Aylin Akçay
Kamu emekçilerinin sınıf mücadelesi içerisinde bugün açısından tuttuğu yer kadar olması gereken pozisyon, ağırlıklı olarak KESK ve KESK’in nasıl bir mücadele örgütü olması gerektiği üzerinden uzunca bir süredir tartışılıyor. Her sendikal anlayışın kendi platformu doğrultusunda yürüttüğü tartışma ve ortaya koyduğu öneriler de, doğal olarak sınıflar mücadelesine ve sendikalara bakışlarına göre farklılıklar gösteriyor. Bu yazıda, sınıf sendikacılığı çerçevesinde kamu emekçileri sendikal hareketinin içinde bulunduğu durumdan çıkışının, mücadeleci sendikacılık çizgisi temelinde aşağıdan yukarı yeniden inşası ile mümkün olacağını vurgulayarak ortaya koyduğumuz platformun hayat bulması için sınıfın partisine düşen görevler, bu görevleri yerine getirmede ihtiyaç, olanak ve kullanılabilecek araçlar üzerinde durulmaya çalışılacaktır.
Kamu emekçilerinin sendikal hareketini ve onun yeniden inşasını tartışırken, kamu emekçilerinin bugün içinde bulunduğu genel tabloyu, aynı zamanda bu alanda örgütlü sendikaların durumunu ve bu durumun kamu emekçilerine yansımasını; kamu emekçilerinin öne çıkan sorunlarını ve mücadelelerinin işçi sınıfı mücadelesine bağlanma ihtiyaç ve olanaklarını kısaca hatırlamak ve bugünün görevlerini bu tablo üzerinden değerlendirmek gereklidir.
KAMU EMEKÇİLERİNİN DURUMU
Kamu emekçilerinin bugünkü durumundan bahsederken ilk söylenecek şeylerden biri parçalanmışlık olacaktır. Kamu emekçileri, birçok farklı belirleyen tarafından parçalanmıştır.
Öncelikle birçok farklı istihdam biçimi ile çalıştırılmaktadırlar. Taşeron çalışma, çakılı sözleşmeli çalışma, 4/B, 4/C’li çalışma, güvencesiz çalışma, ücretli öğretmenlik vb. … Kamuda taşeron çalışanların sayısı yıllar içerisinde giderek artmış durumdadır ve artmaya devam etmektedir. Sağlık alanı, kamuda taşeron çalışmanın en yaygın olduğu yerlerden biridir. Bazı kamu kurumlarında taşeron çalışan sayısı, kadrolu ve diğer istihdam biçimleriyle çalışanların sayısını geçmiş durumdadır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu kurumlara örnek verilebilir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde hizmet alımı yoluyla, yani güvencesiz çalıştırılanların sayısı, kadrolu çalışanların sayısını geçmiştir. 2012 yılı verilerine göre, Bakanlıkta çalışanların yüzde 58’ini hizmet alımı yolu ile çalıştırılanlar, yüzde 3’ünü sözleşmeli çalışanlar oluşturmaktadır. Hizmet alımı ile çalıştırılanların yarıdan fazlası temel hizmetler grubunda yer alan bakım hizmetlerinde istihdam edilmektedir. Bu ise, aynı işkolunda farklı koşullarda ve farklı ücretlerle çalıştırılan bir emekçi kitlesi oluşturulması demektir ki, durum tamamen böyledir; aynı işi yapan aynı meslek gruplarında bile bu farklılaşma yaşanmaktadır.
Statü nedeni ile de bölünmüşlük vardır. Aynı işkolunda birbirinden farklı statüler yüklenmiş farklı meslek grupları bulunmaktadır. Eğitim durumu, yapılan işin ve konumun getirdiği statü, farklı meslek gruplarının farklı özellikleri de, parçalanmışlığın bir boyutunu oluşturmaktadır. Birbirlerini aynı kadere sahip emekçiler olarak görmeyi sağlayacak bir mücadele ağının olmadığı yerde, bu gibi farklılıklar, çıkar çatışmalarına, meslek grupları arasında rekabete ve çatışmaya neden olmaktadır.
Kamuda çalışan ve aynı sorunları yaşayan emekçilerin farklı sendikalarda örgütlenmiş olmaları da, bu alandaki parçalanmışlığın önemli boyutlarından biridir. Temel olarak üç ana konfederasyona bağlı sendikalarda örgütlenilmiştir; mevcut durumda sendikal rekabet ve sendikaların mücadeleye farklı yaklaşımları kamu emekçileri arasında da yan yana gelmeyi ve dayanışmayı engelleyen nedenler olarak önümüzde durmaktadır. Bu parçalı duruma, emekçilerin siyasal görüşleri nedeniyle ortaya çıkan ayrışmayı da eklemek gerekli ve önemlidir. Uzun süredir tüm memleket sathında izlenen kutuplaştırıcı politikalar kamu emekçileri alanına da yansımakta, siyasal görüşler nedeniyle oluşan farklılık ve ayrışmayı derinleştirmektedir. Sendikaların, özellikle Memur-Sen ve Kamu-Sen’in bugün aldıkları pozisyon ve izledikleri politikalar da, bu ayrışmayı ortadan kaldırmaya değil, geliştirip ilerletmeye yöneliktir.
Kuruluşları yığınsallığıyla aşağıdan gelen KESK’e bağlı sendikaları var edenleri bir yana bırakırsak, kamu emekçilerinin, sendikal mücadele ve sınıflar mücadelesi tarihi ve bilinci konusunda oldukça zayıf bir kitle olduğunu söylemek pek abartılı olmayacaktır. İktidarların tüm araçları ile sendikal mücadeleyi bozuşturma çabaları, kamu emekçilerinin kendi özgün mücadelelerinin zayıflığı, –yıllar içinde artan zaaf ve yanlışları unutulmamak koşuluyla– bu alanda örgütlü KESK dışındaki sendikaların sendikal mücadeleye bakışları ve üyeleri ile kurdukları ilişkilerin yarattığı tahribat nedeniyle, “sendika nedir?”, “ne için vardır?” sorularına kamu emekçileri birbirinden farklı cevaplar vermektedir ve sendikalardan beklentileri de buna göre şekillenmektedir. “Promosyon sendikacılığı” başta olmak üzere, mücadele dışında bir sendikacılık tarifi ve pratiği bugün açısından belirleyicidir, ve bu, emekçilerin bilincine ve beklentilerine de yansımaktadır. Tayin, yer değiştirme, mevcut yerini koruma gibi küçük kazançlar peşine düşülüp bunlarla yetinildiği, üyeleri adına sendikaların sorun çözdüğü, hukuksal işlemlerden başka toplusözleşme, grev türü işlere ilgi göstermeyen, mücadeleden kopuk, davalar ağırlıklı bir “sendikal” çalışma beklentisi, işveren olarak devlet ve sendikal bürokrasi tarafından yaratılıp beslenerek kışkırtılan bir eğilim olarak küçümsenmeyecek düzeydedir. KESK’in de emekçilerle buluşma noktasındaki zayıflığı, kendi içinde sendikal mücadeleye atfedilen farklı değerlendirmeler ve uzunca süredir üyelerinden bile koparak onlar adına hareket eder duruma sürüklenmesi, bu durumu değiştirememenin nedenlerinden biridir. Üstelik sendikal bilincin zayıflığı, sadece KESK üyeleri dışındaki emekçiler için yapılabilecek bir değerlendirme değildir; KESK üyelerinde de, KESK’ten tarif edilen tipte bir sendikacılık bekleme ve talep etme eğilimi vardır.
Metal işçilerinin direnişi ve başka yerlerdeki diğer direnişler de gösteriyor ki, işçi sınıfı mücadelesi içerisinde, yeni, kendi deneyimini biriktiren, öğrenen bir işçi kuşağı oluşmaktadır. Bugün açısından, bunun henüz kamu emekçilerine ve mücadelelerine yansıdığını ve onları etkilediğini söyleyemeyiz. Kendi talepleri için mücadelelerindeki zayıflık, kamu emekçilerinin kendi biriktirdiklerinden ve deneyimlerinden öğrenme ve hareketi geliştirme olanaklarını da zayıflatmaktadır. (Bu tablonun elbette hem istisnaları vardır ve bunlar önemlidir, hem de tüm bu sürecin nedenlerinin kapsamlı bir değerlendirmesi gerekmektedir; burada sadece yaygın sonuçlar özetlenmektedir.)
Bu parçalanmışlık, hem sendikalar arasındaki hem de emekçilerin kendi aralarındaki rekabeti ve birbirlerine ve kendi güçlerine karşı bir güvensizliği ortaya çıkarmış durumdadır. Sendikal mücadeleden, özellikle KESK’ten beklenti halen sürmekle birlikte, kamu emekçilerinin ortak mücadelesine ve yan yana gelmelerine yönelik umutsuzluk halinin yaygın ve hakim olduğu söylenebilir. Bu da, asıl olarak, kamu alanında ve kamu emekçilerinin çalışma koşullarına ilişkin planlar yapan sermaye ve hükümet için önemli bir fırsat oluşturmakta, bu alandaki düzenlemeleri de bu güvenle yapmaktadırlar.
İHTİYAÇLAR VE OLANAKLAR
Kamu emekçilerinin çalışma ve yaşam koşulları açısından birikmiş ortak sorunları bulunmaktadır. Öncelikle, kamu emekçileri de, çoğu emekçiler gibi, yoksulluk sınırının altında bir ücretle yaşamlarını sürmeye zorlanmaktadır. Çalışma koşulları giderek ağırlaşmıştır. Kuralsız ve keyfi çalıştırma, görev dışında işler yaptırma artmıştır; özellikle sağlık emekçileri uzun saatler boyunca çalışma ve sık nöbetler altında ezilmektedir. İnsanca yaşayacak bir ücret ve insanca çalışma koşulları kamu emekçilerinin ortak talep ve beklentisi durumundadır. Terfilerde adaletsizlik, atamalarda partizanca uygulamalar, işyerlerinde baskılar, keyfi uygulamalar ve mobbing sıradan uygulamalar haline gelmiştir ve huzursuzluğu artırmaktadır. Kamu emekçilerine yönelik olarak çıkartılan Başbakanlık Genelgesi, başta iktidara muhalif kamu emekçileri hedefte olmak üzere, işyerlerindeki baskının daha da artacağının işaretidir. İşyerlerinde demokratik çalışma ortamı, önemi giderek artan taleplerden biridir ve öneminin giderek artacağı öngörülmelidir. Ek ödemeler ve farklı adlar altında yapılan yan ödemelerin emekliliğe yansıtılmaması, sadece bugünü değil geleceği de kapsayarak güvensizliğin hissedilmesine neden olmakta, emekliliği görebilecek olanların bile emekliliği göze alamadığı bir tablo oluşturmaktadır. Ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, bu nedenle, ortaklaşılan bir talep olma özelliğini korumaktadır. Yaygınlaşan güvencesiz çalışma, özelde taşeron çalışma bir yandan emekçiler arasında parçalanmışlığa neden olurken, bir yandan da emekçileri en güvencesiz koşullarda eşitlemeye yönelik düzenlemelerin de hızlanmasıyla, emekçilerin güvenceli çalışma talebinde ortaklaşma zorunluluğunu ve olanağını da güçlendirmektedir.
AKP Hükümeti 1 Kasım’ın ardından elde ettiği güçle bir yandan ülke içinde yürüttüğü savaş ve kutuplaştırma ve her türlü demokratik tepkiyi bastırma politikalarını ısrarla sürdürürken, bu yolda hiçbir hukuki ya da fiziki sınır tanımadığı bir yol hattında ilerlemekte, halkı ve emekçileri, ayrıştırarak ve her türlü baskı aracını kullanarak sessizleştirmeye çalışmaktadır. Siyasetin silahlar tarafından belirlendiği ve emekçilerin de bu ortamdan etkilendiği bir dönemin bütün avantajlarını kullanarak, emek alanında yapmak istediği düzenlemeleri yasalaştırmak için son hızla çalışmalarına devam etmektedir. Kiralık işçi büroları düzenlemesi Meclis’e getirilmiş; çocuk bakımını bir kez daha ve kalıcı bir şekilde kadınlara zimmetleyecek, kadınların omuzlarına yüklemiş bu sorumluluktan yararlanarak kadın emekçilerin yarı zamanlı-esnek çalışmasını yaygınlaştıracak, bu yolla esnek çalışmada yeni bir aşama kaydedilmesine neden olacak torba yasa Meclis’ten geçirilmiş; işçilerin iş güvencesi anlamına gelen kıdem tazminatının kaldırılması, kamu emekçilerinin iş güvencesinin son kırıntılarının da ortadan kaldırılacağı anlamına gelen kamu personel rejiminde değişiklikler gündeme alınmış; taşeron çalışanlara seçim öncesinde verilmek zorunda kalınan kadro vaadinin bir oyalamadan ibaret olduğu ortaya çıkmış; esnek ve güvencesiz çalışmanın daha da yaygınlaştırılması ve tek geçerli istihdam biçimi haline gelmesi planları görünürlük kazanmıştır. Tüm bu saldırılar, kamu emekçilerinin birikmiş ve çözülmeyi bekleyen ortak sorunlarının daha da derinleşeceğini ve ağırlaşacağını göstermektedir.
Bunların yanında içeride ve dışarıda izlenen savaş politikalarının emekçilere yansıması da giderek derinleşmektedir. Bölgede uygulanan katliam politikaları bir yandan emekçiler arasında da kutuplaşmayı geliştirmekte; bir bölümünün savaş politikalarına yedeklenmesine neden olurken, barış isteyenleri sindirmeye yönelik girişimler artarak devam etmektedir. Ancak hem içeride hem dışarıda izlenen savaş politikaları, nerede olursa olsun yaşam güvencesizliğinin daha derinden hissedilmesine neden olmaktadır. Ardı ardına çeşitli yerlerde yapılan bombalı saldırı ve katliamlar herkesin tehdit altında ve korku içinde olmasına neden olmaktadır. Son olarak Ankara’da askeri lojman ve servislere yönelik araçlarla gerçekleştirilen saldırı, “en güvenlikli” olarak bilinen yerlere bile saldırılar olabildiğinin ortaya çıktığı koşullarda şehir merkezleri ve yaşam alanlarının çoğunluğunu emekçiler açısından güvensiz yerler haline getirmektedir. Savaş politikalarının maliyetinin Kürt illeri ile sınırlı olmayacak şekilde yaygınlaşacağı daha açık olarak görülmekte; yaygınlaşan bu güvensizlik hali ve korkunun, barış talebinin yükseltilmesine ve içeride ve dışarıda savaş politikalarının durdurulmasına yönlendirilmesinin olanaklarını da genişletmektedir.
Tüm bu saldırılar karşısında, geçtiğimiz yıl önemli bir mücadele deneyimi biriktirmiş olan metal işçileri şimdi ek zam talebi ile yeni bir mücadelenin fitilini yakmış durumdalar. Bu talebin sadece metal işçilerinin talebi olmadığı aşikar; bu nedenle, tüm işçi ve emekçilerin bu talep etrafında ortaklaşıp birleşmesi, denebilir ki, bu dönemin en önemli ihtiyaçlarından ve aynı zamanda mücadelenin en önemli olanaklarından biri durumundadır. Metal işçilerinin yaygınlaşmaya başlayan bu mücadelesi, hem kamu emekçileri içerisindeki umutsuzluğu dağıtmaya, hem de mücadeleyi birleştirmeye aday bir olanaktır. Geçtiğimiz yıl metal işçilerinin hem sendika bürokrasisine hem de patronlara karşı sürdürdüğü direnişin kamu emekçileri alanına yansımasının zayıflığı dikkate alınıp bu etkilenmenin kendiliğinden olmayacağı değerlendirildiğinde, başta bilgilendirme olmak üzere, kamu emekçilerinin dikkatinin işçi sınıfı ve mücadelesindeki gelişmelere yöneltilmesi ve mücadelenin ortaklaştırılabilmesi için özel bir çabaya ihtiyaç duyulduğu/duyulacağı açıktır.
Kamu emekçilerinin saflarında sendikaların örgütlülük durumları açısından Memur-Sen’in etkisi devam etmektedir. KESK ve bağlı sendikaların örgütlülük oranı oldukça zayıflamış durumdadır. Memur-Sen ve diğer sendikaların sendikal mücadele içerisinde yarattığı tahribat, sendika fikriyatında yarattığı bozuşma emekçiler üzerinde etkili durumdadır. Eleştiri konusu edilen tüm eksiklerine rağmen bugün halen emekçilerin sendikal mücadeleden ve KESK’ten beklentileri ortadan kalkmamıştır. KESK, halen, farklı sendikalara üye ya da kendi aralarında parçalanmış emekçileri birleştirebilecek tek adres olarak görünmektedir.
KAMU EMEKÇİLERİ İÇERİSİNDE İHTİYACA CEVAP VERECEK BİR ÇALIŞMA
İçinde bulunduğumuz dönemin özellikleri ve eklenen zorluklar yanında kamu emekçilerinin mücadelesinde bahsedilen bu tablo, kamu emekçileri içerisinde yürütülecek çalışmayı ve birleşik bir mücadeleyi elbette zorlaştırmaktadır. Bu tablo üzerinden kamu emekçileri içerisinde yürütülecek çalışma, içinde bulunulan durumun özelliklerine ve ihtiyaçlarına uygun ve her adımında bu tabloyu değiştirmeyi hedefleyerek yapılacak planlar üzerine oturtulan bir çalışma olmalıdır.
Çalışmanın garantörü olarak parti örgütleri ve parti çalışması
Öncelikle, kamu emekçilerinin içerisinde yürütülen çalışma, kendi içinde özgünlükleri, kendi dinamikleri, ihtiyaçları ve öncelikleri olmakla birlikte, asıl olarak parti çalışmasının alanlarından biridir ve çalışmanın temelinde de parti örgütleri olmak zorundadır. Sınıf partisi örgüt çalışmalarında tespit edilen zayıflıklar, eksiklikler ve bunların giderilmesi ve sınıf mücadelesinin ihtiyaçları doğrultusunda parti örgütlerinde yenilenmeye yönelik yürütülen tartışmalar ve atılan adımlar, kuşkusuz kamu emekçileri alanını da dolaysız olarak ilgilendirmektedir. Kamu emekçileri içerisinde çalışmanın yenilenmesi, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarına cevap verecek bir çalışmanın yerleştirilmesi ve bununla bağlantılı olarak sendikaların da mücadeleci temelde yeniden inşası tartışılırken parti örgüt çalışmasının esas alınması gerekecektir.
Bağımsız siyasal çalışma yürütülen her alanda olduğu gibi, kamu emekçileri alanında yürütülen çalışmanın temel dayanağı da ancak işyerlerindeki parti birimleri ve parti örgütleri olabilir. Kamu emekçilerinin mücadelesinin ilerletilmesiyle kamu emekçileri sendikalarının dönüşümü için ortaya konulan devrimci sınıf platformunun hayat bulması bakımından görevlerin yerine getirilmesinin ön koşulunun parti örgütlerinin düzenlenmesi ve onlar etrafından bir çalışma örgütlenmesi olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Ancak parti örgütleri etrafında kenetlenmiş ısrarlı ve istikrarlı bir çalışma, bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek bir çalışma sayılabilir.
Öncelikli olarak sınıf mücadelesini kavrayan, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarını görüp takip eden; bununla bağlantılı olarak kamu emekçilerinin içerisindeki çalışma ile sınıf mücadelesinin bütünü arasındaki bağı gören ve kendi yaşamını bu bağ ve ihtiyaca göre düzenleyen, kamu emekçileri ve sendikaları içerisinde yürütülecek çalışmada ne yapılmak istendiğini kavrayan kadrolara ihtiyaç var. Parti organlarının düzeyinin yükselmesi, ihtiyaçları karşılayacak şekilde mevzilenmeleri ve sorumluluk almaları açısından önemlidir. Zaman zaman eğitim ihtiyacı üzerinden tarif edilen bu ihtiyaç, asıl olarak düzenli şekilde işleyen parti örgütleri üzerinden karşılanabilecektir. Bu şekliyle yapılacak eğitimler ise, sadece eğitim ve kadroların ilerletilmesinde değil, aynı zamanda iç organ yaşantısının düzenlenmesi ve yeniden örgütlenmesinde önemli bir ihtiyacı karşılayacaktır.
Bugün açısından bu konuda problemlerin ve zorlukların olduğu ortadadır. Bu zorluklardan önemli olanlardan biri, sendikal hareketin genel zayıflığıdır. KESK’e bağlı sendikaların içinde bulunduğu daralmışlık, şube yöneticilerinin bile sendikal faaliyetlere katılımının yeterli düzeyde olmaması, bu ve benzeri birçok nedenle asıl olarak sendikal mücadelenin olması gerektiği düzeyde olmaması, zorlukların başında geliyor. Durum böyle olduğunda, parti organları tarafından yürütülen çalışmada da asıl enerji, sendikanın genel çalışmalarını yürütme, bu alandaki işlerin önemli bir bölümünü üstlenme, ortaya çıkan eksiklikleri giderme, yani rutin ve bugünkü mevcut durumu değiştiremeyecek sendikal faaliyetleri yürütmeye harcanmak durumunda kalınmaktadır. Öyle ki, doğrudan başka yöneticilerin üstlenmedikleri sorumlulukları üstlenmek bile partililere kalabilmektedir. Bu durumun da etkisiyle, yönetimlerde görev alınan alanlar başta olmak üzere, ağırlıklı tablo, sendikanın işlerine koşturmaktan parti birim toplantıları bile yapılamaz, buna vakit ve enerji ayrılamaması şeklinde olmaktadır. Partililerin sendika yönetimlerinde görev aldıkları, hatta öncelikli alan olarak belirlenmiş çalışma alanlarında dahi parti birimleri ve şube yönetimlerindeki komiteler düzenli olarak toplanamamakta, bunun gerekçesi de zaman problemi, sendikanın diğer işlerine zaman harcamak olabilmektedir. Ya da toplantı ihtiyacının, zaten sık olarak yan yana bulunmak ve konuşabiliyor olmakla karşılandığı ifade edilebilmektedir. Oysa bu kendiliğinden ve düzensiz yapılan görüşmelerin toplantı yapma ihtiyacını karşılamayacağı açıktır. Durum böyle olduğunda ise, asli çalışma sendikal faaliyetleri yürütmekle ve sendikalarda üstlenilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmakla sınırlanabilmekte; bu alandaki görevlerin üstlenilmesi eksik kalmakta, bunun dışındaki sorumluluklar ise kendiliğinden ve kişilerin enerjisi ve inisiyatiflerine bağlı olarak yürütülen, denetlemek ve denetlenmekten ve sonuç almaktan uzak sorumluluklar olarak kalmaktadır.
Bu nedenle, bundan sonra da tartışacağımız kamu emekçilerinin içerisindeki çalışmanın ayakları üzerine oturtulmasının temel koşullarından biri, bu çalışmanın da garantörü olacak parti birimleri üzerine oturmuş bir çalışma olmasıdır.
İşyerlerinde, varsa parti birimlerinin yeniden düzenlenmesi, yoksa şube komitelerinden başlamak üzere parti birimleri ve komitelerinin oluşturulması, planlar, çalışmalar ve iç eğitimlerin bu birimler üzerinden örgütlenmesi son derece önemlidir.
Mücadelenin temel dayanağı olarak işyerlerinde yürütülecek çalışma
Kamu emekçilerinin içinde bulunduğu tablo, çeşitli nedenlerle parçalanmışlıktan iktidarın ve iktidar yanlısı sendikaların politikalarından etkilenmeye, umutsuzluktan kafa karışıklığına, güvensizlikten rekabete, işyerlerine kadar yansımakta ve işyerlerinden başlayarak kamu emekçilerini teslim almaktadır. İşçi ve emekçilerin siyasal ve sendikal olarak parçalanmış olması, güçlü bir sınıf mücadelesinin olmazsa olmaz koşulu olan birleşik bir sınıf hareketinin yaratılması önünde, dün olduğu gibi, bugün de aşılması gereken bir engel olarak duruyor. O nedenle, örgütlenme ve mücadele açısından birleşmenin ve kamu emekçilerinin içinde bulunduğu bu tabloyu değiştirmenin ilk ve en önemli koşulu işyeri çalışması olmaya devam etmektedir.
Bilindiği gibi, KESK ve üye sendikalara yöneltilen –elbette nedenleri de ortaya konularak yapılan– en temel devrimci eleştiri, sendikaların işyerlerinden ve emekçilerden kopuk oluşudur. Bu da, gerçekten işyeri çalışmasının zayıfladığı bir tablonun hem sebebi hem sonucudur. İşyeri çalışmalarının zayıf olduğu ve “işyerlerine gidilmesi gerektiği” saptaması, bugün işyeri temsilcisinden şube yöneticisine kadar herkesin dilindedir.
Bugün, kamu emekçileri içerisindeki çalışmada uzunca zamandır biriken sorunların yarattığı zorlukların herkesin önünde durduğu bir süreçte, etkili ve birleştirici bir işyeri çalışmasında ısrar ve bunda gösterilecek sebat kamu emekçilerinin mücadele süreci açısından belirleyici olacaktır. Bu nedenle, bugünün ihtiyacı olan işyeri çalışmasını hayata geçirmek için yöntem ve araçların nasıl değerlendirileceğini gözden geçirmek son derece önemlidir.
İşyerlerinde, bütün bu tablo içerisinde zorluklar ve olanaklarla birlikte değerlendirildiğinde, nasıl bir çalışma yürütülebilir?
1) İşyerlerinde yürütülecek çalışmada, hem kamu emekçilerinin geneli içerisinde yürütülecek parti çalışması, hem sendikal mücadeleye katılım ve devrimci müdahalenin nasıl olacağı, hem de bu çalışmanın parti örgütlerinin diğer alanları ve partinin bütününde yürütülen çalışmaya nasıl bağlanacağı ve kamu emekçilerinin çalışmasının bu bütünle nasıl bağlanacağının belirleneceği kapsamlı planlamalara ve hedeflere ihtiyaç bulunmaktadır. İktidarın her alanda bu kadar kapsamlı ve programlı, her aracı nasıl kullanacağını hesaplayarak ilerleyen, gece gündüz ayırmadan sürdürdüğü saldırılar karşısında plansız ve her aracın en etkin nasıl kullanılacağı belirlenmeden yürütülecek çalışma, harcanan emekten ve zamandan bağımsız olarak eksik kalacak ve bugünkü durumun değiştirilmesi açısından istenen etkiyi yapamayacaktır.
Vurgulamak gerekir ki, burada kast edilen, bugün yürütülen çalışmanın baştan aşağı plansız olduğu değildir; ancak altı çizilmek istenen, profesyonel, ayrıntılarıyla planlanmış, hedefleri ve sorumlulukları belli, basitçe sendikal çalışmanın sınırlarına hapsolmayacak, denetlenebilen, takibi ve sonuçları da izlenip yenilenebilen planlı bir çalışmanın zorunluluğu ve önemidir. Birçok neden ve gerekçe ile işyeri parti birimleriyle yapılan, partinin diğer çalışma alanlarındaki ihtiyaçlarını ve kamu emekçileri alanından ve kamu emekçilerinden beklentilerini de gören ve buna uygun olarak oluşturulan, partinin öncelikli alanlarına uygun bir çalışma hedefleyen planlar neredeyse yoktur. Bu durum, sadece işyerlerindeki parti birimleri için değil, şubeler, iller ve genel merkezlerdeki çalışmalar için de çoğunlukla böyledir.
Yapılacak planlar, elbette işyerinin koşullarına ve özelliklerine göre değişecek olmakla birlikte, iki ana hedefi içermelidir: Kamu emekçilerinin kitlesel olarak mücadeleye katılması ve bu mücadelenin ilerletilmesi, ve, kamu emekçilerinin mücadele içinde ileri ve öne çıkan unsurlarının sınıf mücadelesinin bütününe ve partiye kazanılması.
İşyeri çalışması planlanırken, nasıl bir alanda mücadele yürütüldüğünü, bu alanın olanaklarını ve mücadelenin önündeki engelleri tespit etmek önemlidir ve plan bu bilgi üzerine oturmalıdır. Çalışma yürütülen işyerinin özellikleri nelerdir; çalışma biçimleri ve bunun yansımaları nelerdir, emekçiler hangi siyasal ve sendikal politikalarından, ne düzeyde etkilenmişlerdir, bu etkinin işyerine yansımaları nelerdir, bunları belirlemek gerekmektedir. Ortak olarak yaşanan problemler nelerdir, nasıl tartışılmaktadır? Bunlar, somut değil ama genel cevaplarının bilindiği sorulardır belki, ama her bir konunun her bir alana yansımasının düzeyleri ve bunu kırmanın koşulları birbirinden farklıdır. Bu tartışmaya nasıl ve hangi yönde müdahale edilebilir? İşyerinin kamu emekçisi kitlesinin ana gövdesinin tartıştığı meseleler nelerdir? Nasıl bir tartışma sürmektedir? Bu tartışmalara müdahale edebilmek ve yön verebilmek için hangi araçlarla nasıl müdahale edilebilir? Örneğin işçi basınında nasıl bir tartışma yürütülebilir? Diğer yayınlardan nasıl faydalanılabilir? Emekçilerin gündemi açısından önemli olan ve tartışmalarda öne çıkarılması gereken meseleler nelerdir, hangi biçimde tartışılmaktadır? Bu konuların gündem haline getirilebilmesi ve tartışmaların yönlendirilebilmesi için hangi araçlar, hangi biçimde kullanılabilir? Çıkarılan materyallerde hangi dili kullanmak emekçilere seslenmeyi kolaylaştırır, materyallerde konunun hangi boyutuna ağırlık verilmelidir? Hangi etkinlikler, yürütülmek istenen tartışmalara katkı sunar? İşyerlerindeki eğilimleri değiştirmek üzere yayınlardan nasıl yararlanılabilir? İşyerinde sendikal akımların yansıması nedir, emekçilerin bunlardan etkilenme düzeyi ve biçimi nedir?
İşçi basını üzerinden nasıl bir tartışma yürütmek siyasal gündeme, işyerindeki tartışmalara ve eğilimlere etki etmeye yardımcı olacaktır? Televizyonun programları ve tartışma programları yeterli midir, buranın ihtiyaçları üzerinden nasıl zenginleştirebiliriz?
İşyerinde öne çıkan, mücadeleci, partiye kazanılması hedeflenmesi gereken özellikle genç unsurlar kimlerdir? Bunlarla bağlar ne durumdadır? Gazete veriliyor mu? Yayınlar ulaştırılıyor mu? Bu unsurlar nasıl ilerletilebilir ve partiye kazanılabilir? Partinin sınıf mücadelesi içerisinde öne çıkarttığı gündemler işyerlerinde paylaşılıyor mu? İşyerinde öne çıkan dürüst, herkesin değer verdiği ve sözünü dinlediği kişiler var mıdır? Onları mücadeleye ve partiye kazanacak özel bir plan ve kurulan özel bir bağ ya da bağlar var mıdır? Yoksa, bu nasıl ve kimlerle yapılabilir?
Partinin sendikal platformunu daha etkin olarak tartışmaya açmak ve bu platformu yaygınlaştırmak için öncelikli olarak kimlerle bir tartışma yürütülebilir? Başka hangi araçlar (toplantı panel vb.) değerlendirilebilir? Bu değerlendirme nasıl ve kimlerle yapılabilir? Parti platformu kapsamında ve önemsenen gündemler açısından sendika yönetimlerinde neler önerilebilir, nasıl bir tartışma yürütülebilir?
Parti komitesini geliştirmek için nasıl eğitimlere ihtiyaç vardır?
Sorular yeni değildir, çoğaltılabilir de. Bilinmedik sorular da değildir. Önemli olan bunların nasıl gerçekleştirileceği konusunda somut, nasıl ve kimlerle yapılacağının belli olduğu bir plana sahip olmaktır. Bu ise, çalışmanın birikmesine, araçların daha etkili şekilde kullanılmasına ve çalışmanın daha etkili olmasına, çalışmanın problemlerine zamanında çözümler bulunmasına, kadroların da diri tutulmasına, geliştirilmesi ve genişletilmesine katkı sunacaktır.
Bugün açısından partinin emekçiler üzerindeki etkisinin ileri düzeyde olduğu, yaygın ilişkilerinin bulunduğu, iyi ve zengin çalışmalar yapıldığı yerlerde dahi bu çalışmaların kadro sayısına yansımadığını, yeni kadrolar kazanılamadığını, partinin işyerlerindeki etkisiyle kadrolarının sayısının orantılı olmadığı görülmektedir. Bunun en önemli nedenlerden biri, yukarıda bahsedildiği şekilde plan ve hedeflerin yokluğudur. Yine böyle çalışma örneklerinin olduğu yerlerde bu çalışmanın yaygınlaştırılması ve bütünü etkileyecek bir etki yaratabilmesindeki zayıflıkların nedenlerinin başında da plansızlık gelmektedir.
2) İşyeri çalışması için temel meselelerden bir diğeri, çalışmanın sürekli ve kesintisiz olması gerekliliğidir. Her gün 8 saatlik mesainin (farklı işkolları için mesai saatleri farklı olmakla birlikte) tamamı işyeri çalışması için faaliyet yürütme zamanıdır. Bugün sendikal çalışmalar, temsilci ve şube yöneticilerinin yasal sendikal izni olan haftada bir “yarım gün” ya da “bir gün”e sığdırılmaya çalışılmaktadır, çoğunlukla. Her gün ve her saat örgütlenmek, emekçilerle birlikte, işyerinden başlayarak ve işyerinde çalışan bütün emekçileri birleştirerek, sorun ve talepleri uğruna ortak bir mücadeleyi hayata geçirmek, sürekli ve kesintisiz bir çalışmayı gerektirir.
3) Çalışmanın sıkça konuşulan problemlerinden biri de, kadroların kongre öncesi ve sonrası zamanlarda daha aktif çalışmaya katıldığı, onun dışındaki zamanlarda ise katılımın düştüğü, olağan dönemlerde bir arada toplantı yapabilmekte bile zorlanıldığı, partililerin de bir süre sonra bu duruma teslim olup ısrardan vazgeçtiği ve çalışmanın sınırlı sayıda kadrolar üzerinden yürütüldüğü yönündedir. Böyle olunca, belirli kadrolar üzerine çok iş yüklenmekte, kadrolardan yeterli ve etkili şekilde katkı alınamamakta, çalışma belirli kişilere bağlı olarak ilerlemekte, kadroların enerjisi verimsizce harcanmaktadır. Sürekli ve ısrarlı bir plan dahilinde olanakların daha fazlasını değerlendirecek, her kadroya yeteneklerine ve durumuna uygun görevleri verebilecek, herkesin yapabileceğini katarak ilerleyecek bir çalışma, kadroların çalışmaya katılımının da sürekli hale gelmesine katkı sunacaktır.
4) Bugün KESK ve bağlı sendikaların çalışma planlama biçiminde yaygın olarak karşılaşılan problemlerden biri de şudur: Emekçilerle birlikte kararlar alınamadığı, yeterli aydınlatma ve bilgilendirme çalışmalarının yapılamadığı, emekçilerle yüz yüze canlı bir çalışma olmadığı durumlarda, kararlar da kimi zaman KESK Meclisi’nde kimi zaman sendika ya da Konfederasyon merkezlerinde alınmakta ve bu kararlar “en ileriden” kararlar olmaktadır (burada “en ileriden” sözcüğü olumlu değil olumsuz anlamda kullanılmakta ve üyelerden kopuk, emrivaki ya da dayatma türü kararlar alınması kastedilmektedir). Emekçilerin katılımına, hazırlığına, yapabilirliğine bakılmadan, o an için olması istenen eylem biçimleri ve genelde tek bir eylem biçimi öngörülerek karar veriliyor, emekçilere de “gelin katılın” çağrısı yapılıyor. Örneğin, birçok mesele ile ilgili basın açıklaması yapılması kararları böyle olmaktadır. Açıklamalara katılım da oldukça sınırlı bir kadroyla yapılmakta ve yine emekçilerin katılımı, çoğu zaman bilgileri bile olmamaktadır. Bu durumda örneğin basın açıklamasını yapabilenler yapmakta, basın açıklaması yapma koşulu olmayanlar ise neredeyse hiçbir şey yapmamakta, böylece buralarda yapılabileceklerden de vazgeçilmiş olmaktadır. Bu tür eylemlere katılım giderek düşerken, durum, kadrolar için de motivasyon bozucu hale gelebilmektedir. Bu, örgüt bütünlüğünün aşınmasına da neden olmaktadır. Kararı alanlar örgüte güvenmemekte, giderek daha az güvenir olmakta, kararlar, “bu kararı alıyoruz, ama çok az yer yapacak” diyerek alınmakta, karar, kararı uygulaması beklenenler için ise karşılığı olamayan bir iş olarak görülmekte, uygulanmadığında da bu artık “olağan” karşılanmaktadır. Bu da, hem örgütü hem de üyeleri yıpratmaktadır.
Bugünün tüm koşulları gözetildiğinde, yapılması gereken, her işyerinin/şubenin yapabileceği en ileri olan şey neyse, onun yapılmasına odaklanıldığı, büyük küçük demeden her çalışmaya değer verildiği ve ilerletilmeye çalışıldığı, bu tür bir zenginliği öngören bir plana dayanılarak yürütülecek çalışmadır.
Plan, bu nedenle de önemlidir. İlerleyen, biriktiren ve ihtiyacı karşılayacak bir çalışma, genel ve her yer için aynı talepten hareketle, aynı araç ve yöntemlerle sağlanamaz. Koşullar da önemlidir. Örneğin bugünkü mevcut koşullarda barış ve demokrasi mücadelesinden söz edilirken sıkça söylenip önerilen “sokağa çıkalım” olmaktadır; ancak bu tek başına bir anlam ifade etmemektedir, çünkü önemli olan, belirli koşullarda emekçilerin mümkün en geniş kesimlerinin birlikte sokağa çıkabilmesidir, etkili olacak olan budur ve öyleyse sorun, gelip, bunun gerçekleşmesi için gerekli olan çalışmaların yapılmasında düğümlenmektedir. Böyle yaklaşılmadığında, ileri kadroların olmadığı, gericiliğin ve baskının daha etkili olduğu yerlerde hiç sokağa çıkılamadığı gibi, yapılabilecek şeyler de yapılamamakta, üstelik yöneticiler dahi bundan olumsuz etkilenerek atıl hale gelebilmekte, kendilerini daha kötü hissetmekte ve motivasyonunu kaybedebilmektedir. Üyeler arasında, aynı zamanda, sendikanın kendilerini anlamadığı yönünde duygu ve düşünceler gelişip etkili olarak sendikalardan uzaklaşma da yaşanmaktadır.
Bugün barış –ve kuşkusuz demokrasi ve özgürlük– mücadelesinin ihtiyacı, kamu emekçilerini bulundukları yerden bir adım ileriye taşıyacak biçim ve yöntem ne ise, onda ısrar etmektir. Bugünkü koşullarda A işyeri için çok ileri olan bir iş, B işyeri için geri bir eylem biçimi olabilir. Ama A işyerini ilerleterek bugünkü durumundan daha iyi bir noktaya gelmesini sağlayacak olan neyse, o yapılmadan, daha ileri ve güçlü işler yapılması mümkün görünmemektedir.
Bu, olanakları zorlamadan daha kolayı tercih etmek olarak anlaşılmamalıdır. Bunu belirleyebilmek ve planları en doğru şekilde oluşturmak için, başlangıçta belirlenen bir çerçeve planın olması önemlidir.
Bugün emekçileri barış ve demokrasi mücadelesine kazanmak bir zorunluluk olmakla birlikte meşakkatli bir iştir. Küçük-büyük demeden ve hiçbir aracın küçümsenmeden değerlendirileceği bir çalışmaya ihtiyaç vardır.
Kamu emekçilerinin sosyal haklarına ve iş güvencesinin kaldırılmasına yönelik saldırılar da emek hareketinin gündemindedir. Yapılabilecek her türlü çeşitlilik ve yaygınlıktaki çalışmanın bugünden başlanarak yürütülmesi önemlidir. Yoksa yasa Meclis’e geldiğinde emekçiler “sokağa, tepki göstermeye” çağrıldığında, gecikmiş çağrılar fazlaca bir karşılık bulmayacaktır.
5) Çalışma yürütülürken her türlü aracın en etkili biçimde kullanılması zorunludur. Hem emek hareketinin, hem de sendikaların çıkardığı materyaller, hem gazete ve televizyon başta olmak üzere devrimci sınıf hareketinin yayınları, bugünün ihtiyaçlarını karşılayacak ve ilerletici bir araç olarak etkin bir şekilde kullanılmak durumundadır.
Sendikalarda çıkan bildiriler ve diğer materyaller, çeşitlilikleri, içerikleri, dil ve üslupları ve dolayısıyla etkili olabilme kapasiteleri açısından oldukça zayıftır. Bildiri, aydınlatma ve emekçilere ulaşma, çalışmanın etkilerini ölçme ve daha da ilerletmek açısından önemli bir araçken, bugün bu işlevi yerine getirebildiği pek de söylenemez. Bir konu ile ilgili genel bir bildiri çıkartılmakta ve bununla yetinilmektedir. Merkezi olarak hazırlanan materyallerse, ne somutlukları ne de başka yönleriyle yerellerin ihtiyaçlarını karşılamak açısından kesinlikle yeterli sayılamaz. Oysa, bu materyallere, mücadele edilen yereldeki sorun ve tartışmalara daha içeriden ve neyin tartıştırılması ya da değiştirilmesinin hedeflendiği bilinerek müdahil olabilmek bakımından şart olan yeni ve somut materyaller eklenememektedir. İşyerindeki eğilimler belirlenerek bunlara yoğunlaşıp odaklanan materyallerle çalışmalar zenginleştirilmeden, gericiliğin her gün, saat saat farklılaşıp geliştirilerek ilerleyen manipülasyonlarını ortadan kaldırmak zor, hatta olanaksızdır. Örneğin bazı işyerlerinde kamu personel yasası ile ilgili en çok söylenen şey “yıllık izinlerin işgünü üzerinden hesaplanacak olduğu”na dair rivayettir. Bunu değiştirmek için nasıl ve hangi araçlar kullanılabilir? Kimi işyerlerinde paralelle –“teröre yardım edenlerle” mücadele gerekçesiyle bu yasa belirli kamu emekçileri tarafından olumlu bulunup onaylanmaktadır. İşveren olarak devlet, hükümet ve sendikal bürokrasi tarafından kışkırtılan bu yanlış eğilimin sadece genel bir propaganda ile değiştirilemeyeceği ortadadır. “Çok çalışanın çok az çalışanın az ücret alacağı, adaletin geleceği” şeklindeki AKP ve hükümet propagandası, bu yasa değişikliğine rıza gösterilip onay verilmesinin başlıca gerekçelerinden biri olmaktadır ve bu tutumun şekillenişinde sadece bugünün değil uzun zamandır sürdürülen sözde eşitlikçi ama muhafazakar propagandanın etkisi vardır. Bu eğilimle sadece bildirilerle mücadele edilip başarı kazanılamaz, kafa karışıklığının giderilebilmesi için başta işçi basını olmak üzere diğer yayınlar ve arşivlerden de yararlanmak gerektiği gibi, asıl belirleyici olanın günlük pratik çalışma olduğu bilinmelidir.
Benzeri kafa karışıklığı, belirli kamu emekçileri bakımından, “terör” gerekçesi ile işten atmayı mümkün kılacak son Başbakanlık Genelgesi bakımından da geçerlidir ve bu eğilimle mücadele ciddi bir önem taşımaktadır. Bu tür bir mücadele ve çalışma için emek hareketinin çok yaygın bir birikimi ve deneyimi olduğu tartışmasızdır; bunları emekçilerle olanca zenginliği ve derinliğiyle paylaşabilmek üzere her araç kullanılabilmelidir.
6) Bugünkü çalışmanın düzeyi, birikmiş sorunlar, sendikaların emekçilerle kurduğu bağ ve emekçilerden uzaklaşma hali, farklı düzeylerde olmakla birlikte, sendika içindeki aktivistlerde de emekçilere karşı güvensizliğe neden olmakta ve bu şüphesiz çalışmayı da etkilemekte, en basitinden motivasyonu bir de bu açıdan bozabilmektedir. Bu güvensizlik, emekçileri küçümseyecek, “mücadele etmemek, sendikaya gelip gitmemek, duyarsız olmak”la vb. suçlayacak, emekçilerden umudunu kesecek, hatta “bunlardan bir şey olmaz” düzeyine varacak kadar ileriye gidebilmektedir. Mücadele etme isteğindeki emekçiler de bu duygudan etkilenebilmekte ve bugünkü bu tablo, emekçiler içerisinde “toplumsal muhalefet sendikacılığı” tarafından getirilen önerileri çekici hale getirebilmektedir. Oysa işyeri çalışması, o işyerindeki bütün emekçilerin sanki tek bir sendikada örgütlülermiş gibi hiçbir ayrım gözetmeksizin birlikte dayanışma, mücadele ve örgütlenmesini esas alır. İşyerlerinde, sendika tüzüklerinde yazan “emekçiler arasında din, dil, cins, mezhep, dünya görüşü ve ulusal kimlik farkı gözetmez” yaklaşımı hayata geçirilir. İşyerlerinde yapılacak etkili çalışmalar, bu eğilimlerle mücadele edebilmenin de önünü açacak ve emekçilerin birbirlerine güvenlerini yeniden kazanabilmeleri için de belirleyici olacaktır.
7) Bugün üzerinde sıkça konuşulan merkezi iktidar ve işverence işyerlerinde kamu emekçilerine ve KESK’e yöneltilen her türden saldırı mücadelenin gündemlerden biri olacaktır. Ancak emekçilerin taleplerini sahiplenen ve mücadele eden işyerleriyle bağı ve buralardaki etkisi güçlü sendikalar, bu saldırılar karşısında durabilir. Bu, pratik deneyimlerle de sabittir. Bir sendikanın işyeri örgütlülüğü güçlü ise, işveren ya da işveren işbirlikçisi sendika bürokrasisinin saldırıları onu dağıtamaz. Yerel yönetim işkolundan örnek verecek olursak, kurulduğu günden bu yana sendikaya 23 yıl genel başkanlık yapmış ve bu sürede pek çok ilişki ve olanağı elinde biriktirmiş kimi yöneticilerin ayrı bir sendika kurma çalışmaları, gerici-şoven propaganda ve işveren işbirliğiyle, işyeri çalışması ve sendikal örgütlülüğü olmayan şube ve işyerlerinde hızla karşılık bulurken, işyeri temsilciliği ve örgütlenmesi sağlam olan belediyelerde hiç istifa yaşanmamıştır. O nedenle, bu dönem saldırılara karşı güçlü durmanın temel yolu, işyeri çalışmalarını olması gereken şekilde yoğunlaştırmak ve işyerlerini taleplerin sahiplenicisi durumuna getirmek olacaktır.
8) Etkili ve kamu emekçilerinin mücadelesinde değişimi sağlayacak bir çalışma, her yerde birden, aynı anda ve aynı düzeyde gerçekleşmeyecektir. Bunun birçok nedeni vardır. Bu yüzden, farklı işkollarından belirlenmiş, kamu emekçilerinin mücadelesinde belirleyici öneme sahip, bütünü etkileyebilecek öncelikli iller ve buralarda öncelikli işyerlerine gereken önem verilmelidir. En başta bu öncelikli işyerlerindeki çalışmanın özel olarak planlanması ve parti yönetimleri tarafından da plandan haberdar olunarak gerekli katkı ve takibin yapılması önemlidir. Öncelikli olarak belirlenmiş yerlerde, bugün, yukarıda belirtilen plan dahilinde, günlük, istikrarlı, emekçileri kazanarak mücadelelerini ilerletecek örnek çalışmalara dünden çok daha fazla ihtiyaç olduğu açıktır. Çalışmaların ve planların da bu kapsamda yenilenmesine, çalışmalardaki eksikleri giderecek ve ilerletecek tartışmaları başta gazete olmak üzere yayınlar üzerinden de daha aktif sürdürmeye devam etmeye, olumlu örnekleri paylaşıp yaygınlaştırmaya olan ihtiyaç da bugün çok daha acilleşmiştir.
