesinden kaynaklanmaktadır.
Sosyalizm, insanların hayalleri ve dilekleriyle alakalı olmayan, aksine, kapitalist üretim tarzının nesnel çelişkilerinin dayattığı nesnel bir zorunluluktur. Bu çelişkilerin başında da üretim araçlarının özel karakteri ile üretimin toplumsal karakteri arasındaki çelişki gelmektedir. Bu nesnel çelişkileri sosyalizm üzerinden toplumsal devrimlerle kararlı ve doğru bir şekilde çözme meselesine gelecek olursak, bu durum, işçi sınıfının kapitalizmle mücadeledeki önderlik yeteneği ve insanlığı kapitalizmin vahşiliğinden çıkarıp, eşitlik, sosyal adalet ve özgürlüğe dayanan nitelikli bir dönem inşa etmekle alakalıdır.
Başka bir deyişle, insanın, nesnel gerçekliğin temel çelişkilerinin gerektirdiği değişimleri ve devrimleri gerçekleştirmedeki başarısızlığı ve söz konusu devrimleri koruyamaması, kesinlikle değişimin veya devrimlerin istenmediği ve bunun nesnel bir zorunluluk olmaktan çıktığı anlamına gelmez. Burada, işçi sınıfı bunu gerçekleştirmek için yeterli şartları nihai bir şekilde toplamış değil. Ve buna olan ihtiyaç, ilgili sınıf öznel olarak bunu gerçekleştirmede yetersiz kaldığı müddetçe devam edecektir.
Dolayısıyla burada asıl olan, öznel faktörlerle nesnel faktörlerin üzerindeki tutarlılıktır. Bu da bugün keskin bir şekilde gündeme gelmektedir. Devrimci sol veya Marksist-Leninist hareket, değişim için gerekli olan nesnel gerçekliği karşılamaktan uzaktır. Devrimci sol, bugün onu tekrar yükseltecek birçok işaret olmasına rağmen halen teorik olarak zayıftır ve gelişmeleri anlayamamaktadır. Bu reel gelişmeleri de devrimci bir taktik ve stratejik programa sokamamaktadır. Aynı zamanda işçi sınıfının uzun tarihi boyunca elde ettiği büyük kazanımlardan yararlanamıyor. Çoğunlukla da devrimci sol arasında bir birlik de mevcut değil. Bu da acilen çözülmesi gereken bir durumdur.
ÖZNEL FAKTÖRLERİN NESNEL FAKTÖRLERLE İLGİLİ BAŞARISIZLIĞINI GİDERMEK İÇİN HALK CEPHESİ
2012 Ekim’inde Halk Cephesi’nin kurulması, Tunus’ta sol güçleri birleştirme konusunda öznel arzuları yerine getirmek amacıyla değil, aksine Tunus Devrimi’nin eksikliğini gidermek için nesnel ihtiyaca acil bir yanıttır. Bu eksiklik, Tunus Devrimi’nde yolun ortasında duran ve gerici güçlere toplum üzerindeki siyasal ve ekonomik hegemonyasını sürdürme imkânı veren öznel faktörlerin nesnel faktörlerle ilgili başarısızlıklarıdır. Zeynel Abidin Bin Ali’nin yönetimi terk etmesi ve yurtdışına kaçmasını sağlayan, emekçi kesimlerle baskıya, fakirliğe karşı ayaklanan halk kesimleri, kendisini stratejik programlarla, devrimci taktiklerle donatarak bilinçli bir harekete dönüştürecek merkezi bir ulusal liderlikten yoksundu.
Bu durum, bazı gerici ve fırsatçı güçlerin, devrimi sahiplenmek ve devrimci-ilerici-demokratik güçlerin devrime olan katkılarını ve devrimde ödedikleri bedelleri yok saymak için iddia ettiği gibi tamamen yok değildi. Aksine, bu duyarlılık ve örgütlülük sınırlıydı. Tunus’ta olayların Sidi Buzi’de ilk defa başlamasından itibaren, her alanda ve her tarafta, devrimci sol, işçi partisi ve diğer ilerici demokratik ve solcu muhalif güçler ile Tunus İşçi Birliği mensubu direnişçiler ve hukukçular ayaklanmaya katıldı. Birçok yerde bu güçler ayaklanmaya önderlik ederek, ona devrimci-ilerici-demokratik bir nitelik kattı. Aynı zamanda, devrimin asıl sloganı olan “iş, özgürlük, onur” sloganını bu güçler yükseltti. Ancak olayları yönlendirebilecek ve bütün devrimlerde asıl sorun olan iktidar sorununu halkların yararına ve onun hedeflerini gerçekleştirebilecek şekilde çözebilecek yeterlikte ulusal düzeyde bir liderlikten yoksundu.
İşte Halk Cephesi, bu boşluğu doldurmak, devrimci hareketin kök salmasını sağlamak, halk ve emekçi kesimleri devrimin hedefleriyle paralel bir program çerçevesinde birleştirmek ve sosyal, demokratik bir Cumhuriyet kurmak için ortaya çıktı. Halk Cephesi, halkın çıkarlarının duyarlı tercümanı olmak ve ona liderlik etmek için, öznel faktörlerle nesnel faktörler arasındaki boşluğu gidermek için kuruldu.
ZOR GÖREV
Halk Cephesi’nin kuruluş görevi çok kolay olmadı. Aralarında Marksist ve milliyetçi hareketlerin de olduğu, hizipçi zihniyetin uzun yıllardır bırakmış olduğu mirasın üstesinden gelmek zaruriydi.
Şükrü Belayid bu konuyla ilgili şöyle diyor:
“Eskiden solcu hareketlerde nasıl ayrışacağımızı öğrendik. Ancak nasıl birleşeceğimizi öğrenemedik. İçimizden biri başka bir sol hareketteki bir arkadaşıyla uzlaşırsa, hata işlemiş gibi görünürdü. Bu yüzden sürekli ayrışmış bir şekilde kalmak doğaldı. Bugün ise nasıl birleşeceğimizi öğrenme sırası geldi. Bizi birleştirecek sebeplerin ayrıştırıcı sebeplerden daha fazla olduğunu idrak etme vakti geldi.”
Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç, devrimci güçler ayrışma ve kendi arasında çatışma üzerine kurulu anlayışı terk etmeli ve birlik üzerine kurulu bir anlayış takınmalıdır. Tabii ki bu herhangi bir birlik değil, aksine ilkeler üzerine kurulu ve halk hareketini geliştirecek ve stratejik hedefleri gerçekleştirebilecek bir birliktir. Bu birlik, “davanın esas sahibinin halk olduğu ve halkın aktif katılımı olmadan değişimin olmasının bir hayalden ve evhamdan ibaret olduğu” yönünde bir tutum takınmalıdır.
Gençlik, sendika, hukuk, kadın ve kültürel mücadele alanı Marksist güçlerle milliyetçi güçleri bir araya getirdi. Yine aynı şekilde diktatörlük mahkemeleri, siyasi baskı ve hapishaneler onları birleştirdi. Ancak bu güçler, her zaman için bir çatı altında birleşmeyi reddetti.
2011 SEÇİMLERİ
Kurucu Ulusal Meclisi’nin ortaya çıkmasıyla sonuçlanan 23 Kasım 2011 seçimleri, birbirleriyle yarışan ve bölük pörçük bir şekilde seçimlere giren partilerde bir şok etkisi yarattı. Sonuç bu partiler açısından bir başarısızlıktı ve toplamda 6-7 koltuk kazanabildiler. Ancak o dönemde seçimlerin uygulandığı sisteme göre, birleşik bir şekilde seçime girselerdi bunun iki katı koltuk kazanabilirlerdi. Seçimlerdeki bu başarısızlık, çıkarların örtüşmesi açısından birbirlerine daha çok bağlı olan ve uluslararası sömürgeci güçler tarafından desteklenen gerici güçlere bu seçimleri kazanma ve dini bir görünümle yeni bir istibdat rejimi yaratma fırsatı verdi. Ancak yeni durum ve bunun gereksinimleri, Halk Cephesi’nin kuruluşunun 2012 Ekim ayına kadar, yani Kurucu Meclis seçimlerinin sonrasına ertelenmesine neden oldu.
Tecrite dayanan geçmişin izlerinden kurtulmak kolay değil. Ancak geçmişle bu bağı kesmek ve cepheye “herkesin evi” ve “ortak parti” şeklinde yeni bir bakış açısıyla bakmak zaruriydi. Bunun yanı sıra “ortak partinin” esaslarının, ülkenin yaşamakta olduğu devrimci durumun şartlarına uygun olması gerekiyordu. Aynı zamanda, halkın talepleri doğrultusunda gerçekleştirilebilecek bir strateji bağlamında olması gerekiyordu. Doğal olarak bu konuyla ilgili bütün noktalarda dengeyi koymak kolay değildi.
CEPHENİN ZEMİNİ
Cephenin zemini, yapılan tartışmalar sonucunda, halkın devriminin hedeflerini gerçekleştirmesi, iç ve dış gerici güçlerin devrimin eksikliklerinden faydalanıp devrimi boşa çıkarma çabalarına karşı koyabilmesi için bağımsız bir yol etrafında şekillendi. Bu çerçevede zeminin ilkeleri de belirlenerek cephenin faaliyetlerinin hedefleri de ortaya kondu. Bu hedefler de, devrimci yolu korumak ve geliştirmek, devrimin garantisi olan güçler arasındaki dengeyi koymak ve iktidar sorununu halkın çıkarına uygun bir şekilde çözmek. İktidar sorunu bütün devrimlerde temel ve merkezi bir sorundur. Tunus’ta da Bin Ali’nin devrilmesinin ardından bu sorun; bir yandan halk, devrimci güçler ve ilerici güçler arasında, diğer taraftan da yenilikçi ve dini bir görünüm altında gerici kesimlere hizmet eden gerici güçler arasında devam etti.
Bu temelden yola çıkarak Halk Cephesi genel hedeflerini şu temeller üzerine konumlandırdı: Ülkenin bağımsızlığını güçlendirecek, bağımsız ve ulusal bir ekonomi modelinin temellerini atacak, ülkenin bütün zenginliklerinin üzerinde halk egemenliğini tesis edecek, zenginliklerin adil bir şekilde paylaşılmasını sağlayacak ve halkın eğitim, çevre, kültür ve sağlık alanlarında maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını karşılayacak, demokratik ve laik bir cumhuriyet kurmak.
KARMAŞIK KOŞULLARDA ZOR GELİŞMELER
Birleşmenin sonuçları doğrudan bir şekilde görüldü. Halk Cephesi’nin kuruluşu ile değişik devrimci ve ilerici güçler arasında yeni bir ruh oluştu. Bu da hem hareketin merkezinde hem de çevresinde örgütlenme rağbetini kuvvetlendirdi. Özellikle Nahda Hareketi’nin seçimlerdeki başarısının ve ülkeyi İslamlaştırma adı altında faşizme doğru sürüklemesinin ardından oluşan karamsarlık ve hayal kırıklığından sonra yeni bir umut doğdu. Bundan sonra Halk Cephesi etkili bir güç haline geldi. Bu yüzden Halk Cephesi’ni ve liderlik kadrosunu kuşatma ve onları halkın gözünde şeytanileştirme ve marjinalleştirme çalışmaları başladı. Bu da tamamen devrimi başarısızlığa uğratmak ve devrimi sonuna kadar taşıyabilecek olan kadronun önünü kesmek amacını taşımaktadır.
Birleşik Demokrat Yurtseverler Partisi’nin lideri ve Halk Cephesi’nin önde gelen kurucularından Şükrü Belayid’e düzenlenen suikast bu planın bir parçasıdır. Bunu, yine cephenin önde gelen liderlerinden ve Halk Hareketi Başkanı Hac Muhammed Brahimi suikastı izledi. Daha sonra ise Tunus’ta bir otorite boşluğu oluşturmak için güvenlik güçlerine ve askere yönelik terörist saldırılar başladı. Bu gelişmeler Nahda Partisi liderliğindeki Troyka hükümeti döneminde yaşandı.
Halk Cephesi böylesine zorlu ve karmaşık bir dönemde gelişti ve birçok unsuru barındıracak şekilde büyüdü. Bu dönemde devrimi başarısızlığa uğratma planı, sömürgeci ve gerici hegemonyaya dayanan İhvan’ı dayatma projesi vardı. Bunun da sadece yerel değil, aksine uluslararası ayakları vardı. Bunların başında ABD ve Avrupa’daki gerici güçler ile Siyonist oluşum ve Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi müritleri gelmektedir. Bu güçler bölgede birçok intifadanın önünü kesti ve yolundan sapmasına neden oldu. Aynı güçler, Arap dünyasındaki bu intifadaların kurtuluş mücadelesinden yıkıcı bir iç savaşa dönüşmesine neden oldular.
Dolayısıyla Cephe’nin böyle karmaşık ve zor bir dönemde büyük bir dirayetle ve devamlı uyanıklılıkla hareket etmesi gerekiyordu. Bu da genel hedefler doğrultusunda somut taktiklerin belirlenmesini zorunlu kıldı. Temel sloganların, mücadele tarzının ve devrimci harekete uygun örgütlenme biçiminin belirlenmesini gerektirdi.
KAZANIMLAR VE LAKİN…
Halk Cephesi önüne çıkan engelleri aşmakta büyük çaba sarf ederek başarılı oldu. 2013 yazında Muhammed Brahimi’nin suikasta kurban gitmesinden sonra kurulan Kurtuluş Cephesi deneyimi, bütün hatalara ve kırılganlığa rağmen Halk Cephesi’nin taktiksel başarısıdır.
Halk Cephesi, sadece devrimin kazanımlarını değil, Tunus halkının ilerici ve çağdaş bütün birikimini ve ülkenin birliğini-halkın beraberliğini başta terör olmak üzere her yolu kullanarak tehdit eden faşizm tehdidine karşı, farklı siyasi görüşe sahip birçok parti, dernek ve sivil toplum örgütünü bir araya getirmeyi başardı. Halk Cephesi bu taktikle, 2013 yazındaki “gidiş haftası eylemleri”ni başarıya ulaştırdı, Troyka hükümetinin gidişini ve yeni bir baskı dönemini dini kisve altında dayatan 1 Temmuz 2013 anayasasını tekrar gözden geçirmeyi ve Tunusluların hak ve hürriyetlerini baz alan yeni bir anayasa formülünün hazırlanmasını kabul ettirdi. Bu durum Tunuslular arasında umut kapılarının tekrar açılmasına vesile oldu.
Daha sonraki aşamada ise, Ekim 2014 parlamento ve Kasım 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri geldi. Halk Cephesi bu seçimlerde 2011 seçimlerine kıyasla önemli bir ilerleme kaydederek üçüncü siyasi güç olarak ülkedeki yerini daha da sağlamlaştırdı. Parlamento seçimlerinde 15 koltuk kazanan cephenin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adayı üçüncü sıraya yerleşti. Halk Cephesi siyasal açıdan ve örgütlenme açısından bazı eksikliklerini tamamlasaydı, bu başarıdan daha da büyük başarılar elde edebilirdi. Ancak yine de bu başarı, bir cephe çatısı altında ortak hareket etmenin önemini ortaya koymuş oldu. Bugün ise Halk Cephesi’nin önünde daha fazla ilerleme kaydetme açısından büyük bir şans var. Özellikle Nida Tunus ve Nahda Partisi’nin yeni hükümet içerisinde koalisyona gitmesinden sonra hem parlamentoda hem de sokakta ana muhalefet hareketi konumuna geldi.
Devrimci hareket Tunus’ta başarısızlığa uğrama tehdidiyle karşı karşıya kalmış olsa da ve gerici hareketler onu başarısızlığa uğratmak için çok yol almış olsalar da, Halk Cephesi, halkın durumuyla alakalı olarak ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel gibi nesnel faktörler ile öznel faktörlere bağlı olarak bugün harekete geçmek için sürekli hazır durumdadır. Halk Cephesi bugün gösteriler, grevler ve çeşitli eylemler aracılığıyla işbaşındadır. Çünkü baştaki koalisyon hükümeti, gerici, sağcı ve halkın taleplerini karşılama konusunda yetersizdir. Mevcut yönetim halkın taleplerini karşılama konusunda yetersizdir çünkü takip ettiği sosyal, siyasal ve ekonomik politikalar, halkı devrime iten kapitalist politikalarla aynıdır. Zengin aynı şekilde zengin kaldı, fakir de artan işsizlik ve pahalılık yüzünden aynı şekilde fakir kaldı. Bu sosyal mesele, yakın gelecekte ikinci bir devrimci sürecin ana odağı haline gelmesini olanaklı kılmaktadır. Hürriyetini kanla kazanan halk, onurun ve sosyal adaletin de tadına varmak istemektedir.
BAŞARININ ŞARTLARI
Çok ayrıntıya girmeden bugün Halk Cephesi’nin şu temel soruya bir cevap vermesi gerekmektedir: Halk Cephesi, yüzde 10-12 gibi bir oy oranına sıkışmış bir şekilde radikal muhalif bir güç olarak kalmak mı istiyor, yoksa devrimi tam anlamıyla gerçekleştirebilmek için halkın kendi programı etrafında kenetlenmesini sağlayacak büyük bir halk gücü olmak mı istiyor?
Bu soruyu, “Halk Cephesi, Tunus’u yönetmek ve devrimin hedeflerini tam anlamıyla gerçekleştirmek istiyor” şeklinde cevaplandırdık. Bu yüzden biz bugün, cepheyi yönetebilecek bir güç haline getirebilmek için üçüncü kongremizi toplama yolunda ilerlemekteyiz.
CEPHENİN GELECEĞİ
Halk Cephesi’nin Tunus’ta geleceğin gücü haline gelmesi için bütün şartlar olgunlaşmışsa, Tunus halkı siyasi zayıflığından kurtulmaya ve öğrenmeye devam ediyor. Tunuslular bu konuda Halk Cephesi’ne parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olumlu işaretler vermiştir. Bugün Halk Cephesi’nin önünde sadece tek bir seçenek vardır, o da; tarihi koşulların kendisine yüklediği sorumluluk seviyesine ulaşmaktır. Ki buna da kadirdir. Önemli olan, hatalarımızdan ve eksikliklerimizden kurtulmak için gereken cesareti göstermek, başkalarının yaşadığı tecrübelerden faydalanmak ve bizi bekleyen halkla beraber çalışmayı öğrenmektir.
Tunus Halk Cephesi’nin yaşadığı tecrübe, birçok Arap ülkesinden, doğudan batıya kadar birçok Avrupa ve Asya ülkesinden, Latin Amerika ülkelerinden sempati topladı. Halk Cephesi, emperyalist kapitalizme karşı koyabilmek için devrimci ve ilerici güçlerin izlemesi gereken yolu açık bir şekilde ortaya koydu: Birlik yolu…
Halk Cephesi bugün evrensel bir konuma ulaştı ve bize düşen bu deneyimimizi sürdürmek ve faydasını daha da göstermektir. Aynı durum Fransa’da, İspanya’da ve daha başka ülkelerdeki dostlarımız için de geçerlidir. Aynı şekilde Arap Dünyası’ndaki dostlarımız da yurtsever, demokratik ve ilerici güçleri birleştirme konusunda hiç tereddüt etmemeliler ve dağınıklığın hiçbir fayda getirmeyeceğini bilmeliler. Zira Arap Dünyası bugün parçalanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu parçalanma tehlikesi de ülke bazında değil, Arap ezilen halkları olarak birleşmemizi gerektirmektedir.
Son olarak, Devrimci Sol’un dünyadaki yerini alıp insanlığı vahşi kapitalizmin ve emperyalizmin pençesinden kurtarması ve insanın yine insan tarafından kullanılmadığı yeni bir medeniyet inşa etmesi konusunda derin kanaatlerimiz mevcuttur.
Hamma Hamami
