İhsan Çaralan
15 Mayıs 2015’te Renault işçilerinin başlattığı metal direnişinin, sendikal hareketin başlıca ölçütlerini değiştirdiğini söylemek artık yeni bir şey söylemek değil.
Çünkü artık, eğer kafası sendikal bürokrasinin sermaye işbirlikçiliği ve patron uşaklığını da içeren sendikaları işçileri patronların isteklerine razı etmenin örgütlerine dönüştürülmesinin normlarıyla ya da sendikal mücadelenin yasalar çerçevesinde bir itiş kakışa indirgenmesi gibi tamamen sınıf dışı safsatalarla karıştırılmamışsa, artık işçilerin ana kitlesi;
1-) Hangi ideolojinin etkisi altında, hangi siyasal partiye yandaş olursa olsun, hangi milliyet, hangi din-mezhepten olurlarsa olsunlar aynı çıkarlara sahip olduklarını,
2-) Aralarında birleşmezlerse hiç bir şey kazanamayacaklarını ama birleşirlerse, taleplerini elde edecek gücü oluşturacaklarını,
3-) Farklı ideoloji ve siyasi tutumda olmalarına farklı işyeri ve işkollarında farklı ücretlerle çalışıyor olmalarına karşın, aynı sınıfın fertleri olduklarını, dolayısıyla birinin kazancının hepsinin kazancı, birisinin kaybının da hepsinin kaybı olduğunu,
4-) Sendikal bürokrasiye karşı mücadele etmeden ve sermaye ve patronlara karşı mücadeleyle sendikal bürokrasiye karşı mücadeleyi birleştirmeden talepleri elde etmede ciddi bir ilerleme sağlayamayacaklarını fark etmeye başlamışlardır.
Bu, Türkiye sendikal hareketinin, 1960’lı yıllardaki mücadelesi içinde edindiği ileri tutumdan sonra vardığı en ileri tutumudur.
Elbette bu ileri atılımın geleneksel solculuğun, örneğin 1 Mayıs’ta aynı kulvarda yürümeyi bile reddettikleri sınıfın dincilik ve milliyetçilik etkisinin en yüksek olduğu kesimi tarafından gerçekleştirilmiş olması son derece öğretici olmuştur. Ama bu atılımın Türkiye’nin gelişme ve büyüme kapasitesi açısından ve tarihsel bakımdan en önemli iş kolundaki işçiler tarafından gerçekleştirilmiş olması ise elbette hareketin yaygınlaşması ve bundan sonraki yönelişi bakımından son derece önemlidir.
Kuşkusuz ki, mücadelenin ve birlik olma bilincinin böyle hızlı bir biçimde yayılmasının baş nedeni; mücadelenin bir işçi inisiyatifi olarak başlayıp gelişmesi, sendikal bürokrasinin bölücü, mücadeleyi geri çekici etkisinin daha baştan dışlanmış olmasıdır.
Burada şöyle bir saptama daha yapabiliriz: Renault işçilerinin başlattığı ve 15 Mayıs 2015’i izleyen bir ay boyunca büyük otomotiv fabrikaları ve önemli yan sanayi işletmeleri ile çeşitli büyük metal fabrikalarına dolaysız yansıyan ama tüm sektörlerde de etkisini hissettiren metal işçilerinin direnişi, bir fabrikada başladı diye belirli fabrikalarda da bir biçimde gerçekleştikten sonra bitecek bir eylem değildi. Tersine gerek işçi sınıfımızın taleplerinin aciliyeti, sendikal bürokrasinin ihaneti ve bir önceki döneme göre daha çok itibar ve inisiyatif kaybetmiş olması, yanı sıra da mücadelede işçi inisiyatifin yaygınlaşma alametleri dikkate alındığında (ki, işçiler mücadeleyi ilerletmek için aradıkları çözümü kendi inisiyatiflerinde bulmuşlardır) alçalan ve yükselen dalgalarla sürecek, bazen tek bir fabrikada eylemle sınırlı (ya da tamamen dingin) görünürken bir anda bir işletmede başlayan eylemlerin hızla yayıldığına da tanıklık edebileceğiz. Bunu 15 Mayıs’tan beri ortaya çıkan gelişmeler içinde gördük; bundan sonra da görmeye devam edeceğiz.
Elbette ki mücadelenin önündeki işçi kesimi, her adımda yeniden öğrenerek, sendikal bürokrasinin mücadeleyi bölme ve geri çekme çabalarını boşa çıkararak ve taleplerin yeniden biçimlendirilmesinde inisiyatif almayı ihmal etmezse!
ORS/RULMAN VE RENAULT’DA MÜCADELE!
15 Mayıs’ta başlayan metal direnişinin dalgası Haziran ortalarından itibaren düşmeye başladıktan sonra da pek çok işletmede mücadele sürdü. Aslında bugün de TOFAŞ gibi Çelik-İş’in örgütlenme girişimini sürdürdüğü ya da Türk Metal’in yeniden dönmesi için Türk Metal-MESS baskılarının sürdüğü fabrikalarda ya da Türk Traktör gibi işçilerin açıkça yenilgiye uğratıldığı fabrikalarda mücadele değişik biçimde işçilerin gündemindedir. Yine Arçelik gibi, metal mücadelesinden etkilenmiş ama, “Renault’da ne verilirse biz de size vereceğiz” diyerek işçilerin eyleme geçmesini önleyen patronlar; şimdi bu vaatlerini yerine getirmekten kaçındığı için işçiler huzursuzdur ve yeni patlamalar için kıvılcımlar beklemektedirler.
Ancak 15 Mayıs sonrasındaki metal mücadelesinde öne çıkan iki işletmede mücadele, diğer işletmelerden nispeten de olsa ayrılarak, önümüzdeki döneme de ışık tutacak dersler sunarak ilerlemiştir ki, bunlardan birincisi Renault, diğeri ise Polatlı’da kurulu ORS/Rulman işçilerinin mücadelesidir.
1-) Renault deneyimi
Renault, 15 Mayıs’ta mücadelenin patlak verdiği ilk işletme olmasının yanında, son 20 yılda metal (özellikle otomotiv alanında) işkolundaki mücadelenin hep merkezinde olmuş, metal işçileri tarafından mücadelenin “lider işletmesi”, “metal mücadelesinin Amiral Gemisi” olarak görülmüştür. Bu yüzden de bütün metal direnişi boyunca işçilerin bir gözü de Renault’da olmuş; mücadeleye atılan işçiler Renault işçilerinden cesaret almış, yenilen işçiler de Renault düşmemiş, mücadeleyi sürdürüyorsa kendilerini de yenilgiye uğramamış sayan bir ruh haliyle, yeniden mücadeleye katılma umudunu korumuşlardır.
Nitekim 15 Mayıs’tan beri de Renault işçileri, Türk Metal-MESS-patron cephesi karşısında dimdik durmuş, bütün baskılara, içerden bölme oyunlarına karşı direnerek, bazı tavizler verseler de mücadeleyi sürdürecek kazanımlarla ilerlemişlerdir ve eylülün ikinci yarısında Renault işçilerinin çoğunluğu Birleşik Metal’e geçmeyi başararak, mücadelede metal işçilerine yeni bir hedef de göstermişlerdir. 2017 yılına kadar Türk Metal yetkisi devam etse de kararlılığını sürdürerek bürokrasiye teslim olmayacaklarını her fırsatta birliklerini ileri taşıyarak cevap vermektedirler.
Yukarıdan beri Renault için söylenenler dikkate alındığında Renault’un her hangi bir işletmenin işçileri gibi Birleşik Metal’in örgütlendiği bir işletme olarak görülmesi elbette ki yanılgıların en büyüğü olur. Çünkü Renault işçilerinin Birleşik Metal’de örgütlenmesi demek metal işçilerinin mücadelesinin önderliğini yapan işçilerin Türk Metal’den istifa ederek, MESS’in, Türk Metal’in ve patronun karşı durulmasına karşın Birleşik Metal’e geçmesidir. Bu aynı zamanda 15 Mayıs sonrasında Renault ile birlikte eyleme geçmiş ve Türk Metal’den istifa etmiş 30 bin metal işçisinin ve eyleme geçmeyi gündemine almış tüm metal işçilerinin (bu en azından yüz bin metal işçisi demektir) Birleşik Metal-İş’e geçmesinin de gündeme gelmesi demektir. Ki, bunun bir başka anlamı da şimdi, 15 Mayıs sonrasında mücadeleye atılmış tüm işletmelerde Birleşik Metal’in örgütlenmesinin yeni bir mücadele konusu olarak ele alınması demektir. Çünkü mücadele eden bütün metal işçilerine Renault işçilerinin çağrısı, kendilerini izlemeleri, Birleşik Metal’de örgütlenmeleridir.
Elbette ki, eğer 15 Mayıs’ın hemen sonrasında olsaydı, Türk Metal’den istifa eden her işçi doğrudan Birleşik Metal’e (BMİS) üye olurdu (burada elbette Birleşik Metal yöneticilerinin de büyük sorumluluğu vardır) ama aradan geçen zaman ve işçilerin bölünmüşlüğü gibi etkenler dikkate alındığında bunun sadece dolaylı mesajlarla olmayacağı da çok açıktır. Bu yüzden de bu mücadelenin, işyerlerinde geçmiş mücadelenin dersleri ışığında yeniden örgütlenmesini gerektirecektir ki burada da Birleşik Metal yöneticilerine ama en fazla da 15 Mayıs sonrasında mücadeleye önderlik eden işçilere çok önemli görevler düşmektedir.¹
Aslına bakılırsa bundan böyle artık Birleşik Metal de eskisi gibi kalamaz ve kalmamalıdır da. Çünkü, Renault işçilerinin katılmasıyla ve arkasından geleceklerle Birleşik Metal de kimi sol gelenekten sendikacıların birbiriyle mücadele ettiği bir sendika olmaktan çıkıp işçi inisiyatifinin sendika yönetimine yansıdığı, mücadelenin de “Nasıl bir sendikal mücadele?” tartışması etrafında biçimlendiği bir sendika olma imkanına kavuşacaktır. Bu yüzden Renault işçilerinin Birleşik Metal’e geçmesi, metal işçilerinin olduğu gibi Birleşik Metal’in yeniden yapılanması için de son derece önemli bir gelişmedir.
Bütün bunlardan da öte Renault işçileri, Birleşik Metal’de örgütlenerek sadece sendikal mücadelede metal işçilerine yol göstermekle de kalmadılar, kimi sendikal çevrelerden metal mücadelesini küçümseyen ve Türk Metal’den istifaları “Bu eğilim Avrupa’da var. Bu sendikalardan kaçış, sendikasızlaşma eylemidir. Bu yüzden bu eğilime prim vermemek gerekir” diye metal mücadelesini itibarsızlaştırmak isteyen bürokrat, ukala “sendika uzmanı” takımına, sınıf iç güdüsüyle de olsa ideolojik bir yanıt da vermiştir.
2-) ORS/Rulman deneyimi
ORS/Rulman Fabrikası bin 700 işçinin çalıştığı, ürettiği ürünle metal sektöründe çok önemli olan bir işletmedir. Ama aynı zamanda Ankara/Polatlı gibi işçi hareketi bakımından kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde olmasıyla da bugüne kadar metal işçilerinin mücadelesinde adı sanı pek duyulmamış bir fabrikadır.
İşte bu fabrikanın bin 700 işçisi, 15 Mayıs sonrasında Renault’nun estirdiği rüzgarın etkisiyle, tıpkı Bursalı sınıf kardeşleri gibi aynı üç taleple eyleme geçmiş, ama öyle sıkı bir biçimde örgütlenmişlerdir ki, Türk Metal’den istifaları Haziran ayında tamamladıktan sonra da patronun, Türk Metal’in bütün gayretlerine karşın fire vermeden mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla TOFAŞ, OTOSAN gibi işletmelerde mücadele, birkaç hafta içinde bölünüp yenilgiye uğratılmasına karşın ORS işçileri büyük bir kararlılıkla taleplerinde ısrar etmiş ve patronun saldırılarını başarıyla püskürtmüştür. Kurdukları komite işçi demokrasisinin güzel bir örneğidir. Hemen hemen tüm işçilerin katıldığı büyük bir salon toplantısında her bölümden adaylar üzerinden seçilmiş ve içlerinden de sözcüleri belirlenerek patronun karşısına tüm işçilerin insiyatifi ve gücüyle çıkmışlardır.
Nihayet, kendisi MESS üyesi olmamasına karşın MESS’in ve Türk Metal’in desteği ile ORS/Rulman yöneticileri, Ağustos ayında, 177 işçinin çıkışını vererek işçilere karşı top yekün bir saldırıya geçmişlerdir.
İşçilerin bu saldırıya yanıtı ise grev olmuştur. Ve bu “yasa dışı” grev, Türk Metal, MESS, patron, yerel devlet bürokrasisi, emniyet-jandarma güçleri, panzer, gaz, su ile işçiler ve yakınlarını yıldırma girişimlerine karşın, Polatlı halkının da gönlünü kazanarak iki hafta boyunca sürmüştür. Sonunda işçiler 33 işçinin atılması için tüm işçilerin onayı alınarak, taleplerinden önemli tavizler verirken kendi örgütlülüklerini de patrona kabul ettirerek (bu gelecek için ve mücadelenin ezilmediğini göstermesi bakımından önemlidir) patronla bir protokol imzalamak zorunda kalmışlardır.
ORS/Rulman işçileri bütün deneyimsizliklerine ve tecrit olmuş olmalarına karşın (EMEP’in direnişin başından itibaren tam desteği, direnişin ilerleyen günlerinde kamu emekçileri ve kimi işçi sendikalarından ziyaret ve Polatlı esnaf ve halkından kimi destekler elbette küçümsenemez) işçiler aralarındaki birliği bozmadıkça yenilgiye uğratılamamışlardır. Bu da işçi hareketi bakımından en önemli dersi bize bir kez daha göstermiştir. Aslında bu ORS işçilerinin şahsında öne çıkan ve patronların, Türk Metal’in saldırıları karşısında üç aydan fazla bir zaman boyunca hiçbir zayiat vermeden direnme imkanı sağlayan birlik sorunu, 15 Mayıs sonrasındaki metal işçilerinin mücadelesinde hep belirleyici önemde olmuştur. Bu da işçilerin birliğinin bir işçi mücadelesinin kazanılmasında birincil koşul olduğunu göstermektedir.
Renault ve ORS/Rulman işletmelerindeki işçilerin mücadelesi göstermektedir ki, işçiler kendi aralarında talepleri temelinde birliklerinin önemini çok hızlı bir biçimde öğrenmektedirler. Ancak bugün gelinen aşamada sadece birliğin, bir işletmedeki işçiler arasındaki birliğin önemini aşarak tüm işkollarında mücadele eden işyerlerindeki işçiler (hatta tüm işçilerin ulusal ve uluslararası birliğine) arasındaki bir birliğe evrilmesini sağlamak, önemini anlamak yetmemekte, birliğe hangi hedeflere ve hangi adımlar atılarak varılabileceğini (taktik ve stratejiye dair sorunlar) de anlamaları gerekmektedir. Burada da elbette metal işçilerinin mücadelesinin ilerlemesi için sınıfın ileri kesimlerine, sınıftan yana sendikacılara ve sınıf partisine önemli sorumluluklar düşmektedir. Bir yandan işletmeler arasındaki tecrit edilmişliği aşmak (işletmeler arasındaki bilgi alışverişini ve somut dayanışmayı sağlamak), öte yandan kazanımlar ve hareketin zaaflarını dikkate alarak yeni adımlar için mücadele taktiğinin geliştirilmesinde işçilere yardımcı olmak, metal işçilerinin sendikal birliğinin sağlanmasında artık bir birleşme merkezi olarak adım atılacak bir sendika olarak Birleşik Metal’de örgütlenmesinde yardımcı olurken aynı zamanda Birleşik Metal’in de yeni ihtiyaçlara göre mevzilenmesi için mücadeleci bir temelde gelişmesini sağlamak çok önem kazanmıştır.
METAL MÜCADELESİNDE TEMEL ZAAF İDEOLOJİKTİR!
Metal işçileri herhalde Türkiye işçi sınıfının milliyetçilik ve dini etkinin en yoğun olduğu kesimidir. Bu da işçiler arasında AKP ve MHP’yi en etkili parti yapmaktadır.
Metal direnişinde işçiler, bu burjuva sınıf dışı ideolojik hegemonya ve siyasi farklılıklara karşın, birliklerini sağlamak için ideolojik tutumlarını, siyasi tercihlerini bir yana koyarak talepleri üstünden birleşmişlerdir. Bu yüzden de birliklerini korumayı (koruyabildikleri kadar) korumuşlardır.
Kuşkusuz bugün Renault işçilerinin Birleşik Metal’i tercihleri de, henüz ideolojik ve siyasi tercihlerini değiştirdiklerini gösteren bir işaret olmadığına göre, etkisinde bulundukları ideolojik odaklar ve siyasi partilere rağmen, sendikal birliklerinin Birleşik Metal’de örgütlenmekten geçtiğini görerek, bir tercihte bulunmuşlardır.
Elbette ki işçiler, kendi deneyimlerinden çıkardıkları derslerle, eğer ideolojik tutum ve siyasi tercihlerini öne çıkarırlarsa bölüneceklerini gördükleri için böyle yapmışlardır, doğru da yapmışlardır.
Ancak böyle gidilemez. Yani işçiler ideoloji ve siyasi olarak da aralarında bir birlik kurmaya yönelmeden mücadeleyi sürdürerek, kalıcı başarılar kazanmaları olanaklı olmaz. Bu yüzden de işçiler, aralarındaki çıkar birliklerini, bölündükleri zaman kaybedeceklerini görmüş olduklarına göre; şimdi bir adım daha atarak, sınıf dışı ideolojik etkilenmelerden ve sermaye yanlısı politikalar üreten partilere bölünmüş olmak ve onlar tarafından yedeklenmekten kurtulmaları, kendi sınıflarının ideolojisi ve kendi sınıf partilerinin bayrağı altında toplanmaları gerektiğini anlamak zorunda olduklarının gösterilmesi de gerekmektedir.
Bugün metal işçilerini (ya da genel olarak işçi sınıfımızın) milliyetçilik ve dincilik-mezhepçilik (dahası çeşitli cemaat ve tarikatların) etkisi altında olduğu ve asıl olarak da AKP, MHP, CHP’nin siyasi etkisi altında bölündüğü ve metal direnişiyle sınıfın girdiği yöneliş dikkate alındığında şu saptamaları, bundan sonraki görevlerimizi dikkate alarak yapmak önemlidir:
1-) İşçilerin en somut talepleri üstünden bir mücadele çizgisinde ısrar etmek
Metal işçilerinin 15 Mayıs’ta başlayıp ilerleyen mücadelesinde, mücadeleyi yaygınlaştıran ve işçilerin az çok birlik içinde davranmalarını sağlayan kendilerinin belirledikleri “üç somut talep”² etrafında birleşmeleridir. Eğer böyle olmasa da her işçi kesimi, her işletme kendisi için önemli gördüğünü öne çıkarsalardı, mücadele daha ilk günden parçalanırdı; hatta hiçbir mücadele atılımı imkanı olmazdı.
Bu az çok hareketi izleyen herkesin gördüğü bir gerçektir. Dahası bu işçiler, eğer kendi üstlerindeki etkili milliyetçi ve dinci odakları ya da oy verdikleri, taraftarı, üyesi oldukları partilerin çizgisine göre hareket etseydi, birbirlerine karşı mücadele eder, sorunlarını patronlarla ayrı ayrı çözmek için yollar ararlardı. Nitekim işçilerin birliğinin bozulması da bu tür odakların, dinci ve milliyetçi odakların baskısıyla olmuş, tarikatlar üstünden Çelik-İş, MHP üstünden de Türk Metal işçileri bölmeye çalışmıştır. Ama bu baskılara karşın mücadelenin genel seyri içinde işçiler bu ideolojik-siyasi odakların öğütleri yerine kendi talepleri üstünden aralarındaki birliği korumaya çalışmışlardır. Bunda başarılı oldukları ölçüde de mücadeleyi ilerletmişler, bu konuda başarısız olduklarında da yenilmişlerdir.
İşçilerin Birleşik Metal’de örgütlenmeye yönelmesinin (Renault işçilerinin Birleşik Metal’e geçmeyi başarmalarının da) arkasında bugün talepleri üstünde birleşip mücadele etme kararlılığını göstermeleri vardır. Nitekim Renault işçileri, henüz eski ideolojik siyasi konumlarını değiştirmedikleri halde, kendilerinin üstünde etkili olan milliyetçi ve dinci odakların, “Birleşik Metal’e üye olmak aidatların PKK’ya gitmesidir”, “Birleşik Matal’e üye olmak terörizme destektir” gibi kara propagandasına (ve tehditlere) karşın işçiler, Birleşik Metal’e üye olmuşlardır ki bu aynı zamanda eskiden üstlerde etkili olan (bugün de sınıf talepleri dışına çıkıldığında etkili olmaya devam eden) bu odaklarla aralarındaki çelişkinin büyümesi, hatta giderek ilişkilerin kopmaya başlaması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bugün talepler üstünde bir mücadelede ısrar, sadece işçilerin sendikal birliği değil aynı zamanda ideolojik ve siyasi dönüşümü için de son derece önemli fırsatlar sunmaktadır.
Elbette işçi sınıfının (kapitalist toplumda) talepleri etrafındaki mücadelesi her zaman çok önemlidir ama bugün bu mücadele, özellikle milliyetçilik ve mezhepçiliğe karşı mücadele ve işçi sınıfının sermaye partilerinin denetiminin dışına çıkması için hayati bir önem arz etmektedir. Bu yüzden de Birleşik Metal içinde de mücadeleyi hala sol-sağ çatışması ve şu sendika kliği ile bunun arasında mücadele olmaktan çıkarak, işçilerin inisiyatif aldığı bir sendikal mücadele çizgisine yönelmesi ve tartışmanın da “Nasıl bir sendikal mücadele?” sorusuna verilen yanıt etrafında ilerlemesi, işçilerin sendikal birliği ve Birleşik Metal’in dönüşümü içinde de hayati önemde görünmektedir.
2-) Milliyetçiliğe ve mezhepçiliğe karşı işçi sınıfı enternasyonalizmi çizgisinden mücadele
Evet, metal işçileri başta olmak üzere pek çok sektörde işçiler milliyetçi ve dini kökenli ideolojilerin çeşitli versiyonlarının etkisi altındadır. Ve işçiler bu durumu sendikal mücadele içinde zaman zaman taleplerini öne çıkarıp talepleri üstünden birlikler kurarak aşmaktadırlar ama bu kısa bir süre sonra mezhep ve milliyet ayrılığı ya da egemen sınıfların, sendikal bürokrasinin milliyetçiliği kullanarak işçiler arasındaki birliği bozmaktadırlar. Nitekim Türk Metal bugüne kadar işçiler üstündeki baskısını bu sınıfa yabancı ideolojileri kullanarak, işçileri bölerek sürdürmüştür.
Bugün işçi hareketi içinde en tehlikeli akımlar, işçilerin en geniş kesimleri üstünde etkili olan milliyetçilik ve mezhepçilik temelli akımlardır. Kürtlerin özgürlük mücadelesini bölücülük olarak propaganda eden egemenler ve milliyetçi odaklar işçileri Kürt-Türk, Türk-Arap gibi bir tarafında Türkler olmak üzere bölerek amaçlarına varmak istemektedir. Öte yandan geleneksel Alevi-Sünni çelişkisi temelinde gerek Ortadoğu’daki iç çatışmalar, IŞİD vb. şeriatçı akımların uyandırdığı ve kışkırttığı Cihadcı akımlar ve çeşitli adlar altında sayısız tarikat ve cemaat işçiler içinde İslami değerlerin istismarı üstünden yaptıkları propaganda ile bölücü ve yıkıcı bir faaliyet de sürdürmektedirler. AKP Hükümeti de “muhafazakar toplum planı” çerçevesinde toplumu bölerken, en çok da işçileri bölen bir tutum izlemektedir.
Bu durum da işçiler arasında sınıf dışı ideolojilere karşı mücadelede milliyetçi ve dinci akımlara karşı mücadeleyi öne çıkarmaktadır.
Ancak şu da açık ki, bu mücadele çeşitli milliyetçi ve dini kökenli akımlar karşıya alınarak, onların her biri ayrı ayrı “eleştirilerek”, okulcu bir tarzda yapılamaz. Tersine bu mücadele işçi sınıfı enternasyonalizmi; işçi sınıfının uluslararası birliği; din, dil, milliyet farkı olmadan dünya ölçüsünde tek sınıf olması gerçeği üstünden, dincilik ve milliyetçiliğin ne anlama geldiği, bunların hangi sınıfların ideolojisi olduğu anlatılarak; işçileri günlük siyasetin içinde tutum almaya yöneltirken (siyasi mücadelenin ihtiyaçlarıyla paralel biçimde) aynı zamanda bu akımlarla işçilerin yaşantıları ve geleceklerinin bağlantılarını anlayacakları bir propaganda ile sağlanabilir. Elbette ki sınıfın acil talepleri üstündeki birliğinin ihtiyaçları da dikkate alınarak.
Yine işçi sınıfı enternasyonalizmi temelinde; dini akımların, milliyetçiliğin temeli olan anlayışların, işçi sınıfının dünya görüşü Marksizm açısından eleştirilmesi, sosyalizmin, komünizmin propagandasının yoğunlaştırılması, her tür sınıf dışı akımla mücadeleyi de kapsayacak biçimde yürütülmek durumundadır. Ve elbette bilimin verileri de bu mücadelede önemli olacaktır.
Kürt sorununun aktüelliği ve ırkçı şoven akımların kendilerine meşruiyet sağlamak için Kürtlerin özgürlük taleplerini bölücülük ve terörizm olarak suçlayarak sadece Kürt halkına karşı değil Kürt işçilerle Türk işçileri de birbirine karşı kışkırtarak, sınıfın birliğini de yakın ve somut biçimde tehdit etmektedirler. Bu yüzden de sınıf içindeki çalışmada Kürt sorunu ve Kürtlerin kaderlerini tayin hakkı tartışmalarını elbette cesaretle savunmak, egemenlerin ve ırkçı faşizan odakların bu temelde sınıfın birliğini nasıl tahrip ettiklerini göstermek bugün belirleyici önemdedir.
Yine Suriyeli işçiler sorunu da benzer biçiminde işçi sınıfının enternasyonal niteliği ve bu nitelikle bağlantılı görevleriyle sıkı sıkıya bağlı bir sorundur. Dolayısıyla enternasyonalizm, işçi sınıfının enternasyonal ve dünya ölçüsünde tek sınıf olarak varlığı ve bundan doğan sorumlulukları, tüm sınıfın eğitimi bakımından sınıf partisinin sınıf içindeki çalışmasının en temel konusudur. Ki, bu aynı zamanda işçi sınıfı, devrim, sosyalizm, yurtseverlik gibi sınıfın temel eğitim sorunudur.
3-) Sınıf partisinin programı, stratejisi ve taktiğinin işçiler, özellikle de ileri işçiler arasında propagandası
İşçilerin bugün çeşitli sınıf dışı; sosyal demokrat liberal, milliyetçi, dinci-mezhepçi akımların etkisinde olması ve çeşitli sermaye partilerinin etkisi altında siyasete katılıyor olmaları elbette ki işçi sınıfı hareketinin en önemli zaafıdır. Ancak bu sorunun aşılması sadece işçilerin bu akım ve partilerin etkisinden korunması ile sınırlı bir ajitasyonla ya da işçilerin talepleri üstünden bir mücadeleye teşvik edilmesi, sendikal birliklerinin sağlanmasına yönelik girişimlerle başarılamaz. Tersine asıl olarak; sınıfın demokrasi mücadelesine müdahalesi için girişimler yapılması, demokrasi mücadelesi ile işçi sınıfının nihai kurtuluşu arasında bağlantıyı kuran bir taktiğin hayata geçirilmesi, bu mücadele içinde sınıfın dostlarını ve düşmanlarını tanıyacağı, sınıflar mücadelesinin başına geçip onu yönlendireceği bir eğitimden geçmeyi öğrenmeleri gerekir. Bunu sınıf partisinden başka bir örgüt ya da çevre yapamaz. Bu yüzden de burada işçi sınıfının siyasi mücadeleye katılmasından söz ederken sınıfın ileri kesimlerinin parti olarak örgütlenmesi ve sınıfın partisinin çizgisinde bir siyasi mücadeleden söz ediyoruz. Bu açıdan da işçiler arasında sınıf partisinin programının, stratejisin ve taktiğini tartışılması, partinin çizgisindeki mücadelenin sınıfı nasıl birleştireceğinin gösterilmesi, bu mücadelenin deneyimleri ışığında sınıfın eğitilmesi, partinin sınıf içindeki çalışmasının da temelini oluşturmak durumundadır.
Metal işçilerinin bugün, mücadelesinin geldiği aşamada bir yandan eskiden beri etkisi altında bulundukları ideolojik odaklar ve sermaye partilerinin etkisinden kurtulmaları için bir yandan onların talepleri üstündeki birlikleri temelinde ilerlenerek bu eski odaklarla aralarındaki çelişkinin büyütülmesi, öte yandan demokrasi mücadelesine işçilerin katılmasının teşvik edilmesiyle işçilerin birliklerinin, siyasi bilinçlerinin ilerletilmesi ve nihayet işçilerin ileri kesimlerinin sınıf partisinde örgütlenmesinin; çalışmanın birbiriyle bağlantılı yönleri olarak ele alınması önemlidir.
Metal işçilerin mücadelesi, başarısıyla ve yenilgileriyle bugün geldiği yerde yukarıdaki gibi çok yönlü (sendikal, siyasi ve ideolojik boyutları olan) bir çalışmanın yapılması için, işletmelerin özellikleri ve sınıf partisin imkanları da dikkate alındığında, oldukça geniş bir işçi kesimi içinde; bundan sonra nasıl yürüneceği, birliğin nasıl oluşturulup korunacağı, sendikal mücadelenin nereye, hangi hedeflere yönelmesi gerektiği, demokrasi mücadelesi karşısında sınıfın görevleri ve sorumluluğu, işçi sınıfı partisinin programı, strateji ve taktik çizgisi üstünden mücadelenin tartışılıp değerlendirilmesi, Kürt sorunu, Suriyeli göçmen işçiler, işçi sınıfı enternasyonalizmi vb. sorunların tartışılması için oldukça geniş bir işçi kesimini öne çıkarmıştır.
Bugün sınıf partisi, bu işçilerin çalışıyor mu, işten mi atılmış, yeni bir işe girmeye mi çalışıyor olmasına bakmadan onları örgütleyip eğiterek, çalıştıkları işletmeler ya da yeni girecekleri işyerlerinde örgütlenmesinin dayanağı yapan bir çalışmayı örgütleme göreviyle karşı karşıyadır.
Dipnotlar
1. Elbette burada ideal olana vurgu yapılmaktadır. Mücadele çok yönlü sürmelidir. Örneğin BMİS’e yüklenen görevler aynı zamanda BMİS’in takındığı bürokratik eğilimleri de ortadan kaldırma mücadelesi olmalıdır. Kocaeli’de Ford işçilerinin BMİS’e üyeliklerinin sonradan ilerletilmemesi, derin bir sessizlikle geçiştirilip işçilerin moralinin bozulması ve resmen örgütlememe tutumu da BMİS’teki bürokrasinin yabana atılmaması gerektiğini gösteren en bariz örneklerdendir.
2. İşçilerin başlıca üç talebi şunlardı: 1- Bosch’taki sözleşmenin MESS’e bağlı diğer işletmelerde de uygulansın, 2-) Bu direnişten dolayı hiçbir işçi işten atılmasın, 3-) Türk Metal’i yetkili sendika olarak kabul etmiyoruz. İşçilerin sendikalarını seçme hakkına saygı gösterilsin!
