Lenin
Program üç ana bölüme ayrılıyor. Birinci (“A” maddeli –ÖD) bölümde, programın diğer bölümlerinin kaynaklandığı bütün görüşler ortaya konuyor. Bu bölümde, bugünkü toplumda işçi sınıfının aldığı konum, onun fabrikatörlere karşı mücadelesinin anlam ve öneminin nerede yattığı ve Rus devletinde işçi sınıfının politik durumunun ne olduğu gösteriliyor. (…) İkinci bölümde Parti’nin görevi ortaya konuyor ve Rusya’da diğer politik akımlarla nasıl bir ilişki içinde olduğu gösteriliyor. Burada, Parti’nin ve sınıf çıkarlarının bilincinde olan tüm işçilerin faaliyetinin neden ibaret olması gerektiği ve Rus toplumunun diğer sınıflarının çıkar ve çabalarına ilişkin tutumlarının nasıl olması gerektiği gösteriliyor.
A-1)
Program önce, büyük fabrika ve tesislerin hızlı artışını ele alıyor, çünkü bu, bugünkü Rusya’nın tüm eski yaşam ilişkilerini, özellikle emekçi sınıfın varlık koşullarını tamamen değiştiren en önemli olgusudur. Eski ilişkiler altında, nüfusun neredeyse ezici çoğunluğunu oluşturan küçük mülk sahiplerinin neredeyse bütün serveti üretiliyordu. Nüfus köye bağlı kalıyor ve ürünlerinin büyük bölümünü ya kendi kullanımları için ya da komşu pazarlarla zayıf bağ içinde bulunan çevredeki yerleşimlerin küçük sürüm pazarı için üretiyordu. Çiftlik sahipleri için aynı küçük mülk sahipleri çalışıyordu ve çiftlik sahipleri onları esas olarak kendi tüketimleri için üretim yapmaya zorluyordu. Evde imal edilen ürünler işlenmek üzere, yine aynı şekilde köyde yaşayan ya da köyün çevresinde iş arayan el zanaatçılarına devrediliyordu.
Köylü kurtuluşundan bu yana, halk kitlelerinin bu yaşam koşulları tamamen altüst oldu. Endüstriyel küçük işletmelerin yerini yavaş yavaş büyük, olağanüstü hızlı gelişen fabrikalar aldı; bu fabrikalar küçük mülk sahiplerini bir kenara itti, onları ücretli işçilere dönüştürdü ve yüzlerce ve binlerce işçiyi birlikte çalışmaya ve bütün Rusya’da satılan muazzam miktarda meta üretmeye zorladı.
Köylülerin kurtuluşu nüfusun yerleşikliğini ortadan kaldırdı ve köylüleri, ellerinde kalan küçük toprak parçalarıyla artık kendilerini besleyemeyecekleri bir duruma soktu. Büyük halk kitleleri iş arayarak fabrikalara aktılar ya da Rusya’nın çeşitli yörelerini birbirine bağlayan ve büyük fabrikaların mallarını her yere taşıyan demiryolları yapımında iş buldular. Büyük halk kitleleri kentlerde iş aradı ve fabrika inşaatlarında, ticarete hizmet eden inşaatlarda, fabrikalar için yakıt ve hammadde sağlanmasında iş buldular. Nihayet birçoğu, işletmelerini yeterince hızlı genişletememiş olan tüccar ve fabrikatörler tarafından dağıtılan ev işine yöneldiler. Aynı değişimler tarımda da gerçekleşti. Büyük toprak sahipleri pazar için tahıl üretmeye başladılar; büyük ekim alanlarına sahip köylü ve tüccarlar ortaya çıktı, yüzlerce milyon pud tahıl yurt dışına satılıyordu.
Üretim ücretli işçiler gerektiriyordu ve yüz binlerce ve milyonlarca köylü cüce iktisatlarını terk ettiler ve tarım işçisi ve gündelikçi olarak pazar için tahıl üreten yeni girişimcilerin hizmetine girdiler. Program, büyük fabrikaların ve tesislerin küçük ev işçilerini ve köylüleri mahvettiğini ve ücretli işçiye dönüştürdüğünü açıklarken, eski yaşam koşullarının bu değişimini anlatmaktadır. Küçük üretimin yerine her yerde büyük üretim geçmektedir ve bu büyük üretimde işçi kitleleri artık, büyük bir sermayeye sahip olan, dev atölyeler kuran, çok miktarda üretim araçları satın alan ve birleşmiş işçilerin bu kitlesel üretiminin bütün kârını cebine atan kapitalistler için ücret karşılığında çalışan sıradan ücretli işçilerdir.
Üretim kapitalist olmuştur ve tüm küçük girişimcileri insafsızca ve acımaksızın ezer, bunların köydeki yerleşikliğini yıkar ve sıradan yamak olarak ülkenin bir ucundan bir ucuna dolaşmaya ve iş gücünü sermayeye satmaya zorlar. Nüfusun gittikçe daha büyük bir bölümü köyden ve tarımdan kesin olarak kopartılır ve hiçbir mülke sahip olmayan insanlardan özel bir sınıfın, sadece iş güçlerinin satışından yaşayan ücretli işçiler, proleterler sınıfının oluştuğu kentlerde, fabrika ve endüstri köy ve kasabalarında toplanır.
Ülke yaşamında, büyük fabrika ve işletmelerin ortaya çıkardığı bütün muazzam değişiklikler burada yatmaktadır: Küçük üretimin yerine büyük üretim geçer, küçük girişimciler ücretli işçiye dönüştürülür. Bu değişikliğin bütün emekçi halk için anlamı nedir ve neye yol açar? Program devamında bunu ele alıyor.
A-2)
Küçük üretimin büyük üretim tarafından bir kenara itilmesinin ardından tek tek küçük girişimcilerin küçük paralarının yerine büyük sermayeler, küçük, minimal kârların yerine milyonluk kârlar geçer. Bu yüzden kapitalizmin gelişimi her yerde lüksün ve servetin artışına yol açar.
Rusya’da bütün bir büyük para kalantorları, fabrikatörler, demiryolu girişimcileri, tüccarlar ve bankerler sınıfı ortaya çıktı, faiz karşılığında sanayicilere borç verilen para-sermayelerin gelirinden yaşayan insanlardan oluşan bütün bir sınıf oluştu; köylülerden toprak için büyük bedel ödemeleri almış olan, kiraya verilen toprakların fiyatını yükseltmek için köylülerin toprak kıtlığından yararlanan ve çiftliklerinde büyük pancar şekeri fabrikaları ve alkol damıtımevleri kuran büyük toprak sahipleri zenginleştiler. Bütün bu zengin sınıflarda lüks ve israf görülmemiş boyutlara ulaştı ve büyük kentlerin ana caddelerinde bunların prenslere layık sarayları ve görkemli şatoları inşa edildi.
Buna karşılık kapitalizmin gelişimiyle birlikte işçinin durumu gittikçe kötüleşti. Köylülerin kurtuluşundan sonra gelir orada burada arttıysa da, köyden akın eden aç halk kitleleri ücretleri aşağı çektiğinden bu artış az miktarda oldu ve kısa süre sürdü, oysa gıda maddeleri ve gereksinim maddeleri sürekli pahalanıyordu, öyle ki işçi ücretin yükselmesi durumunda bile daha az gıda maddesi elde edebiliyordu.
İş bulmak gittikçe zorlaşıyordu ve zenginlerin görkemli saraylarının yanında ya da varoşlarda, bodrumlarda, aşırı dolu, rutubetli ve soğuk kira odalarında, evet, hatta yeni endüstri bölgelerinin yakınlarında toprak kulübelerde oturmak zorunda kalan işçilerin perişan kulübelerinin sayısı artıyordu. Gelişen sermaye işçileri gittikçe daha fazla eziyordu, onları dilenciye çeviriyor, bütün zamanlarını fabrikaya adamaya zorluyor ve karılarıyla çocuklarını da çalışmaya itiyordu.
Kapitalizmin gelişmesinin neden olduğu birinci değişim, demek ki, bir avuç kapitalistin korkunç servetler biriktirmesi, buna karşılık halk kitlelerinin dilenci hâline gelmesinden ibarettir. İkinci değişim, küçük üretimin büyük üretim tarafından bir kenara itilmesinin üretimde birçok iyileştirmeye yol açmış olmasından ibarettir.
Her şeyden önce, bireysel, her küçük atölyede soyutlanmış, her küçük girişimcide tek tek gerçekleştirilen çalışmanın yerine, bir araya toplanmış işçilerin birleşik çalışması, bir fabrikada, bir toprak sahibinde, bir inşaat müteahhidinin yanında emekçilerin ortak çalışması geçmiştir. Birleşik çalışma bireysel çalışmadan çok daha başarılıdır, üretkendir ve metaları çok daha kolay ve hızlı imal etme olanağı sağlar. Ne var ki, bütün bu iyileştirmelerden kazançlı çıkan, sadece işçilere kendi paralarından ödeme yapan, buna karşılık işçilerin birleşik faaliyetinden ortaya çıkan bütün avantajı mal edinen kapitalisttir.
Kapitalist böylece daha da güçlenir, işçi ise belirli bir işe alıştığı ve başka bir işi yapmak, mesleğini değiştirmek ona zor geldiği için daha da güçsüzleşir.
Üretimin başka, çok daha önemli bir iyileştirilmesini, kapitalistlerin uygulamaya soktuğu makineler oluşturur. Makinelerin kullanımıyla emeğin verimi kat kat artar. Ancak kapitalist bütün bu avantajları işçilere karşı kullanır. Makinelerin daha az fiziksel çalışma gerektirmesi durumundan yararlanarak, makineleri daha düşük ücret ödediği kadın ve çocuklara kullandırır.
Ayrıca makinelerin çok daha az işçi gerektirmesi durumundan da yararlanarak, işçileri kitlesel olarak sokağa atar ve sonra, işçileri daha da köleleştirmek, iş gününü uzatmak, işçinin gece dinlencesini elinden almak ve onu makinenin bir uzantısına dönüştürmek için bu işsizliği kullanır. Makinelerin yol açtığı ve sürekli artan işsizlik işçileri artık tümüyle savunmasız bırakır. İşçinin el becerisi değerini yitirir, makineye çabuk alışan ve daha az bir ücretle çalışmaya gönüllü olan sıradan bir yamak, kolayca onun yerini alır. Sermayenin artan baskısına her direnme çabası, işten çıkarmaya yol açar. İşçi tek başına sermaye karşısında tamamen aciz kalır, makine onu ezmekle tehdit eder.
A-3)
Önceki noktanın açıklamasında, tek başına olan işçinin, makineleri uygulamaya sokan kapitalist karşısında aciz ve korunmasız olduğunu gösterdik. İşçi kapitaliste direniş göstermek, kendisini savunmak için ne pahasına olursa olsun çareler aramak zorundadır. Ve böyle bir çareyi birleşmede bulur. Tek başına güçsüz olan işçi, yoldaşlarıyla birleşerek bir güç hâline gelir ve kapitalistlere karşı mücadele etme ve direnme olanağı elde eder.
Artık karşısında büyük sermaye duran işçi için birleşme, bir gereklilik hâline gelir. Fakat bir ve aynı fabrikada çalışsalar da, birbirine yabancı, bir araya toplanmış unsurlar kitlesini birleştirmek mümkün müdür? Program, işçileri birleşme için olgunlaştıran ve bunun için yeteneklerini ve anlayışlarını geliştiren koşulları sayıyor. Bu koşullar şunlardır:
1) Tüm yıl boyunca sürekli çalışmayı gerektiren, işçinin kırla ve kendi iktisadıyla ilişkisini tamamen yok eden ve onu tam proletere dönüştüren, makineli üretimle büyük işletme. Küçük bir toprak parçası üzerinde kendi iktisadı işçinin soyutlanmasına yol açıyor, herkesin, komşusununkiyle bağıntısı olmayan kendi çıkarlarını kovalamasına neden oluyor ve böylece birleşmelerini engelliyordu. İşçinin kırdan kopması bu engelleri ortadan kaldırır.
2) Ayrıca, tek başına yüzlerce, binlerce işçinin ortak çalışması olgusu bile, işçileri, sıkıntılarını ortak tartışma yönünde, ortak eylem yönünde eğitir, çünkü bütün işçi kitlesinin durumunun ve çıkarlarının aynılığını gözler önüne serer.
3) Nihayet fabrikalar arasında sürekli geliş gidişler işçileri, çeşitli fabrikalardaki ilişkileri ve koşulları birbiriyle karşılaştırmaya, bütün fabrikalarda sömürünün aynılığına ikna olmaya, kapitalistlerle çatışmalarında başka işçilerin deneyimlerinden yararlanmaya sevk eder ve böylece işçilerin birleşmesini, dayanışmasını teşvik eder.
Bu koşulların bütünü, büyük fabrika ve işletmelerin ortaya çıkışının, işçilerin birleşmesine de neden olmasına yol açar. Rus işçileri arasında bu birleşme en sık ve en güçlü ifadesini grevlerde bulur. İşçilerimizin sendikalar ya da sigorta kasaları biçiminde birleşmelerinin neden olanaksız olduğundan daha aşağıda söz edeceğiz. Büyük işletmelerin geliştiği ölçüde, işçilerin grevleri de o kadar çok sayıda, güçlü ve inatçı olur; çünkü kapitalizmin baskısı ne kadar güçlü olursa, işçilerin ortak direnişi de o kadar gerekli olur.
Grevler ve tekil başkaldırmalar, Program’da söylendiği gibi, Rus fabrikalarında bugün çok genel bir olgu oluşturuyor. Ancak kapitalizmin daha da gelişmesi ve grevlerin sıklığının artışıyla bunlar yetersiz kalır.
Fabrikatörler bunlara karşı ortak önlemler alırlar: Birleşirler, başka yörelerden işçi alırlar, işçilerin direnişini kırmak için onlara yardım eden devlet iktidarından destek isterler; işçinin karşısında şimdi artık yalnızca tek tek her fabrikanın tek tek fabrikatörleri değil, onları destekleyen hükümetle beraber bütün kapitalistler sınıfı vardır.
Bütün kapitalistler sınıfı bütün işçi sınıfına karşı mücadeleye girişir ve hükümetten işçilere karşı yasaların yürürlüğe konmasını talep ederek, fabrika ve işletmeleri uzak yörelere taşıyarak ve işlerin evde çalışanlara verilmesi ve işçilere karşı binlerce başka hile ve dolaba başvurarak grevlere karşı ortak önlemler almaya çalışır. Bütün kapitalistler sınıfına karşı direnmek için tek tek fabrikaların, hatta tek tek endüstri dallarının işçilerinin birleşmesi yetersiz kalır. Tüm işçi sınıfının birleşik eylemi mutlak gereklilik hâline gelir. Böylece işçilerin tekil başkaldırılarından tüm işçi sınıfının mücadelesi gelişir.
İşçilerin fabrikatörlere karşı mücadelesi sınıf mücadelesi hâline gelir.
Bütün fabrikatörleri tek bir çıkar birleştirir: İşçileri baskı altında tutmak ve onlara olabildiğince düşük ücret ödemek. Ve fabrikatörler, davalarını, tüm fabrikatörler sınıfının ortak eylemi ve devlet iktidarı üzerinde uygun bir etki kazanma dışında savunulmayacağını görürler.
İşçiler de yine aynı şekilde ortak bir çıkarla bağlıdırlar: Kendilerini sermayeye ezdirmemek, yaşam haklarını ve insanca yaşama taleplerini savunmak. İşçiler de yine aynı şekilde, birleşmenin, bütün sınıfın, işçi sınıfının birleşik eyleminin ve devlet iktidarı üzerinde etki kazanmanın kendileri için de gerekli olduğuna kanaat getirirler.
A-4)
Fabrika işçilerinin fabrikatörlere karşı mücadelesinin nasıl ve neden sınıf mücadelesi hâline geldiğini, işçi sınıfının, proleterlerin, kapitalistler sınıfına, burjuvaziye karşı sınıf mücadelesi hâline geldiğini açıkladık. Bu mücadele, tüm halk ve tüm emekçiler için hangi öneme sahiptir?
Birinci noktanın açıklamasında sözünü ettiğimiz mevcut koşullar altında, ücretli işçiler yardımıyla yürütülen üretim, küçük üretimi gittikçe daha fazla bir kenara itiyor. Ücretli çalışmayla yaşayan insanların sayısı hızla artıyor ve sadece daimî fabrika işçilerinin sayısı yükselmekle kalmıyor, beslenebilmek için keza ücretli iş aramak zorunda olan köylülerin sayısı ise daha da çok yükseliyor. Şu anda ücretli çalışma, kapitalist için çalışma, artık çalışmanın en yaygın biçimini oluşturur. Sermayenin emek üzerindeki egemenliği yalnızca endüstride değil, tarımda da nüfusun büyük kütlesini kapsamıştır.
Ve işte modern toplumun temelinde yatan ücretli emeğin bu sömürüsünü, büyük işletmeler en uç noktasına götürürler. Tüm kapitalistler tarafından tüm endüstri dallarında uygulanan ve Rusya’nın çalışan nüfusunun bütün kitlesinin acısını çektiği tüm sömürü yöntemleri, burada, fabrikada bir araya gelir, daha da şiddetlenir, sürekli kurum hâline gelir, işçinin çalışma faaliyetinin ve varlığının her yanına uzanır ve işçinin kapitalist tarafından iliğine kadar sömürülmesinin bütün bir rejimini, bütün bir sistemini oluşturur.
Bunu bir örnekle açıklamak istiyoruz. Herkes çalışma yükümlülüğü altına girdiği yerde, yörenin alışılmış tatil günlerinde işi bırakır ve dinlenir. Fabrikada durum çok farklıdır: Bir işçi alan fabrika, işçinin alışkanlıklarına, alıştığı yaşam tarzına, aile ilişkilerine ve ruhsal gereksinimlerine bakmaksızın onun üzerinde kendi takdirince tasarrufta bulunur. Fabrika gerekli gördüğü zaman onu işe koşar, tüm yaşamını fabrikanın gereksinimine göre ayarlamaya, dinlenme zamanını bölmeye ve gerek gece gerekse de tatil günlerinde vardiya çalışmaya zorlar. İş zamanının düzenlenmesinde akla gelebilecek her türlü suiistimal fabrikada çok revaçtadır, buna karşılık aynı zamanda her işçinin tabi olduğu kendi “kural” ve “düzeni”ni yürürlüğe koyar.
Fabrika düzeni, bilinçli olarak, işe alınan işçiden yapabileceği tüm işi sonuna kadar almak, bunu olabildiğince hızlı yapmak ve sonra işçiyi atmak hedefini izler!
Bir başka örnek. Kendisini işçi olarak hizmete sunan herkes, elbette ki, mal sahibine itaat etme ve kendisine emredileni yerine getirme yükümlülüğü altına girer. Ama kendisini hizmete sunan kişi, geçici olarak bir işi yapma yükümlülüğü aldığında, bununla kendi iradesinden asla vazgeçmiş olmaz, işverenin bir talebi ona haksız ya da aşırı göründüğünde onu terk eder. Buna karşılık fabrika, işçinin kendi iradesinden tamamen vazgeçmesini ister; belirli bir disiplin yaratır, işçiyi, zilin çalmasıyla işe başlamaya ve bitirmeye zorlar, işçiyi bizzat cezalandırma ve kendi yarattığı fabrika düzeninin ihlalinde ona para cezası verme veya ücretinde kesinti yapma hakkını kendinde görür. İşçi, muazzam bir makineli aygıtın bir parçasına dönüşür, her türlü direniş ve kendi iradesi elinden alınmış ve köleleştirilmiş olarak bir makine hâline gelmelidir.
Son olarak üçüncü bir örnek. İşçi olarak çalışan herkes, çok sık olarak işverenden hoşnutsuzdur ve ona karşı şikâyetle mahkemeye ya da resmî makamlara başvurur. Gerek resmî makamlar gerekse de mahkeme, anlaşmazlığı genellikle işverenin lehine çözerler ve onun tarafını tutarlar. İşveren çıkarları karşısında bu hoşgörü, genel bir kurala ya da yasaya dayanmaz, işveren çıkarlarının savunusunda bazen çok bazen az gayretkeş olan ve meseleyi ya işverenle dostluk ilişkileri nedeniyle ya da çalışma koşulları hakkındaki bilgisizlik ya da nihayet işçileri anlama yeteneğinden yoksunluk nedeniyle, haksız olarak işveren lehine karar veren tek tek memurların lütufkârlığına dayanır.
Bu tür haksızlıklar tek tek her durumda, işçinin işverenle anlaşmazlığına ve memura bağlıdır. Ancak fabrika öylesine bir işçi kitlesini birleştirir ve bunları o derece ezer ki, tek tek her bir durumun incelenmesi olanaksız hâle gelir. Genel kurallar konur, işçilerin fabrikatörlerle ilişkisi üzerine bir yasa, herkes için bağlayıcı olan bir yasa hazırlanır ve bu yasada işverenin çıkarlarının ilerletilmesi artık devlet iktidarı tarafından saptanır.
Tek tek memurların haksızlığının yerini yasanın haksızlığı alır. Örneğin şöyle talimatlar yayımlanır: İşe gelmeme durumunda işçi yalnızca ücreti yitirmekle kalmaz, üstelik ceza da ödemek zorundadır, buna karşılık işçiyi işten çıkaran işveren ona hiçbir şey ödemez; ayrıca işveren bu talimatnameye göre işçiyi kabalık nedeniyle işten çıkarabilir, işçi ise aynı nedenle işvereni bırakamaz; nihayet işveren para cezası verme, ücret kesintisi yapma veya fazla mesai talep etme vb. gibi birçok hak elde eder.
Bütün bu örnekler fabrikanın işçinin sömürüsünü nasıl şiddetlendirdiğini ve bu sömürüyü genelleştirdiğini, resmî bir “düzen”e dönüştürdüğünü gösteriyor. Böylece işçinin meselesi artık, istese de istemese de tekil işverenle, onun iradesiyle ve onun tarafından ezilmesiyle değil, bütün işveren sınıfının iradesiyle ve baskı sistemiyledir.
İşçi, ezilmesini tek bir kapitaliste fatura etmemesi gerektiğini, bütün girişimlerde aynı sömürü düzeni egemen olduğu için, bunun bütün kapitalistler sınıfının eseri olduğunu görür. Hatta tekil kapitalist, bu düzenden sapamaz bile. Örneğin iş zamanını kısaltmaya kalksa, mallar ona, işçileri aynı ücrete daha uzun süre çalışmaya zorlayan komşusundan, diğer fabrikatörden pahalıya patlayacaktır.
İşçi durumunu düzeltmek istese, karşısında artık emeğin sermaye tarafından sömürülmesini amaçlayan tüm bir toplumsal sistemi bulur; işçinin karşısında artık herhangi bir memurun tekil haksızlığı değil, bütün kapitalistler sınıfını kanatları altına alan ve bu sınıfın yararına genel bağlayıcı yasalar çıkaran bizzat devlet gücünün haksızlığı vardır.
Böylece fabrika işçilerinin fabrikatörlere karşı mücadelesi kaçınılmaz olarak bütün kapitalistler sınıfına karşı, emeğin sermaye tarafından sömürüsü üzerinde yükselen tüm toplumsal düzene karşı bir mücadeleye dönüşür. Bu yüzden işçilerin mücadelesi sosyal bir anlam da kazanır, yabancı emekten yaşayan bütün sınıflara karşı emekçilerin mücadelesi hâline gelir. Böylece işçilerin mücadelesi Rus tarihinde yeni bir çağ açar ve işçilerin kurtuluşunun şafağı olarak ortaya çıkar.
Peki, kapitalistler sınıfının çalışan halkın bütün kitlesi üzerindeki egemenliği neye dayanır? Kapitalistlerin elinde özel mülkleri olarak tüm fabrikalar, işletmeler, maden ocakları, makineler ve iş aletlerinin bulunması, büyük arazi parçalarına sahip olmaları –Avrupa Rusya’sının bütün topraklarının üçte birinden fazlası, sayıları yarım milyondan az olan toprak sahiplerine aittir– durumuna dayanır.
Kendileri ne iş aletlerine ne de hammaddelere sahip olan işçiler, iş güçlerini, işçilere sadece geçimleri için gerekli olduğu kadar ödeyen ve emeğin yarattığı bütün fazlalığı cebe indiren kapitalistlere satmak zorundadırlar. Böylece işçilerin harcadığı iş zamanının sadece bir bölümünü öder ve geri kalanını kendilerine mal ederler. Bir işçi kitlesinin birleşik çalışmasıyla ya da üretimin iyileştirilmesiyle meydana gelen bütün servet artışı böylece kapitalistler sınıfının payına düşer ve kuşaktan kuşağa çalışan işçiler, mülksüz proleterler konumunda kalırlar.
Bu yüzden emeğin sermaye tarafından sömürülmesine son vermek için tek bir çare vardır: İş araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırılması, bütün fabrikaların, işletmelerin, maden ocaklarının, aynı şekilde bütün büyük çiftliklerin, bütün toplumun mülkiyetine geçirilmesi ve işçiler tarafından bizzat yönetilen, ortak sosyalist üretim.
O zaman ortak çalışmayla üretilen ürünler bizzat emekçilerin yararına kullanılacak, onlar tarafından geçim masraflarının üzerinde üretilen fazlalık ise, bizzat işçilerin gereksinimlerinin karşılanmasına, bütün yeteneklerinin tam gelişimine, bilimin ve sanatın tüm kazanımlarında eşit hakka sahip katılımlarına hizmet edecektir.
Bu nedenle de programda, işçi sınıfının kapitalistlere karşı mücadelesinin ancak bununla sona ereceği söylenmektedir. Ne var ki bu, politik iktidarın, yani hükümet erkinin kapitalistlerin ve toprak beylerinin etkisi altında bulunan bir hükümetin elinden ya da kapitalistlerin doğrudan seçilmiş temsilcilerinden oluşan bir hükümetin elinden, işçi sınıfının eline geçmesini gerektirir.
Bu, işçi sınıfının mücadelesinin nihai hedefidir, onun tam kurtuluşunun önkoşuludur. Sınıf bilinçli, birleşmiş işçiler bu nihai hedefi gütmelidir. Ancak bizde, Rusya’da hâlâ kurtuluş mücadelelerinin önünü tıkayan muazzam engellerle karşılaşıyorlar.
A-5)
Kapitalist sınıfın egemenliğine karşı bugün artık bütün Avrupa ülkelerinin işçileri, aynı şekilde Amerika ve Avustralya’nın işçileri mücadele veriyorlar. İşçi sınıfının birliği ve beraberliği yalnızca bir ülkeyle veya bir milliyetle sınırlı değildir: Çeşitli ülkelerin işçi partileri, bütün dünya işçilerinin çıkar ve hedeflerinin tam eşitliğini, dayanışmayı, yüksek sesle ilan ediyorlar. Ortak kongrelerde toplanıyorlar, tüm ülkelerin kapitalist sınıflarına ortak talepler yöneltiyorlar, kurtuluşu için çabalayan bütün birleşik proletarya için uluslararası bir bayram günü, 1 Mayıs, saptıyorlar ve bütün milliyetlerin ve ülkelerin işçi sınıfını büyük bir işçi ordusunda birleştiriyorlar.
İşçilerin bu birleşmesi, işçileri tahakküm altında tutan kapitalist sınıfının egemenliğini tek bir ülkeyle sınırlamamasıyla zorunluluk hâline gelir. Çeşitli ülkeler arasında ticari ilişkiler gittikçe sıklaşıyor ve yaygınlaşıyor; sermaye sürekli olarak bir ülkeden diğerine dolaşıyor; bankalar, sermayeyi her yerden toplayan ve ödünç olarak kapitalistlere dağıtan sermayenin bu muazzam depoları, ulusal bankalardan uluslararası bankalar hâline geliyorlar, bütün ülkelerin sermayelerini toplayıp Avrupa’yla Amerika’nın kapitalistlerine dağıtıyorlar.
Artık kapitalist girişimler kurmak için büyük anonim şirketler yalnızca bir ülkede değil, birçok ülkede birden kuruluyor; kapitalistlerin enternasyonal şirketleri ortaya çıkıyor. Sermayenin egemenliği enternasyonaldir.
Bu nedenle tüm ülkelerin işçilerinin kurtuluş mücadelesi de ancak bu mücadele, işçilerin uluslararası sermayeye karşı ortak mücadelesi olduğunda başarılı olabilir. Bu yüzden gerek Alman gerekse de Polonyalı ve Fransız işçiler, kapitalistler sınıfına karşı mücadelesinde Rus işçisinin müttefikidir; öte yandan gerek Rus gerekse de Polonyalı ve Fransız kapitalistleri onun düşmanlarıdır.
Son zamanlarda yabancı kapitalistler sermayelerini Rusya’ya aktarmaktan özellikle hoşlanıyorlar, burada fabrika ve işletmelerinin şubelerini açıyorlar, Rusya’da yeni girişimlerin kurulması için şirketler kuruyorlar. Hükümetin sermayeye karşı hiçbir yerde olmadığı kadar hayırhah ve hizmetine amade olduğu, Batı Avrupa’dakinden daha az ölçüde birleşmiş ve direnişe daha az yatkın işçiler buldukları ve işçilerin yaşam düzeyinin ve dolayısıyla ücretlerinin de çok daha düşük olduğu genç ülkenin üzerine açgözlülükle saldırıyorlar. Öyle ki yabancı kapitalistler kendi ülkeleriyle karşılaştırıldığında inanılmaz büyük kârları cebe indirebiliyorlar.
Uluslararası sermaye elini Rusya’ya da uzatmış bulunuyor. Rus işçileri de ellerini, uluslararası işçi hareketine uzatıyorlar.
A-6)
Büyük fabrikaların sermayenin emek üzerindeki baskısını nasıl son haddine dek artırdıklarından, nasıl tüm bir sömürü yöntemleri sistemini yarattıklarından, sermayeye karşı başkaldıran işçilerin nasıl kaçınılmaz olarak bütün işçilerin birleşme zorunluluğunu, bütün işçi sınıfının ortak bir mücadelesinin zorunluluğunu gördüklerinden söz etmiş bulunuyoruz.
Kapitalistler sınıfına karşı bu mücadelede işçiler, kapitalistleri ve onların çıkarlarını koruyan genel devlet yasalarıyla çatışma içine girerler. Ama birleşen işçiler, kapitalistleri tavizlere zorlayacak ve onlara direniş gösterecek durumdularsa, o zaman işçiler birleşmeleriyle aynı şekilde devlet yasalarını da etkileyebilir ve değişmelerini sağlayabilirler.
Bütün diğer ülkelerin işçileri de bunu yapıyor, ama Rus işçileri devlet üzerine doğrudan etkide bulunamıyorlar. Rusya işçileri en temel yurttaşlık haklarından yoksundur. Toplanmaları, meselelerini birlikte tartışmaları, dernekler kurmaları, kendi açıklamalarını basmaları yasaktır. Başka bir deyişle: Devlet yasaları yalnızca kapitalistler sınıfının çıkarları doğrultusunda yazılmakla kalmamıştır, işçilerin elinden, bu yasalar üzerinde etkide bulunma ve değişmelerini sağlamanın her türlü olanağını da doğrudan almaktadırlar.
Bunun nedeni, Rusya’da –ve bütün Avrupa devletleri arasında yalnızca Rusya’da– bugün de hâlâ otokratik hükümetin sınırsız iktidarının, yani bütün halk için bağlayıcı yasaları Çar’ın tek başına kendi takdirine göre çıkarabildiği ve sadece onun tarafından atanan memurların bu yasalara riayeti denetleyebildikleri bir devlet düzeninin ayakta durmasıdır.
Yurttaşlar yasaların çıkarılmasına ve tartışılmasına, yeni yasalar önerilmesine ve eski yasaların kaldırılmasının talep edilmesine her türlü katılımdan dışlanmıştır. Memurlardan hesap sorma, onların faaliyetlerini denetleme veya onları mahkemeye verme hakkından tamamen yoksundur. Devlet meseleleriyle ilgilenme hakkından bile yoksundurlar: Aynı memurların izni olmaksızın toplantı düzenlemek veya dernek kurmak onlara yasaktır.
Memurlar sözcüğün gerçek anlamında her türlü sorumluluktan muaftır; bunlar deyim yerindeyse, halkın üstünde, özel bir kast oluştururlar. Memurların sorumsuzluğu, keyfî hareketi ve halkın sesinin tamamen bastırılması, herhâlde hiçbir Avrupa ülkesinde mümkün olmayan türde memur erkinin göze batıcı suiistimallerini ve halk kitlelerinin hakkının çiğnenmesini üretir.
Böylece yasalara göre Rus hükümetinin erki tamamen sınırsız olarak gözüküyor, bir ölçüde halktan tamamen bağımsız, tüm zümre ve sınıfların üstünde olarak görülüyor. Ne var ki, eğer bu gerçekten böyleyse, o hâlde neden gerek yasa gerekse hükümet, işçilerin kapitalistlerle bütün çatışmalarında kapitalistlerin tarafını tutuyor? Neden kapitalistler, sayıları ve servetleri arttığı ölçüde gittikçe daha güçlü destek elde ediyorlar, buna karşılık işçiler artan bir direnişle ve artan bir baskıyla karşılaşıyorlar?
Gerçekte hükümet sınıflar üstü değildir, tersine bir sınıfı diğerine karşı kanatları altına alıyor, mülk sahipleri sınıfını mülk sahibi olmayanlara karşı, kapitalistleri işçilere karşı koruyor. Otokratik hükümet, eğer mülk sahibi sınıflara her türlü ayrıcalığı tanımasa ve onlara karşı her türlü hoşgörüyü göstermeseydi, böylesi büyük bir devleti yönetemezdi.
Yasaya göre hükümet, sınırsız ve bağımsız bir erki temsil etmesine rağmen, gerçekte kapitalistler ve toprak sahipleri, hükümeti ve devlet işlerini etkilemenin binlerce türüne sahiptirler. Yasa tarafından tanınmış kendilerine ait zümresel kurumları, aristokrat ve tüccar dernekleri, ticaret ve manifaktür komiteleri vs. vardır.
Seçilmiş temsilcileri ya doğrudan memur olur ve devletin yönetimine katılır –örneğin aristokrat mareşaller– ya da örneğin yasaya göre Fabrikalar Denetim Kuruluna, bu fabrika müfettişliğinin amiri makamdır, kendi temsilcilerini seçen fabrikatörler gibi, çeşitli hükümet kurumlarının üyeleri olurlar.
Ancak devlet yönetimine bu doğrudan katılımla yetinmezler. Kendi organlarında devlet yasalarını tartışırlar ve yasa tasarıları hazırlarlar; öte yandan hükümet de her fırsatta bunların görüşünü alır, şu ya da bu yasa tasarısını onlara sunar, buna ilişkin öneriler getirmelerini rica eder.
Kapitalistler ve toprak beyleri, kendi meselelerini tartıştıkları, sınıfları yararına çeşitli önlemler düşündükleri ve çiftlik sahibi aristokrasi ve “bütün Rusya tüccarları” adına yeni yasalar çıkarılması ya da eskilerinin değiştirilmesi için dilekçeler yazdıkları Tüm-Rusya kongreleri düzenlerler. Meselelerini gazetelerde ele alabilirler, çünkü hükümet, sansürle, basının haklarını ne kadar kısıtlarsa kısıtlasın, mülk sahiplerinin meselelerini ele alma hakkını gasp etmeyi düşünemez bile.
Bunlar en üst hükümet makamlarına ulaşmak için birçok hile ve yola sahiptir, alt düzeydeki memurların keyfî davranışını daha kolay görüşebilirler ve kendilerini özellikle engelleyen yasaların ve talimatların kaldırılmasını daha kolay sağlayabilirler. Ve dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar çok sayıda yasa ve kararname, hükümet tarafından, her türlü ufak tefek şeyi öngören ve gerçekten canlı her faaliyeti boğan böylesine eşi görülmedik bir polis vesayeti yoktur, öte yandan dünyanın başka hiçbir ülkesinde de burjuva kararnameler böylesine kolay çiğnenmez ve aynı polis yasaları sıradan lütufkârlık, hükümet onayı yoluyla bu kadar kolay atlatılmaz. Ve böylesine lütufkârca bir onay hiçbir zaman reddedilmez.
B-1)
Programın bu noktası, işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden Parti’nin faaliyetinin ve tüm sınıf bilinçli işçilerin faaliyetinin neden ibaret olması gerektiğini gösterdiği için, en önemli, en temel noktadır.
Sosyalizm çabasının, insanın insan tarafından ezelî sömürüsünün ortadan kaldırılması çabasının, büyük fabrika ve işletmeler tarafından yaratılmış olan yaşam koşulları temelinde oluşan o halk hareketiyle hangi tarzda birleştirilmesi gerektiğini gösterir.
Parti’nin faaliyeti, işçilerin sınıf mücadelesini desteklemek olmalıdır. Parti’nin görevi, işçilere yardım için herhangi bir yeni moda araçlar keşfetmek değil, işçi hareketiyle bağ kurmak, onları aydınlatmak ve işçilere kendilerinin çoktan başlattıkları mücadelede yardım etmektir. Parti’nin görevi, işçilerin çıkarlarının korunması ve bütün işçi hareketinin çıkarlarının temsilidir.
İşçilerin mücadelesinin desteklenmesi ifadesini nerede bulmalıdır?
Program, bu yardımın, birincisi, işçilerin sınıf bilincinin geliştirilmesinde yatması gerektiğini söylüyor. İşçilerin işverene karşı mücadelesinin nasıl proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesine dönüştüğü hakkında daha önce konuştuk.
Bu konuda açıkladıklarımızdan, işçilerin sınıf bilincinden ne anlaşılması gerektiği ortaya çıkıyor. İşçilerin sınıf bilinci, işçilerin, durumlarını düzeltmenin ve kurtuluşlarının tek çaresinin, büyük işletmenin yarattığı kapitalistler ve girişimciler sınıfına karşı mücadele olduğunu anlamalarıdır.
Sonra işçilerin sınıf bilinci, verili bir ülkenin tüm işçilerinin aynı çıkarlara sahip olduklarını, dayanışma içinde olduklarını, bütün diğer toplumsal sınıflardan farklı yekpare bir sınıf oluşturduklarını anlamalarıdır.
Nihayet işçilerin sınıf bilinci, işçilerin, hedeflerine ulaşmak için devlet işleri üzerinde, tıpkı toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin kazanmış oldukları ve hâlâ da kazandıkları gibi, etkinlik kazanmak zorunda olduklarını anlamaları anlamına gelir.
İşçiler bütün bu anlayışları nasıl edinirler? İşçiler bunları, fabrikatörlere karşı yürütmeye başladıkları, durmadan yaygınlaşan, şiddetlenen ve büyük işletmelerin arttığı ölçüde durmadan artan sayıda işçiyi kapsayan aynı mücadelenin içinden sürekli olarak kazanırlar.
İşçilerin sermayeye karşı düşmanlığının yalnızca kendi sömürücülerine karşı kör bir kin duygusunda, ezilmesinin ve köleleştirilmesinin net olmayan bir bilincinde ve kapitalistten öç alma isteğinde ifadesini bulduğu bir dönem vardı. O sıralar mücadele, ifadesini, fabrika binalarını yıkan, makineleri tahrip eden, fabrikadaki amirlerini döven vs. işçilerin tekil başkaldırılarında buluyordu. İşçi hareketinin ilk, ilkel biçimi buydu.
İşçide öz savunma çabasını uyandıran ilk dürtü, her yerde ve her zaman kapitaliste karşı kin olduğu için, bu gerekli bir aşamaydı. Ne var ki, Rus işçi hareketi bu başlangıç aşamasını atlatmıştır. İşçilerin kapitalistlere karşı kör kininin yerine artık, işçi sınıfının çıkarlarıyla kapitalistler sınıfının çıkarlarının uyuşmazlığı anlayışı, net olmayan ezilme duygusunun yerine, kapitalist baskının araçları ve tarzı bilgisi geçmiştir.
İşçiler ezilmenin şu ya da bu türüne başkaldırıyorlar, sermayenin baskısına belirli sınırlar koyuyorlar ve kapitalistlerin açgözlülüğüne karşı direniyorlar. Kapitalistlerden öç almak yerine, tavizler için mücadeleye geçiyorlar ve kapitalistler sınıfından durmaksızın taleplerde bulunmaya başlıyorlar, çalışma koşullarının düzeltilmesini, ücretlerin yükseltilmesini, çalışma saatlerine uyulmasını talep ediyorlar.
Her grev işçilerin tüm dikkatini ve tüm çabasını, işçi sınıfının yaşam koşullarının bazen bir yanı bazen diğer yanı üzerinde yoğunlaştırıyor. Her grev bu koşulların tartışılmasına neden oluyor, işçilerin bunları doğru değerlendirmesini ve ilgili örnekte sermayenin baskısının neden ibaret olduğu ve bu baskıya karşı hangi araçlarla mücadele edilebileceği konusunda açıklığa kavuşmalarını kolaylaştırıyor. Her grev tüm işçi sınıfının deneyimini zenginleştiriyor.
Grev başarılı olduğunda, onlara işçilerin birliğinin gücünü gösteriyor ve diğer işçileri, yoldaşlarının başarısını değerlendirmeye teşvik ediyor. Başarısız olursa, başarısızlığın nedenlerinin tartışılmasına ve daha iyi mücadele yöntemlerinin aranmasına yol açıyor.
Şu sırada Rusya’da her yerde baş gösteren, işçilerin en acil gereksinimlerinin karşılanması için, tavizler için, daha iyi yaşam koşulları, ücret ve çalışma süresi için inatçı bir mücadeleye geçişinde, Rus işçi hareketinin muazzam bir ilerlemesi yatıyor. Bu mücadeleye ve onun desteklenmesine, Sosyal-Demokrat Parti ve bütün sınıf bilinçli işçiler tüm dikkatlerini yöneltmelidirler.
İşçilerin desteklenmesi, tatmin edilmesi için mücadelenin yürütülmesi gereken o en acil gereksinimlerin gösterilmesinden, şu ya da bu işçilerin durumunu özellikle kötüleştiren nedenlerin aydınlatılmasından ve çiğnenmeleri –kapitalistlerin aldatıcı hilelerinin yanı sıra– işçilerin o kadar sık sık çifte soyulmasına yol açan fabrika yasalarının ve kararnamelerin açıklanmasından ibaret olmalıdır.
Destek, işçilerin taleplerini olabildiğince berrak ve kesin formüle etmek ve kamuoyuna sunmaktan, direniş gösterme için en uygun anı seçmekten, mücadele yöntemini seçmekten, savaşan iki kampın durumunu ve güçlerini yoklamaktan ve daha iyi bir mücadele türünün bulunup bulunamayacağını araştırmaktan ibarettir. Olasılıkla koşullara göre doğrudan greve başvurulamadığı ölçüde, fabrikatöre bir mektup ya da müfettişe veya doktora çağrı biçiminde vs.
Rus işçisinin bu mücadele biçimine geçişinin, büyük bir ilerlemeye tanıklık ettiğini söyledik. Bu mücadele işçi hareketini doğru yola sokuyor ve başarısının devamı için emin bir garanti oluşturuyor.
Çalışan halk kitleleri bu mücadele içinde, birincisi, kapitalist sömürünün çeşitli yöntemlerini tanımayı ve ayırt etmeyi ve bunları gerek yasalarla gerekse de kendi yaşamsal gereksinimleriyle ve kapitalistler sınıfının çıkarlarıyla bağıntılandırmayı öğreniyorlar. Sömürünün tek tek biçimlerini ve örneklerini tahlil ederken, işçiler bir bütün olarak sömürünün anlamını ve özünü anlamayı öğreniyorlar, emeğin sermaye tarafından sömürülmesi üzerinde yükselen toplumsal düzeni anlamayı öğreniyorlar.
İkinci olarak, işçiler bu mücadele içinde güçlerini yokluyorlar, birleşmeyi ve bu birleşmenin gerekliliğini ve önemini kavramayı öğreniyorlar. Bu mücadelenin genişlemesi ve çatışmaların artması kaçınılmaz olarak beraberlik duygusunun, dayanışma duygusunun gelişmesine yol açıyor; önce belirli bir yörenin işçileri arasında, sonra bütün ülkenin tüm işçi sınıfının işçileri arasında.
Üçüncü olarak bu mücadele, işçilerin politik bilincini geliştiriyor. Çalışan halk kitlesi içinde bulunduğu sosyal durum nedeniyle, herhangi bir devlet sorunu üzerine düşünecek ne zamana ne de olanağa sahiptir. Ne var ki işçilerin günlük gereksinimlerinin tatmini için işverene karşı mücadelesi, işçileri kendiliğinden ve kaçınılmaz olarak devlet sorunlarını, politik sorunları, Rus devletinin nasıl yönetildiği, yasaların ve kararnamelerin nasıl çıkarıldığı ve kimin çıkarlarına hizmet ettiği sorusunu muhakeme etmeye iter.
Fabrikadaki her çatışma, işçileri kaçınılmaz olarak yasalarla ve devlet iktidarının temsilcileriyle de çatışma içine sokar. Bu arada işçiler ilk kez “politik konuşmalar” dinlerler; önce örneğin fabrika müfettişlerinin, fabrikatörün onları sömürmek için yararlandığı hilelerin, ilgili makamlar tarafından onaylanmış ve işçileri dilediğince ezmesi fabrikatörlerin keyfine bırakılmış kararnamelerin ruhuna tamamen uygun olduğunu ya da fabrikatör yalnızca hakkını kullandığı, devlet iktidarı tarafından onaylanmış şu ya da bu yasaya dayandığı ve bu yasaların koruması altında olduğu için, fabrikatörün uyguladığı baskının tamamen haklı olduğunu onlara açıklayan konuşmalarını dinlerler.
Müfettiş bayların politik açıklamalarını zaman zaman Bakan Bey’in işçilere, işçilerin emeğinin sırtından ceplerine milyonlar indiren fabrikatörlere karşı yükümlü oldukları “Hıristiyan sevgisi” duygularını anımsatan daha yararlı “politik aydınlatmaları” izler. Devlet erkinin temsilcilerinin bu dersleri ve işçilere bu erkin kimin çıkarlarını temsil ettiğini gösteren kendilerinin doğrudan deneyiminin yanı sıra, sosyalistlerin bildirileri ve başka aydınlatıcı yazıları eklenir, öyle ki işçiler böyle bir grevde politik eğitimlerini almış olurlar.
Yalnızca işçi sınıfının özel çıkarlarını değil, işçi sınıfının devlet içinde aldığı özel konumu da anlamayı öğrenirler. Sosyal-Demokrat Parti’nin işçi sınıfının sınıf mücadelesine verebileceği destek, bu suretle en acil yaşamsal gereksinimlerinin karşılanması için mücadelesi teşvik edilerek işçilerin sınıf bilincinin geliştirilmesinden ibaret olmalıdır.
İkinci olarak bu destek, Program’da söylendiği gibi, işçilerin örgütlenmesini ilerletmekten ibaret olmalıdır. Az önce tarif ettiğimiz mücadele mutlaka işçilerin bir örgütünü gerektirir. Gerek grevin başarıyla yürütülmesi gerekse de grevciler yararına para toplanmasının düzenlenmesi, işçi kasalarının kurulması, işçiler arasında ajitasyon yapılması, bildirilerin, açıklamaların, çağrıların vb. dağıtılması için bir örgüt gereklidir.
Polis ve jandarma takibinden korunmak, işçilerin tüm birliklerini ve bağlantılarını onlar karşısında gizli tutmak, işçilere kitap, broşür, gazete vs. sağlanmasını yoluna koymak için bir örgüt daha da gerekli hâle gelir. Bütün bunlarda yardımcı olmak, Parti’nin ikinci görevidir.
Üçüncü görev, mücadelenin gerçek hedefini göstermekten, yani işçilerin sermaye tarafından sömürüsünün nerede yattığı, neye dayandığı, toprakta ve iş araçları üzerinde özel mülkiyetin işçi kitlelerinin yoksullaşmasına hangi biçimde neden olduğu, emeğini kapitalistlere satmaya ve işçinin emeğinin, işçinin geçim masraflarının ötesinde ürettiği bütün fazlalığı onlara bedava bırakmaya nasıl zorladığı üzerine işçileri aydınlatmaktan; ayrıca bu sömürünün nasıl kaçınılmaz olarak işçilerin kapitalistlere karşı sınıf mücadelesine yol açtığı, bu mücadelenin koşullarının ve nihai hedeflerinin ne olduğu üzerine aydınlatılmasından, kısaca, bu Program’da kısaca işaret edilen şeylerin açıklanmasından ibarettir.
B-2)
İşçi sınıfının mücadelesinin politik bir mücadele olduğu cümlesi neyi ifade ediyor? Devlet işlerine, devlet yönetimine ve yasamaya etkide bulunmaya çabalamaksızın, işçi sınıfının kendi kurtuluş mücadelesini yürütemeyeceğini ifade ediyor.
Rus kapitalistleri böyle bir etkilemenin zorunluluğunu çoktan kavradılar ve polis yasalarının tüm yasaklarına rağmen, devlet erkini etkilemenin binlerce biçimini nasıl bulduklarını ve bu erkin kapitalist sınıfın çıkarlarına nasıl hizmet ettiğini gösterdik. Buradan, işçi sınıfının da devlet erki üzerinde etkide bulunmaksızın mücadelesini yürütemeyeceği, evet, hatta durumunda sürekli bir iyileşme dahi sağlayamayacağı sonucu çıkar.
İşçilerin kapitalistlere karşı mücadele içinde kaçınılmaz olarak hükümetle çatışma içine gireceklerinden söz ettik ve bizzat hükümet, işçilere, yalnızca mücadele ve ortak direnişle devlet erkini etkileyebileceklerini kanıtlamak için elinden geleni yapıyor.
Rusya’da 1885 ve 1886 yıllarında yapılan büyük grevler bunu açıkça öğretiyor. (21) İşçilerin inatçı taleplerine dayanamayan hükümet, vakit geçirmeksizin, işçileri ilgilendiren kararnameleri hazırlamaya başladı ve fabrika düzeni üzerine hemen yeni yasalar çıkardı; örneğin para cezalarının sınırlanması ve doğru düzgün ücret ödenmesi üzerine.
Aynı şekilde bugünkü, 1896, grevlerde (22) yine hükümetin hemen müdahalesini sağladı ve hükümet artık tutuklamalarla ve sürgünlerle yetinemeyeceğini ve işverenin iyiliği ve cömertliği üzerine budalaca öğütlerle işçileri lafa boğmanın –Maliye Bakanı Vitte’nin fabrika müfettişlerine 1896 ilkbaharında yolladığı genelgeye bakınız– gülünçlüğünü kavradı.
Hükümet, “birleşmiş işçilerin, hesaba katılması gereken bir güç oluşturduklarını” gördü. Bu yüzden fabrika yasalarının gözden geçirilmesine girişti ve iş saatlerinin kısaltılması sorunu ve işçilere verilecek başka kaçınılmaz tavizler üzerine tartışmak için St. Petersburg’ta fabrika baş müfettişlerinin bir kongresini topluyor.
Yani işçi sınıfının kapitalistler sınıfına karşı mücadelesinin zorunlu olarak politik bir mücadele olması gerektiğini görüyoruz. Bu mücadele gerçekten de bugünden devlet erki üzerinde etkide bulunuyor, politik bir önem kazanıyor. Ancak işçi hareketi geliştiği ölçüde, işçilerin yukarıda sözünü ettiğimiz politik haklardan tamamen yoksunlukları, işçilerin devlet erki üzerinde açık ve doğrudan etkide bulunmalarının tamamen olanaksızlığı o kadar açık ve o kadar şiddetli açığa çıkıyor, o kadar hissedilir hâle geliyor.
Bu yüzden işçilerin en acil talebi ve devlet erkinin işçi sınıfı tarafından etkilenmesi doğrultusunda birincil görev şu olmalıdır: Politik özgürlüğün elde edilmesi, yani devlet yönetimine tüm yurttaşların doğrudan, yasayla, anayasayla güvence altına alınmış katılımı, tüm yurttaşlar için toplantı özgürlüğünün, kendi meseleleri üzerine tartışma ve devlet işlerini dernekler ve basın aracılığıyla etkileme hakkının güvencelenmesi.
Politik özgürlüğün kazanılması “işçiler için en acil sorun hâline geliyor”, çünkü böyle bir özgürlük olmadan işçiler devlet işleri üzerinde etkiye ne sahip olurlar ne de olabilirler ve bu yüzden kaçınılmaz olarak haklardan yoksun, aşağılanmış, dilsiz bir sınıf olarak kalırlar.
Ve eğer hükümet, işçilerin mücadelesinin ve birleşmesinin daha yeni başladığı bugün bile, hareketin daha da büyümesini engellemek için işçilere taviz vermek için acele ediyorsa, işçilerin, politik bir partinin liderliği altında bir araya gelip birleştiklerinde, hükümeti teslim olmaya zorlayacak durumda olacaklarından, kendileri ve tüm Rus halkı için politik özgürlüğü mücadeleyle elde edecek durumda olacaklarından hiçbir kuşku duyulamaz!
Programın şimdiye kadar ele alınan bölümlerinde, işçi sınıfının bugünkü toplumda ve bugünkü devlette hangi konuma sahip olduğu, işçi sınıfı mücadelesinin hedefinin ne olduğu ve işçilerin çıkarlarını temsil eden partinin görevinin neden ibaret olduğu gösterildi.
Rusya’da hükümetin sınırsız egemenliği altında, alenî olarak varlık gösteren partiler yoktur ve olamaz; fakat başka sınıfların çıkarlarını dile getiren ve kamuoyunu ve hükümeti etkileyen politik akımlar vardır.
Bu yüzden, Sosyal-Demokrat Parti’nin konumunu netleştirmek için, kimin hangi sınırlar içinde kendisinin müttefiki olabileceğini ve kimin düşmanı olduğunu işçilerin açıkça anlayabilmesi için, onun Rus toplumundaki diğer siyasi akımlara karşı tavrı da ortaya konmalıdır. Sonraki iki program noktasında bu gösteriliyor.
B-3)
Program, işçilerin müttefiki olarak, birincisi, mutlakiyetçi, otokratik hükümetin sınırsız erkine karşı çıkan toplumun bütün katmanlarının görülmesi gerektiğini açıklıyor.
Bu sınırsız iktidar, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinde ana engel olduğu için, buradan işçilerin doğrudan çıkarının, mutlakiyete karşı her türlü sosyal hareketin desteklenmesini gerektirdiği sonucu kendiliğinden çıkar. “Mutlak” sınırsız anlamına gelir, mutlakiyetçilik, sınırsız hükümet erki.
Kapitalizm ne kadar çok gelişirse, bu memur yönetimiyle bizzat mülk sahibi sınıfların çıkarları, burjuvazinin çıkarları arasındaki çelişkiler o kadar derinleşir. Ve Sosyal-Demokrat Parti, mutlakiyetçi hükümete karşı çıkan burjuvazinin bütün tabaka ve kategorilerini destekleyeceğini açıklar.
İşçiler için burjuvazinin devlet işlerine doğrudan etkisi, rüşvetçi ve dizginsiz memurlar sürüsüne dayanan bugünkü etkisinden çok daha avantajlıdır. İşçiler için burjuvazinin politika üzerinde açık etkisi, kendisini “Tanrı’nın inayeti”yle oluşmuş olarak adlandıran ve “inayeti”ni acı çeken ve çalışmayı seven toprak sahiplerine ve yoksul ve ezilen fabrikatörlere sunan sözüm ona her şeye kadir “bağımsız” hükümet tarafından gizlenen bugünkü etkisinden çok daha avantajlıdır.
Bütün Rus proletaryasının, işçilerin hangi çıkarlar için mücadele ettiklerini görmesi için, nasıl mücadele edilmesi gerektiğini öğrenmesi için, burjuvazinin entrikaları ve niyetlerinin grandüklerin bekleme odalarında, senatörlerin ve bakanların kabul salonlarında ve halkın ulaşamayacağı hükümetin kalem odalarında gizli kalmayıp, tersine gün yüzüne çıkması ve gerçekte hükümet politikasını kimin şekillendirdiği ve kapitalistlerle toprak beylerinin neyi amaçladıkları konusunda herkesin gözünü açması için, işçilerin kapitalistler sınıfına karşı açık mücadeleye gereksinimi vardır.
Bu yüzden, kapitalistlerin bugünkü etkisini gizleyen her şey yıkılmalı, bu yüzden bürokrasiye, memur yönetimine, sınırsız hükümet erkine karşı çıkan burjuvazinin bütün ve her türlü temsilcileri desteklenmeli!
Ne var ki, mutlakiyete karşı her türlü sosyal hareketi destekleyeceğini açıklarken Sosyal-Demokrat Parti, aynı zamanda, işçi sınıfı bütün diğer sınıfların çıkarlarına ters özel çıkarlara sahip olduğu için, kendisini işçi hareketinden soyutlamadığını vurgular.
İşçiler, politik özgürlük için mücadele içinde burjuvazinin tüm temsilcilerine destek verirken, aynı zamanda, mülk sahibi sınıfların ancak geçici olarak kendilerinin müttefiki olabileceğini, işçilerin ve kapitalistlerin çıkarlarının uzlaşmaz kaldığını, otokratik hükümet erkinin ortadan kaldırılmasının işçiler için sadece kapitalistler sınıfına karşı açık ve kapsamlı bir mücadele amacıyla lüzumlu olduğunu akıllarından çıkarmamalıdırlar.
Devamla Sosyal-Demokrat Parti, ayrıcalıklı toprak soyluları sınıfına karşı başkaldıran herkesi destekleyeceğini açıklar. Toprak soyluları Rusya’da, devlet içinde ilk zümre sayılır. Onun köylüler üzerinde derebeylik kalıntıları bugün hâlâ büyük halk kitlelerini ezmektedir.
Köylüler, büyük toprak sahibi bayların, ucuz ve istekli tarım işçisi sıkıntısı çekmemeleri için hâlâ toprağa bağlı kalmaktadırlar. Köylüler bugün de tıpkı haklardan yoksunlar ve reşit olmayanlar gibi, kendi ceplerini düşünen ve köylüleri feodal toprak beyine bedelleri ya da “vergi”yi tam olarak ödemeye zorlamak ve köylülerin örneğin göç edip böylece büyük toprak sahibini dışarıdan, daha az yoksul olan ve o kadar ucuz olmayan işçi tutmaya zorlayacak biçimde büyük toprak sahibi için çalışmaktan “kaçınması”nı engellemek için, onların yaşamına karışan memurların keyfine terk edilmiştir.
Milyonlarca ve on milyonlarca köylüyü hizmete zorlayan ve onları uşaklaştıran ve onların haklarının gaspını savunan büyük toprak sahibi baylar, bu pervasızlık sayesinde devlet içinde en büyük ayrıcalıklara sahiptirler. En yüksek devlet kademeleri öncelikle toprak soylularının temsilcileri tarafından doldurulur; bunun ötesinde aristokrasi yasaya göre devlet hizmetinde ilk hakka da sahiptir.
Asil büyük toprak sahipleri saraya daha yakındırlar ve hükümet politikasını kendi yararlarına şekillendirmeyi başkalarından daha kolay ve doğrudan yapabilirler. Hükümetle yakın ilişkilerinden, devlet kasasını yağmalayıp, ister hizmet karşılığı olarak büyük toprak parçaları biçiminde olsun, ister “tavizler” biçiminde olsun, halkın paralarından milyonlarca rublelik armağan ve kazanç elde etmek için yararlanırlar.
