İngiliz kapitalizminin ortaya çıkışı konusunda tarihçiler ne düşünüyor?

Christopher Hill

I

  1. ve 17. yüzyıl tarihinin Marksist yorumlanışına dair ciddi ve bilimsel girişimleri İngilizce dilinde ancak son 12 yılda ortaya kondu. Bunları incelemeye başlamadan önce, burjuva bilimselliğin içine düştüğü açmazdan, makale yazarına göre Marksizmin tek çıkış yolu sunduğu açmazdan kısaca söz etmek gerekir.

Bu dönemin en büyük sorunu şudur: 1640-1660 yılları arasında İngiltere’de ortaya çıkan devrimin karakteri nedir? Esas olarak dine ilişkin bir “Püriten Devrim”** miydi? İngiliz anayasasının farklı yorumları arasındaki bir çatışma mıydı? Ya da iktidarın bir sınıftan bir başka sınıfa devredildiği Marksist anlamda bir burjuva devrimi miydi? İngiltere tarihi açısından bunun önemi neydi? 1688’deki “Şanlı Devrim” ile kıyaslanan önemsiz bir olay, bir “Ara Dönem” miydi sadece? Yoksa İngiliz tarihindeki önemi bakımından 1789 Fransız Devrimi ile kıyaslanabilecek belirleyici bir dönüm noktası mıydı?

İkinci soru ise bir öncekiyle ilgili: 1640’tan önce var olduğu biçimiyle İngiliz monarşisinin karakteri neydi? Kıta Avrupası’ndaki biçimiyle mutlak monarşi miydi? Yoksa İngilizlere özgü bir olgu muydu? Önemli bir diğer soru ise 16. ve 17. yüzyıl toplumunda ve İngiliz devriminde dinin rolü ne olmuştu?

Ortodoks akademik tarihçiler bu soruları tatmin edecek şekilde cevaplandırması zor sorular olarak görüyor. Devrimin normal kitabi yorumu, örneğin standart Oxford İngiltere Tarihi’nde¹ Bay Godfrey Davies’in getirdiği tanımlama hâlâ 1860’larda S.R. Gardiner’in ortaya koyduğuyla aynıdır: Anayasal sorunların da önem taşıdığı, esas olarak dini bir devrim. Devrimin sosyal ve ekonomik yönleri asgariye indirilmiştir: Bay Davies’in kitabında, bu sorunlar en sona iliştirilmiş ayrı bir bölüme havale edilmiştir. Bu “Püriten Devrim” anlayışı hemen hemen tüm ders kitaplarında hâlâ mevcuttur.

Oysa birçok bilim adamının son otuz yıllık ayrıntılı araştırmaları bu durumla çelişiyor. Chicago Üniversitesi’nden Profesör J. U. Nef’in ve diğer tarihçilerin eserleri, 1640 öncesinde bir “sanayi devrimi”nin olduğunu ve, Gardiner her ne kadar böyle bir devrimin farkında olmasa da, derin toplumsal sonuçlara yol açtığını ortaya koymuştur.² Profesör R. H. Tawney ve diğerleri ise, Marksistlerin toprak sahibi sınıflar içerisindeki “feodal” ve “burjuva” unsurlar olarak adlandıracağı bölünmeyi incelemişti. Bu durum 1640 öncesi yıllarda ortaya çıkmış ve iç savaştaki bölünmenin temelinde yer almıştı.³

Aynı zamanda Profesör Tawney, Laski ve diğerleri –Gardiner’in yorumu açısından temel olan– dini motifin kendi başına yeterli olduğu fikrini yerle bir etmiş ve Püritencilik ile burjuvazinin yükselişi arasındaki bağı kesin olarak göstermişlerdi.⁴ Son dönemlerde tarihçiler, Tudor monarşisinin İngilizlere özgü, sınıflar üstü bir şey olduğunu varsayan geleneksel anlayışı gözden geçirmeye başlamış ve monarşi ile toplumdaki feodal unsurlar arasındaki yakın ilişkiye vurgu yapmıştı: Toprak sahibi egemen sınıflar gibi devlet de kapitalizmin dizginsiz bir şekilde gelişmesine karşıydı.⁵

Böylece Gardiner’in yorumu bütün yönleriyle çürütülmüş oluyordu. Onun fikir sahibi olmadığı ekonomik ve sosyal çatışmalar ortaya konmuş ve vurguladığı ideolojik mücadelelerin sınıf çatışmalarıyla ilgili olduğu kanıtlanmıştı. Ta 1915’te R.G. Usher S. R. Gardiner’in Tarihsel Yöntemi’ni yayınlamış ve Gardiner’in yöntemsel yetersizliklerini çarpıcı biçimde analiz ettikten sonra şu sonuca varmıştı: “1640 İngiliz devrimi bugün de Charles için olduğu gibi bir muammadır, hâlâ çözülmeyi bekleyen bir bilmecedir.” Bugün hiçbir ciddi akademik tarihçi Gardiner’in sunduğu şekliyle “Püriten Devrim” tezini savunamaz. Ne var ki, burjuva akademik tarihçiler onun yerini alacak alternatif bir sentez de geliştirebilmiş değil.

Hilaire Belloc’un başını çektiği bir Roma Katolik propagandacılar okulu, bir tür sentez yapmaya çalıştı. I. Charles’i, bir grup kötü kapitalistin saldırgan açgözlülüğüne karşı İngiliz halkını savunmaya çalışan kral olarak tanımlıyorlar. Bu okul 17. yüzyılda Stuart hanedanlığının negatif etkilerini ve burjuvazinin ilerici rolünü göz ardı ediyor. Bazı yazarlarının etkili üslubu sayesinde belli bir popüler başarı kaydetmiş olsa da ciddi tarihçiler açısından bu okulun yorumu kaba ve tek yanlıdır.

II

İngiliz Devrimi’nin burjuva bir devrim olduğunu ifade eden Marksist düşünceden farklı olarak ne tür bir doyurucu sentezin yapılabileceğini anlamak zor. Ancak bu Marksist yorum tüm yeni olguları açıklayarak akla yatkın tutarlı bir anlatım içerisine yerleştirebilir: Kentte ve kırda yükselen burjuvazinin eski egemen sınıf ve onun devleti ile çatışmaya girmesi; yeni sınıfın ideolojisinin kurulu devlet kilisesi ile çatışmaya girmesi. İngiltere’de kapitalizm büyük ölçüde kıra dayalı olduğundan, eşrafın bir kısmı kent kapitalistleriyle ittifaka girip yeni üretim tarzına geçiş yapmıştı. Eski feodal kurum olarak Parlamento, monarşi karşısında yeni sınıfın taleplerini ileri sürmede kullanılabilirdi. 1642’de Avam Kamarası’nda çoğunluk, Lordlar Kamarası’nda ise önemli bir azınlık krala ve onun feodal destekçilerine karşı çıkmıştı.

1640-42 arası dönemde kır ve kent burjuvazisi, toplumun hemen hemen bütün sınıflarının ittifakına önderlik edebilmiş, ancak krala karşı kazanılan zaferin ardından, parlamentodaki gizli ayrılıklar gün yüzüne çıkmıştı. 1645-60 yılları arası tarih, yalnızca sınıf mücadelesi bakımından açıklanabilir. Her ne kadar “dinsel tolerans” alt sınıflara örgütlenme ve ifade özgürlüğü sağlaması bakımından önemli olmuşsa da, “Presbiteryenler”* ile “Bağımsızlar”** arasındaki çatışma sadece dini sorunlara ilişkin değildi. Bu çatışma, feodalizmin ne kadar devrimci yoldan devrileceğine dairdi ve ordunun hakimiyetini gündeme getirdi. Daha sonraki aşamada “Bağımsızlar”, Eşitlikçiler (Levellers)*** ve Kazıcılar (Diggers)**** arasındaki çatışmalar açıktan sosyal bir içerik kazanmış, burjuvazi ile devrimci küçük burjuvazi ve topraksız yarı-proleterler karşı karşıya gelmişti.⁶

Böylece Marksizm olguların yerli yerine oturduğu bir çerçeve ve daha fazla ilerlemeyi mümkün kılacak bir analiz aracı sağlıyordu.⁷ Son otuz yıl süresince devrim konusunda İngilizce en iyi tarih eserleri şu ya da bu şekilde Marksizmden etkilenmiş olanlardı.⁸ Fakat akademik tarihçiler Marksizmi eklektik kullanmıştır. Bay Usher’in ortaya attığı bilmece hâlâ cevap bulamamıştır. İngiliz tarihinde Gardiner sonrası kriz de hâlâ çözülmüş değildir. Bunun nedeni, İngiliz toplumundaki krizle ilgilidir.

Gardiner’in yorumu, bir dizi eski eserleri sentez yaparak 1848 sonrası yıllarda şekillenmiştir. 19. yüzyılın ilk yarısında Cobbett, Godwin ve Macaulay gibi radikaller İngiliz devrimini yeniden keşfedip övmeye başladılar. Fakat 1848’de, devrimlerin hâlâ gerçekleşebileceği burjuvaziye hatırlatıldı ve Paris ve Çartistler de 17. yüzyılda İngiliz burjuvazisinin üstlendiği devrimci rolü proletaryanın oynayabileceğini gösterdi. Aynı yıl Komünist Manifesto politikanın sınıf tahlilinin ne tür sonuçlara yol açabileceğini gösterdi.

Böylece Gardiner’in “Püriten Devrim” tezi burjuvazinin imdadına hızır gibi yetişti. Bu tez, Guizot’un daha önce İngiliz Devrimi üzerine yaptığı ve o güne kadar standart olarak görülen sınıf tahlillerini aşıyordu. Gardiner, dini çatışmaları vurgulayarak 17. yüzyıl iç savaşını uzak bir geçmişe ötelemişti: “Artık din için savaşmıyoruz.” Bu önceki kuşaklara göre üstünlük duygusu, Kraliçe Victoria dönemi İngilteresi’nin yayılan kapitalizminin kendi halinden hoşnutluğuna uygun düşüyor ve 17. yüzyıl devrimcileri ile 19. yüzyıl tarih öğrencileri arasına bariyer kuruyordu. Diyalektik olmadığı için, Victoria dönemi “ilerleme” anlayışı, insanı geçmişinden koparma eğilimi gösteriyordu.

Kapitalizm nihai krizine girerken bütün burjuva varsayımlar eleştiri hedefine konuyor. Araştırmacıların özenli çalışmasıyla konan olgular, Usher’in 34 yıl önce gösterdiği gibi, Gardiner’in yorumunu çürüttü. Fakat burjuvazinin bunun yerine koyacağı başka bir şey de yok. Nasıl yapsın ki? Tawney ve Laski Fabian Topluluğu ile ilişkide; Laski İşçi Partisi’nin Yürütme Kurulu başkanı. Bu tür insanlar kapitalizmin varsayımlarını eleştirebilir. Fakat onların yerine koyacakları tutarlı bir şey de yoktur; çünkü böyle yapmaları kendi siyasal varlıklarını tümden inkâr etmek demektir. Marksizmi tümüyle kabul etmiş olsalardı politikada reformist olmazlardı artık.⁹

III

Yani yeni bir senteze ihtiyaç vardı. Her yıl daha az şey hakkında daha çok bulgu ortaya koyan burjuva akademik uzmanlar bu ihtiyacın farkında olmadığı gibi, onu karşılayabilecek durumda da değillerdi. Bu yeni sentezin tarihçilere dışarıdan gösterilmesi gerekiyordu ve öyle de oldu. SSCB’den geldi bu sentez.

1938 öncesinde 16. ve 17. yüzyıl tarihine ilişkin İngilizce Marksist eser pek yoktu. Engels’in Almanya’da Köylü Savaşı’nın İngilizce çevirisi ancak 1926’da yayımlanabilmiş ve onun yorumu İngiltere’de 1890’larda ilk İngiliz Marksistlerden E. Belfort Bax tarafından popüler hale getirilmişti;¹⁰ fakat Bax’ın eseri akademik çevrelerde fazla etki göstermedi. 1933’te Roy Pascal’ın Alman Reformasyonunun Sosyal Temeli adlı bilimsel çalışması ancak İngiliz tarih okurlarına Protestanlık yorumuna dair ciddi ve orijinal bir yaklaşım getiriyordu.

Bu arada Kautsky’nin Thomas More ve Ütopyası adlı kitabı Bağımsız İşçi Partisi tarafından 1927’de yayınlanmış, Bernstein’ın Cromwell ve Komünizm’inin yayımlanması ise 1930’u bulmuştu. Fakat Kautsky’nin eseri kapsam olarak sınırlıyken Bernstein’ınki de onun genel “revizyonist” bakış açısından etkilenmişti. Ancak İngiliz bilim adamları İngiliz devrimi konusunda Sovyet araştırmalarını edindiklerinde, ortaya çıkan yeni bir trend bariz olarak görülür.

1931’de Sovyet Profesör B. Hessen’in Uluslararası Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresi’ne “Newton’un Principia’sının Sosyal ve Ekonomik Kökenleri” başlığıyla sunduğu yazısı büyük çalkantı yarattı. Bu makale İngiliz tarihçileri ve bilimcileri arasında bugün hâlâ tartışma konusudur. Ancak bu, heyecan verici bir yeni spekülasyon dünyasına kısa bir bakış olmuştu. Bunun ardından C. Hill’in Economic History Review’da 1938’de yayımlanan ve tüm alan üzerinde geniş bir inceleme çabası olan “İngiliz Ara Dönemi’ne İlişkin Sovyet Yorumları” başlıklı makalesi geldi. 1940’ta yine aynı yazarın The English Historical Review’da yer alan “Ara Dönem’de Tarım Yasaları” başlıklı makalesi ise büyük ölçüde Sovyet Profesörü S. I. Arkhangelsky’nin araştırmasını¹¹ temel almış ve İngiliz devrimi tarihinde toprak mülkiyetindeki değişimlerin ve bunlar etrafında yürütülen mücadelelerin önemine dikkat çekmişti.

Bu arada ilk geniş kapsamlı Marksist İngiltere tarihi daha sonra Komünist bir belediye meclis üyesi olan A. L. Morton’un yetenekli kaleminden çıktı. A People’s History of England ilk kez 1938’de Left Book Club (Sol Kitap Kulübü) tarafından büyük ebatta yayımlandı ve hemen büyük bir etki yarattı. Kitabın 16. ve 17. yüzyılları konu alan 150 sayfası dönemi Marksist bakış açısıyla geniş çaplı olarak ilk kez yeniden yorumlama, dahası konuya en iyi popüler giriş olanağı sunuyordu.¹²

Bu konuya ilişkin genel senteze farklı açılardan başka katkılar da yapıldı. Jack Lindsay’in John Bunyan’ı (1937) bu büyük Baptistin başta Eşitlikçiler (Levellers) olmak üzere devrimci hareket ile bağlantısına vurgu yapıyordu. H. Holorenshaw’ın The Levellers and the English Revolution (1939) kitabı ise, Eşitlikçiler hareketini daha bütünlüklü incelemiş ve Left Book Club tarafından yaygın dağıtılmıştı. C. E. Gore’nin Komünist Enternasyonal’de* (1938) “1688 Şanlı Devrimi’nin 250. Yıldönümü” başlıklı makalesi ise 1688’de parlamentonun kansız bir biçimde üstünlük sağlamasını, 1640-49 döneminde eski düzeni yenerken dökülen kana bağlıyordu.

1940 İngiliz Devrimi’nin 300. yıldönümü nedeniyle 1640, İngiliz Devrimi başlıklı bir makaleler derlemesi yayımlandı. C. Hill’e ait ilk makale, yukarıda söz edilen çerçevede devrim üzerine kısa bir Marksist değerlendirme yapmaya çalışmıştı. “İngiliz Devrimi’nde Çağdaş Materyalist Toplum Yorumları” başlıklı Margaret James’e ait ikinci makale ise Kazıcı hareketin liderlerinden Gerrard Winstanley ve James Harrington’un yazılarını konu etmişti. Edgell Rickword imzalı üçüncü makale “Devrimci Entelektüel Milton” hakkındaydı. Hill’in yazısı o dönem The Labour Monthly’de** eleştiri konusu edilmişti, fakat bu yazının genel tezleri bugün sanırım İngiliz Marksistlerin çoğu tarafından kabul görmektedir. Bu derleme bir bütün olarak çözümsüz kalan birçok sorunun incelenmesinde başlangıç noktası teşkil etmiştir.¹³

Marksizm genç tarihçiler arasında en güçlü konumda olduğundan, savaş, Marksist tarihsel yazılarda tam bir durmaya neden oldu. Brian Pearce’nin “Elizabeth Dönemi Gıda Politikası ve Silahlı Kuvvetler” başlıklı makalesi Tudor devletini anlamamıza katkıda bulunmuştur.¹⁴ 1944’te L.D. Hamilton’un düzenlemesiyle Gerrard Winstanley’nin yazılarından oluşan bir Seçme Makaleler kitabı yayımlandı. Ütopyacı Komünist Winstanley, Londra’nın hemen dışında St. George’s Hill’deki boş bir arazide 1649-50’de komünist bir koloni kurmaya çalışan Kazıcılar (Digger) hareketinin lideriydi. İlginç tarihsel ve ekonomik teoriler ortaya koyan ve politik sınıf tahlili yapan bir dizi kitapçık yayınlamıştı.¹⁵ T.A. Jackson’un İngiltere’nin ilk sömürgesinin tarihini ele alan Ireland Her Own adlı kitabı İngiliz devriminde İrlanda’nın rolüne dair iki önemli bölüm içeriyordu.¹⁶ İrlanda ve sömürgeler tarihi konusunda Profesör D.B. Quinn bir dizi bilimsel ve daha özel alanlara ilişkin makaleler kaleme aldı.¹⁷

İngiltere tarihi ile ilgili bugüne kadar yazılmış en önemli eser, İngiliz Marksist M.H. Dobb’un 1946’da yayımlanan Kapitalizmin Gelişimi Üzerine İncelemeler adlı kitabıdır. Bir ekonomistin kaleme aldığı bu bilimsel eser, İngiliz devrimini, Avrupa çapında kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak bir perspektife oturttu. Bir uzman incelemesiyle Dobb, devrimin temel nedenlerinin ekonomik ve sosyal olduğunu ve bu nedenleri kapitalizmin yükselişinde aramak gerektiğini gösterdi. Ticaret sermayesinin tarihsel rolü konusundaki dikkatli araştırmalarıyla, İngiliz Marksistleri arasında günümüze kadar süren birçok kafa karışıklığına ışık tuttu.

Dobb, ekonomik faaliyetlerinin özelliği gereği tüccarların, mevcut ekonomik ve siyasal düzene karşı çıkmak zorunda kalmadan feodal toplumun gözenekleri arasında huzurlu bir şekilde varlığını koruyabileceğini gösterdi. Dobb, bu karşı koyuşun ancak yeni bir üretim tarzının doğmasıyla, tarımda ve sanayide kapitalist üretim ile söz konusu olduğunu kanıtladı. Dolayısıyla devrim süreçleri, özellikle toprak transferleri ve 1651 Kabotaj Yasası’nın başlattığı yeni dış ve emperyal politika, pazar elde etmek için devlet iktidarının kullanılması, İngiltere’de sermaye birikimini büyük ölçüde canlandırdı ve 18. yüzyıl sanayi ve tarım devrimlerini hazırladı.¹⁸

Dobb’un kitabı büyük ilgi gördü; İngiliz Marksistleri arasında tartışma konusu oldu. Birçok alanda ilerlemeye yol açtı. Christopher Hill’in Science & Society dergisindeki bir makalesi, toprak mülkiyeti ve icarla ilgili sorunların devrimdeki önemine dair ekstra delil sunmuş oldu.¹⁹ The Modern Quarterly dergisinde yazdığı önemli bir makalede Allen Merson, Kabotaj Yasası’nın İngiliz kapitalizminin ve Britanya İmparatorluğu’nun gelişmesindeki etkilerini inceledi.²⁰

Dobb’un özellikle ticaret sermayesinin rolü konusundaki araştırması, Tudor monarşisinin karakteri konusunda İngiliz Marksistleri arasında 1947-48’de yürütülen ateşli tartışmalarda çok yararlı oldu. Communist Review dergisinin Temmuz 1948 tarihli sayısında yayımlanan “Tudor ve Stuartlar İngiltere’sinde Devlet ve Devrim” başlıklı makale bu tartışmaların nihai ürünüdür. Bu makale, 1640 öncesi 150 yılda hüküm süren İngiliz monarşisinin kıta Avrupası’ndaki gibi mutlak monarşi olduğu, toprak sahibi feodal sınıfın ise egemen sınıf olduğu sonucuna varıyordu. Tudor ve ilk dönem Stuart mutlakiyetinin özellikleri, örneğin çağdaş Fransız monarşisinden ayırt ediliyor ve İngiltere’nin ilginç koşullarının sonucu olarak dikkatle inceleniyordu. Bu makale, İngiliz Devrimi’nin karakterine ilişkin Labour Monthly dergisinde 1940-41 döneminde başlatılan tartışmaların özeti olarak görülebilir.

Bu makalenin sınırları, son birkaç yılda İngiliz Marksistlerin yaptığı birçok katkıyı tam olarak ele almayı mümkün kılmıyor. 1947’de Profesör D.B. Quinn, Sir Walter Raleigh ile ilgili popüler bir araştırma yayımladı.²¹ Modern Quarterly’de ve başka dergilerde çıkan çok sayıda makale, Shakespeare’in bazı oyunları ile Thomas Hobbes, Andrew Marvell ve John Milton’un eserlerinin devrim öncesi ve devrim dönemi İngiltere’sinin genel sosyal yapısını yansıttığını vurguladı.²² I. Charles’ın idamının ve ilk İngiliz cumhuriyetinin kuruluşunun 300. yılı vesilesiyle, özellikle 1949’da, Communist Review, Labour Monthly, Our Time, World News and Views ve Daily Worker dergilerinde bir dizi popüler makale yayımlandı.²³ 300. yıl anısına A.L. Morton’un İngiliz Devrimi’nin Hikâyesi adlı broşürü ve Modern Quarterly özel sayısı çıkarıldı. Bu sayıda, farklı alanlardaki Marksist akademisyenlerin ustaca yazılmış makaleleri yer aldı. Morton’un önsözüne ek olarak, Milton ve Winstanley konusunda, devrimin devlet, imparatorluk, eğitim ve bilim üzerindeki etkisine dair ayrı ayrı makaleler kaleme alındı.

1949’da ayrıca E. Dell ve C. Hill editörlüğünde, 17. yüzyıl belgelerinden derleme The Good Old Cause (Haklı Eski Dava) adlı kitap yayımlandı. 500 sayfalık bu kitap, çağdaş verilerden yola çıkarak İngiliz devriminin karakteri ve sonuçlarına ilişkin genel Marksist tezleri ortaya koymayı, devrimde yer alan insanların aslında burjuva tarihçilerin yüz yıldır yaşadığından daha az kafa karışıklığı yaşadığını göstermeyi hedefliyordu.

Marksistlerin 17. yüzyıl edebiyatı ve bilimi alanında yaptığı çalışmaları E. Meyer çok iyi şekilde müzik alanında yaptı. English Chamber Music (İngiliz Oda Müziği) (1946) kitabı, ancak bir Marksistin tasarlayabileceği güçte bir eserdir; Ortaçağ’ın sonlarından Purcell’e kadar İngiliz müziğinin altın çağının ortaya çıkışı, dönemin sosyal ve siyasal dönüşümleri ile yakın bağlantılı bir şekilde ele alınmıştı.²⁴

Christopher Caudwell’in etkileyici yazıları daha geniş bir perspektif sundu. 1937’de İspanya’da Uluslararası Tugaylar’da savaşırken 29 yaşında ölen bu muhteşem komünist, İngiliz Marksistler tarafından bile önemi henüz yeterince anlaşılmamış eserler bıraktı… Illusion and Reality (Yanılsama ve Gerçeklik), A Study of the Sources of Poetry (Şiirin Kaynakları Konusunda Bir İnceleme) (1937), şiirin çevre ile ilişkisine dair aydınlatıcı fikirlerle doludur. Ayrıca mutlak bir biçimde dizginlerden yoksunluk şeklinde tarif edilen burjuva özgürlük yanılsamasını da özel olarak ele almaktadır. Bu anlayışın kökeni ele aldığımız döneme dayanıyor. Caudwell, toplum dışında hayali bir özgürlük arayışı içinde olan aydınlar açısından bu anlayışın içerdiği çelişkileri de ortaya koyar. Studies in a Dying Culture (Ölen Bir Kültür Üzerine İncelemeler) (1938) ve Further Studies in a Dying Culture (1949) adlı eserlerinde bu konuları ele almıştır.

Caudwell’in Crisis in Physics (Fizikte Kriz) (1939) eseri ise yanıltıcı bir başlık taşır. Bu çalışma, burjuva ideolojisindeki krizi bir bütün olarak ele almaktadır. Bu krizi anlamak için Caudwell burjuva ideolojinin köklerinin dayandığı 17. yüzyıla kadar gider. Bu kitap, mekanik materyalizmle, burjuvazinin üretim süreçlerinden kopması ve piyasa örtüsü nedeniyle tüm burjuva fikirlerin özünde olan ikicilikle ilgili heyecan verici fikirlerle doludur.

Caudwell’in eserleri dar anlamıyla tarihten öte bir şeydir; 17. yüzyılı araştıran tarihçiler, onun eserlerini inceledikten sonra yeni bir ilham almış olarak 17. yüzyıl düşüncesini ele almıştır. İngiliz Marksist tarihçiler İngilizce önemli bir eser ortaya koyamadan Caudwell öldü; fakat onun bu dönemdeki tarihsel süreçlere yaklaşımı bazen de esrarengiz olmuştur. Büyük Marksist klasiklerde olduğu gibi onun eserleri de tümüyle sonucuna vardırılmamış parlak önermeleri içermektedir.²⁵

  1. ve 17. yüzyıl İngiltere tarihine ilişkin İngilizce yayımlanmış Marksist çalışmaların başarısını özetleyebilir miyiz?

Öncelikle, Marksistler, 16. ve 17. yüzyıl konusunda son dönemlerdeki araştırmaların acil bir ihtiyaç olarak kendisini dayatan genel sentezini yapabileceklerini göstermiştir. Yapılacak çok iş var, ama bugüne kadar hiçbir düşünce akımı, Marksizmin ortaya koyduğu yorumla kıyaslanabilecek başka bir yorum getirememiştir.²⁶

Dobb’un usta kitabı, Hill’in Profesör Arkhangelsky’nin tarım yasaları konusundaki çalışmalarına dair özeti ve Merson’un devrim ve imparatorluk üzerine makalesi ile sağlam bir ekonomik temel ortaya konmuştur. Communist Review’da yayımlanan “Tudor ve Stuart İngiltere’sinde Devlet ve Devrim” konulu makale ile The Modern Quarterly’nin İngiliz Devrimi’nin 300. yıldönümü özel sayısı, söz konusu dönemdeki ekonomik değişimler ile devlette meydana gelen değişimler arasındaki bağlantıya dair Marksistlerin net bir fikir sahibi olduğunu göstermektedir; ve çağdaş tarihsel yazım alanında başka hiçbir akım bu berraklıkla yarışabilecek düzeyde değildir. Morton’un A People’s History of England adlı kitabı ile Hill’in 1640 İngiliz Devrimi kitabı, öğrenciler ve diğer kesimler için Marksist yorumları herkesin anlayabileceği bir tarzda erişilir kılmıştır.

İkincisi, Marksist yaklaşım, 16. ve 17. yüzyıldaki yaşamı tüm yönleriyle bir tek resimde ortaya koyma imkânı veriyor. Okurlar, Marksist tarihçilerin, Kral I. Charles ve Oliver Cromwell’in yanı sıra Shakespeare’i, Milton’u, Hobbes’u, Bunyan’ı, Purcell’i tartıştığını; sanayi, tarım ve ticaretin yanı sıra eğitim, bilim ve felsefeyi ele aldığını; ideolojik ve siyasi üstyapıdaki değişimin ekonomik değişim ile bağlantılı olduğunu görecektir.

Günümüz burjuva biliminin özelliği, çıkmazları olan uzmanlık alanlarıdır. Burjuva uzmanları 17. yüzyıl edebiyatına, müziğine ve mimarisine büyük bir dikkat atfediyor; ama bunların ekonomik ve sosyal koşullarla bağlantısını kurmak için çaba göstermiyor.²⁷ Marksistlerin çok yönlü çalışması, tarih yazımında yeniden bu bağlantıyı kurmanın nasıl mümkün olduğunu gösteriyor. Caudwell’in muhteşem spekülasyonları, bu birleştirme sürecini gelecekte de devam ettirecek araştırmalara ipuçları sunmaktadır.²⁸

Hâlâ çözüm bekleyen büyük sorunlar var. İcar, toprak transferleri, ücretli emeğin ilk biçimleri, kazalarda ve hatta Londra’da sınıf mücadelesi gibi konularda henüz yeterli bilgi sahibi değiliz. Mali, anayasal, sınai ve dini tarihin yanı sıra İskoçya, İrlanda ve sömürgeler tarihinin tümden yeni bulgular ışığında gözden geçirilmesi gerekiyor. 17. yüzyıldaki fikirler savaşı konusunda, bilimin gelişmesi konusunda Marksistler yeni ve ufuk açıcı çok şey söyleyebilir. Fakat Marksizm bütün bu alanlarda bir referans çerçevesi sunacaktır. Tarih araştırmacısı, kendi sorunlarına söylenen, dönemle ilgili diğer araştırmacıların yorumlarını ihmal eden hatta onlarla tezata düşen izole bir birey olmaktan çıkacaktır. Marksizm tarihte yeniden birliği sağlayacaktır, çünkü kadını erkeğiyle, çalışan, acı çeken, gerçek ve canlı insanı olayın merkezine koymakta, sadece onların soyut fikirleri ve ussallaştırmaları ile uğraşmamaktadır.

Marksist bir yaklaşımda anlaşmak, çok sayıda tarihçinin kolektif çalışmasına olanak sağlar. Eldeki mevcut ayrıntılı bilgileri sentez etmenin tek yolu budur. Bu nedenle örneğin 1640 İngiliz Devrimi kitabındaki ilk makale ile Communist Review dergisindeki “Tudor ve Stuart İngiltere’sinde Devlet ve Devrim” makalesi bu tür kolektif bir tartışmanın ürünüdür. Morton’un A People’s History of England kitabının 1949’daki yeni baskısı, Marksist tarihçiler arasındaki ilk tartışmalardan epeyce yararlanmıştır. Ve bunlar sadece ilk ürünlerdir. Marksist tarihçilerin sayısı arttıkça, ortak çalışmanın sağlayacağı entelektüel teşvik ve emek tasarrufu da Marksist eserlerde nicel ve nitel artışa yol açacaktır.

Üçüncüsü, burjuva devrimine Marksist bakış açısı, İngiliz Devrimini İngiltere tarihinde hak ettiği merkezi yerine oturtmakta ve bu başlangıçtan günümüze İngiliz tarihinin bütün gelişimini aydınlatmaya yardımcı olmaktadır. 17. yüzyıl devriminin doğru değerlendirilmesi, İngilizlerin yaşamında bugün yeri olan bazı özellikleri anlamamıza da yardımcı olacaktır: monarşinin ve Lordlar Kamarası’nın devamı, İngiliz parlamentarizmi ve “İngiliz uzlaşmacılığı”, İngilizlerin bağdaşmamacı özelliği ve radikal hareketlerin pacifist geleneği gibi özellikler. Bütün bunlar, İngiliz burjuva devrimi gibi, incelenip açıklanabilir özgünlükler nedeniyle böyledir, mistik bir “Anglo-Sakson” gelenek yüzünden değil.

Son olarak, İngiliz halkından koparılan bir mirası ancak Marksist yaklaşım yeniden ona kazandırabilir. Her Fransız açısından 1789’un derin bir anlamı vardır; fakat çoğu İngiliz için 1640 hiçbir şey ifade etmez. Fransa’da Jakobenler bugün hâlâ hayattadır; ama aynı şey İngiltere’de Eşitlikçiler açısından geçerli değildir. Anlamsız bir Püriten Devrim teorisi 17. yüzyıldaki atalarımızla günümüz İngilizleri arasındaki, onların mücadeleleri ile bizim mücadelelerimiz arasındaki farklara vurgu yapıyor. Böylece öğrenciler ülkelerinin tarihinde en ilginç dönemleri sıkıcı buluyor. Toplumun birliğini, siyasi ve ideolojik çatışmaların sınıf temelini ortaya koyan Marksizm geçmişi yeniden canlı kılabilir. “Birlikten güç doğar. Bu da düşman için ürkütücüdür” diyen Oliver Cromwell; kralın katlini savunan büyük şair Milton; halkın egemenliğini kitlelere ilk ilan eden Eşitlikçiler; komünizmi ilk kez siyasi program haline getiren Kazıcılar; bütün bunlar ve daha niceleri, İngiltere’de ve başka yerlerdeki ilerici hareketin gurur duyacağı kişilerdir.

İngiliz halkının 300 yıl önceki devrimci başarılarına 1949’da sahip çıkan Komünist Partisi oldu. Burjuvazi kendi devrimci geçmişini unutmak istiyor. Marksistler ise halkı geçmişine kavuşturuyor.

Oxford Üniversitesi, Balliol Koleji

Açıklama notları

* Science & Society adlı derginin Cilt 14, No. 4, Sonbahar 1950 sayısından Aynur Toraman tarafından çevrilmiştir.

** Püriten – Kendini “saflığı” aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin ve ibadet şeklidir. 16. yüzyıl sonları ile 17. yüzyılda ortaya çıkmış ve İngiliz Kilisesi’nin Roma’daki Katolik Papalığın etkisinden tümüyle arındırılmasını talep etmiştir. [Ç.N.]

* Presbiteryen – Protestanların bulunduğu Reforme Kilise mensuplarına verilen ad. 16. yüzyıl başlarında ortaya çıkan ve Calvin tarafından geliştirilen bu sistem Kraliçe Elizabeth devrinde de İngiltere’ye girmiştir. Presbiteryenlik, piskoposların krallıkça atanmasını reddeder, her kilisenin, kilise ulularının –yerel kodamanların– egemenliği altında olmasını savunur. [Ç.N.]

** Bağımsızlar, her yerel dinsel topluluğun herhangi bir dışsal otoriteden bağımsız bir kilise oluşturduğunu düşünen dinsel öğretiyi savunurlar. [Ç.N.]

*** Leveller – İnsanlar arasında eşitliği temel alan bu siyasi hareketin eşitlikçi ve devrimci düşünceleri, Oliver Cromwell’in 1645’te kurduğu Yeni Ordu saflarında da büyük destek bulmuş, 19. yüzyılda da Çartist hareketin taleplerine kaynaklık etmiştir. Ancak eşitlik, ifade özgürlüğü, laik cumhuriyet gibi talepleri olan bu demokrasi hareketi fazla uzun sürmemiş, liderleri ihanetle suçlanarak 1649’da Cromwell’in askerleri tarafından öldürülmüştür.

**** Digger – İngiliz İç Savaşı döneminde ortaya çıkan radikal bir siyasi hareket. Modern anarşizmin ve tarım sosyalizminin öncüleri olarak görülürler. Kamuya ait topraklara el koyup tarım komünleri oluşturmuşlardır. [Ç.N.]

* Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu’nun aylık yayın organı.

** Büyük Britanya Komünist Partisi’ne (CPGB) yakın aylık dergi. Doğrudan parti tarafından yayımlanmasa da, 1921-1981 tarihleri arasında varlığını sürdüren derginin kurucusu ve editörlüğünü parti üyesi ve teorisyenlerinden R. Palme Dutt yapmıştır.

Dipnotlar

1. Godfrey Davies, The Early Stuarts, Oxford, 1937.

2. J. U. Nef, The Rise of the British Coal Industry (1932), 2 cilt; “The Progress of Technology and the Growth of Large Scale Industry in Britain, 1540-1640”, Economic History Review, V (1934); “Industry and Government in France and England, 1540-1640”, American Philosophical Society, Memoirs, XV (1940). A. P. Wadsworth ve J. de L. Mann, The Cotton Trade and Industrial Lancashire, 1600-1780 (1931). G. D. Ramsay, The Wiltshire Woollen Industry in the Sixteenth and Seventeenth Centuries (1943). G. N. Clark, The Wealth of England from 1496 to 1760 (Home University Library, 1946).

3. R. H. Tawney, “The Rise of the Gentry, 1558-1640”, Economic History Review, XI (1941). H. J. Habakkuk, “English Landownership, 1680-1740”, Economic History Review, X (1940). L. Stone, “The Anatomy of the Elizabethan Aristocracy”, Economic History Review, XVIII, no. 1-2 (1948).

4. R. H. Tawney, Religion and the Rise of Capitalism (1926); H. J. Laski, The Rise of European Liberalism (1936); R. B. Schlatter, Social Ideas of Religious Leaders, 1660-1688 (1940); ve diğer yazarların çeşitli eserleri. Kapitalizm ile Kalvinizm arasındaki ilişkinin nedensel özelliğine dair İngilizce yayın sayısı oldukça fazladır. Çoğu tarihçi bu bağlantının varlığını kabul etmektedir. Bu ilişkiyi ilk ortaya koyan Marx ve Engels olmuştur. İngiltere’ye Max Weber’in yazıları ile çarpıtılmış halde gelmiştir.

5. L. Stone, “State Control in Sixteenth Century England”, Economic History Review, XVII (1940); “The Anatomy of the Elizabethan Aristocracy”, aynı yer, XVIII (1948); “Elizabethan Overseas Trade”, aynı yer, Second Series, II (1949). J. E. Neale, The Elizabethan Political Scene, Raleigh Lecture on History (1948).

6. Parlamento yanlıları arasındaki sınıf ayrılıklarının özellikleri konusunda bilgi sahibi olmamızda, “Amerikan yaşam tarzı”nın kökenlerini İngiltere’deki eski demokrasi tarihinde arayan Amerikalı tarihçilerin araştırmalarının büyük katkısı olmuştur.

7. Marx ve Engels’in İngiliz devrimine dair düşüncelerinin kısa bir özeti için bkz. C. Hill, “Marx ve Engels’in Yorumuyla İngiliz İç Savaşı”, Science & Society, XII (1948). [Bu makalenin Türkçesi için Özgürlük Dünyası’nın bir önceki sayısına bakınız. Ç.N.]

8. Yukarıda adı geçen Tawney, Laski, Schlatter ve Stone’un yazılarına ek olarak, H. R. Trevor-Roper, Archbishop Laud (1940) ve D. W. Petegorsky, Left Wing Democracy in the English Civil War (1940).

9. Tawney’in baş savunucularından biri olan Dr. Margaret James daha sonra Marksizmi benimsemiştir. James’in ölümü, İngiliz tarih araştırmaları açısından büyük bir darbedir. Ondaki düşünsel gelişim, eserlerinde görülebilir: Social Policy During the Puritan Revolution (1930); England During the Interregnum (1935), M. James ve M. Weinstock’un ortak derlemesi; “The Effect of the Religious Changes during the Sixteenth and Seventeenth Centuries on Economic Theory and Development”, European Civilization, Its Origin and Development, ed. E. Eyre, Cilt V (1937); “Contemporary Materialist Interpretations of Society in the English Revolution”, The English Revolution, 1640, ed. C. Hill (1940); “The Political Importance of the Tithes Controversy in the English Revolution, 1640-1660”, History, XXVI (1941). Profesör Tawney’in kendisi de ilk dönemlerdeki Fabiancı politikalarını daha sonra epeyce aşmıştır.

10. E. B. Bax, The Social Side of the Reformation in Germany, 3 cilt: Cilt 1, German Society at the Close of the Middle Ages; Cilt 2, The Peasants’ War in Germany, 1525-1526; Cilt 3, Rise and Fall of the Anabaptists (1894-1903).

11. C. Hill, “Soviet Interpretations of the English Interregnum”, Economic History Review, VII (1938); “The Agrarian Legislation of the Interregnum”, English Historical Review, LV (1940).

12. A People’s History of England’ın Lawrence & Wishart tarafından 1949’da geniş kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmiş ikinci baskısı tavsiye edilir. Ayrıca bkz. Daphne May, A Study Guide to a People’s History of England.

13. Kısmi olarak gözden geçirilmiş ikinci baskısı 1949’da yapıldı. Kitap hakkındaki yorumlar için bkz. The Labour Monthly, XXII (1940) ve XXIII (1941).

14. Economic History Review, XII (1942).

15. Gerrard Winstanley’in Tüm Eserleri, G. H. Sabine editörlüğüyle 1941’de Cornell University Press tarafından yayımlandı. D. W. Petegorsky’nin Left-Wing Democracy in the English Civil War (1940) adlı çalışması Winstanley’in yaşamı ve eserlerinin yarı Marksist değerlendirmesini içermektedir. Ayrıca bkz. E. D., “Gerrard Winstanley and the Diggers”, The Modern Quarterly, IV (1949).

16. İrlanda tarihiyle ilgili Marksist eserler arasında James Connolly’nin Labour in Ireland (Dublin, 1920) adlı mükemmel çalışmasından da söz etmek gerekir.

17. D. B. Quinn, “The Early Interpretation of Poyning’s Law, 1494-1534”, Irish Historical Studies, II (1941); “Agenda for Irish History, 1461-1603”, aynı yer, IV (1945); “Edward Walshe’s ‘Conjectures’ Concerning the State of Ireland (1552)”, aynı yer, V (1946-1947); “A Discourse of Ireland” (yaklaşık 1599): “A Sidelight on English Colonial Policy”, Proceedings of the Royal Irish Academy, XLVII, Section C, no. 3 (1942); “Government Printing and the Publication of the Irish Statutes in the Sixteenth Century”, aynı yer, XLIX, Section C, no. 2 (1943); “Sir Thomas Smith (1513-77) and the Beginnings of English Colonial Theory”, Proceedings of the American Philosophical Society, LXXXIX (1945).

18. Kapitalizmin Gelişmesi Üzerine İncelemeler kitabı hakkında ayrıntılı değerlendirmeler için R. Hilton ve C. Hill’in The Modern Quarterly, II (1947)’deki yorumlarına bakınız.

19. C. Hill, “Land in the English Revolution”, Science & Society, XIII (1948-49).

20. Allen Merson, “The Revolution and the British Empire”, The Modern Quarterly, IV (1949).

21. D. B. Quinn, Raleigh and the British Empire, English Universities Press, 1947.

22. C. H. Hobday, “The Social Background of King Lear” ve K. Muir, “Timon of Athens and the Cash Nexus”, Modern Quarterly Miscellany, no. 1; C. Hill, “Society and Andrew Marvell”, The Modern Quarterly, I (1946); M. Visick, “John Milton and the Revolution”, aynı yer, IV (1949). C. Hill, R. W. Sellars, V. J. McGill ve M. Farber’in editörlüğünü yaptığı Philosophy for the Future adlı ortak çalışmaya “Hobbes and English Political Thought” başlıklı bir bölümle katkıda bulunmuştur (New York, 1949).

23. Özellikle bkz. C. Hill, “England’s Democratic Army”, Communist Review, Haziran 1947; D. May, “The Putney Debates”, aynı yer, Ocak 1948; C. Hill, “The Fight for an Independent Foreign Policy”, aynı yer, Şubat 1948; W. Joseph, “The Great English Revolution”; A. L. Morton, “James Harrington”, aynı yer, Mart 1949; P. Jones, “Thomas Hobbes”, aynı yer, Nisan 1949; G. de N. Clark, “On ‘the Great English Revolution’”, aynı yer, Mayıs 1949; A. L. Morton, “The Norfolk Rising”, aynı yer, Temmuz 1949; A. L. Merson, “The Sovereignty of the People”, The Labour Monthly, Ocak 1949; V. G. Kierman, “When England Was A Republic”, aynı yer, Mart 1949.

24. Ayrıca bkz. A. L. Lloyd, The Singing Englishman, Worker’s Music Association.

25. Science & Society dergisi için “Marx ve Engels’in Yorumuyla İngiliz İç Savaşı” başlıklı makaleyi yazarken, Marx ve Engels’in kendi dönemlerindeki tarihsel bilgi durumunun elverdiğinden çok daha haklı çıktıklarını görmek benim için oldukça çarpıcı olmuştu. Onların tarihsel genellemeleri, daha sonraki araştırmacıların bulgularını önceden tahmin etmelerini sağlamıştı. M. Cornforth’un daha sonra yazacağı İdealizme Karşı Bilim (1946) adlı eseri, 17. yüzyıla değinen Marksist bir felsefi çalışmadır.

26. Örneğin Katolik W. Schenk’in “The Concern for Social Justice in the Puritan Revolution” adlı eseri, devrimdeki sol grupları Ortaçağ Katolik geleneğinin mirasçıları olarak tanımlaması bakımından oldukça çocuksu bir yaklaşımdır. Eleştiriye dayanacak türden değildir. Bkz. C. Hill, “History and the Class Struggle”, Communist Review, Mart 1949.

27. Bu konudaki istisnai örnekler arasında L. C. Knight’ın Drama and Society in the Age of Jonson (1937) ve F. W. Bateson’un English Poetry and the English Language adlı eserleri sayılabilir; ama bunların her biri dile getiriliş tarzından çok, içerdikleri düşünce bakımından daha etkileyicidir. Toplumun mimari tarihi konusunu ele alan Marksist araştırmalardan biri, G. Shankland’ın The Architectural Association Journal adlı dergide yayımlanan Architectural Association Prize Essay adlı çalışmasıdır.

28. Marksistlerin yazdığı tarihi romanlardan da söz etmek gerekir: Jack Lindsay’in 1649 (1938); Iris Morley’in Cry Treason (1940), We Stood for Freedom (1941) ve The Mighty Years (1943); Montagu Slater’in Englishmen With Swords (1949).

Yorumlar kapatıldı.

Özgürlük Dünyası 2022

Yukarı ↑