Maurice Cornforth
Çeviren: Fulya Alikoç
Bu yılın haziran ayında, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi felsefe ve felsefenin görevleri üzerine çok önemli bir tartışma düzenledi. Moskova’dan, Birlik Cumhuriyetleri’nden ve Rusya Federasyonu’ndan felsefe işçileri tartışmaya katıldılar ve toplamda 83 konuşma yapıldı. Temel noktalar, Komünist Parti Merkez Komite Sekreteri A. A. Jdanov tarafından özetlendi.
Jdanov’un konuşması, diğer bir dizi konuşmayla birlikte, tartışma sonunda karara bağlanan düzenli bir yayın olan yeni bir Sovyet dergisinin, Felsefe Sorunları’nın¹ ilk sayısında yayınlandı. Bütün tartışmanın raporu Bolşevik’in 15. sayısında yayınlandı ve Jdanov’un bildirisi de Bolşevik’in sonraki sayısında basıldı.
Tüm bu tartışmanın nedeni geçen yıl basılan bir ders kitabıydı; ünlü aydın Georgi Alexandrov’un Batı Avrupa Felsefesi Tarihi. Bu kitap hatırı sayılır bir ilgi gördü ve Stalin ödülü kazandı.² Tüm bunlarla birlikte, hakkında ciddi ve kapsamlı eleştiriler yapılmıştı ve bu felsefe konferansı, kitabı değerlendirme ve bu eleştiriler üzerine düşünme çağrısıyla toplandı. Konferans, hiçbir şekilde kendisini Alexandrov’un kitabıyla sınırlamadı. Kitabın eleştirisi, daha geniş meseleler ortaya attı ve bütün bir felsefe tarihinin bilimsel yorumu sorunu, Marksizmin ve diyalektik materyalizmin felsefe tarihindeki yeri ve Sovyet filozoflarının acil eksiklikleri ve görevlerine dair keskin bir tartışmaya yol açtı.
Dolayısıyla, tartışma geniş ilgi gören ve önemli bir karaktere büründü ve özel olarak Alexandrov’un bu çalışmasından haberdar olup olmamasından bağımsız, bütün felsefe öğrencilerinin yakın ilgisini hak ediyor.
1. Bilimsel Bir Felsefe Tarihinin Görevleri
A. A. Jdanov, Alexandrov’un kitabına yapılan detaylı eleştirileri özetleyerek, bilimsel olma iddiasını taşıyabilecek herhangi bir felsefe tarihinin karşılaması gereken talepleri formüle etti. Bunlar kısaca şöyle:
“Bir bilim olarak felsefe tarihinin konusunun tam olarak tanımlanması gerekir.”
1- Tarihsel yaklaşım “diyalektik ve tarihsel materyalizmin günümüzdeki başarılarına dayanmak” zorundadır.
2- “Felsefe tarihinin açımlaması skolastik olmamalı, yaratıcı bir değer taşımalıdır.” Yani: “Bugünün görevlerine dolaysız olarak bağlanmalıdır. Bu görevlerin daha iyi kavranmasına yardım etmeli, felsefi gelişimin gelecekteki olasılıklarının anahatlarını çizmelidir.”
3- “Olgusal materyal tamamen doğrulanmalı ve hakiki olmalıdır.”
4- “Tarz, kesin, net ve ikna edici olmalıdır.”
Alexandrov’un tarihinin bu beş noktanın herhangi birine dair bekleneni veremediğini teslim etmek gerekiyordu.
Jdanov, felsefe tarihinin konusunun tanımına dair, ki bu felsefenin günümüze kadarki gelişiminin önemini ve içeriğinin genel bir değerlendirmesini sunmak zorunda olan bir tanımdır, mevzuyu şöyle formüle etti:
Felsefe tarihi, “bilimsel materyalist dünya görüşünün ve bunun yasalarının kökeninin, yükselişinin ve gelişiminin tarihidir. Nasıl ki materyalizm, idealizmle mücadele içinde büyüyüp geliştiyse, felsefe tarihi de materyalizmin idealizmle mücadelesinin tarihidir.”
Tartışma, felsefe tarihinin “çeşitli felsefe ekollerinin birbiriyle mücadele içinde değil de, birbirini takip ederek ya da birlikte ortaya çıkan ‘pürüzsüz [bir] evrimsel gelişim’ olarak gösterilemeyeceğini vurguladı.
Alexandrov, felsefe tarihinin tam da böyle “pürüzsüz” bir resmini sunmakla ve çeşitli felsefe sistemlerini tarihsel koşullardan izole ele almakla eleştiriliyor. Ancak, “fikirlerin gelişiminin toplumsal yaşamın maddi koşullarının gelişimine bağlı” oluşu bilimsel materyalist yöntemin temel bir ön doğrusudur. Farklı felsefe sistemleri, “somut tarihsel koşullardan ve şu veya bu felsefenin sınıfsal köklerinden ayrı” açıklanamaz.
Felsefenin gelişiminin doğa biliminin gelişimiyle yakın bağlantısı vurgulanıyor. “Kitabın bilimsel niteliğini ciddi ölçüde zayıflatmaksızın, doğa bilimlerinin başarılarından izole bir felsefe tarihi yazmak olanaksızdır.” Böylesi bir yaklaşım, özel olarak, “bilimsel materyalizmin”, “doğa biliminin başarılarının sağlam zemini üzerinde büyüyen”, “yükseliş ve gelişimi için zorunlu koşulların” kavranmasını bulanıklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Son olarak, vurgulanması gerekir ki “felsefe ve felsefe tarihi çalışmanın temel amaçlarından biri felsefenin bir bilim olarak daha da gelişmesi, yeni yasalara dair çıkarım yapılması, ön doğrularının pratikte doğrulanması, köhne kabullerinin yenileriyle değiştirilmesidir.” Marksist-Leninist felsefe bilimi “kendisini yeni ön doğrularla zenginleştirip köhne olan ne varsa reddederek geliştirmek ve mükemmelleştirmek zorundadır.”
2. Marksizm ve Felsefe Tarihindeki Yeri
Felsefe tarihi tartışması, Marksizmin bu tarihteki yerine ilişkin son derece önemli bir öngörü ortaya çıkardı.
Alexandrov’un Marksizmi ele alışına dair temel bir eleştiri yapılıyor. Bu ele alış, deniyor, “Marksizmin kabaca daha önceki ilerici öğretilerin halefi olarak doğduğuna dair bir izlenim yaratıyor. Dikkat, Marksizmi önceleyen felsefe sistemlerine kıyasla Marksizmde yeni ve devrimci olan üzerine değil, Marksizmi kendisinden önceki felsefenin gelişimine bağlayanın ne olduğu üzerine yoğunlaştırılıyor.” Bu, “Marx ve Engels tarafından yapılan keşfin felsefe içinde bir devrim” olduğu gerçeğini bulanıklaştırıyor.
“Marksizmin yükselişi gerçek bir keşif, felsefe içinde bir devrimdi. Elbette, her keşif gibi, her sıçrama, süreklilik içindeki her kırılma, yeni bir duruma geçiş gibi, bu keşif niceliksel değişimlerin ön bir birikimi –bu durumda, felsefenin Marx ve Engels’in keşfini önceleyen gelişiminin sonuçları– olmaksızın gerçekleşemezdi.”
Jdanov, tartışmanın sonuçlarını özetleyerek, bir felsefe olarak Marksizmin bu yeni ve devrimci karakterini, doğa biliminin başarılarının felsefe üzerinde ve felsefenin yüzleşmesi gereken görevlerin doğası üzerinde kaçınılmaz olarak sahip olduğu etkiyle bağlantısını kurdu.
“Felsefe tarihinde,” dedi, “değişen tek şey çeşitli felsefi düşüncelere dair görüşler değil, aynı zamanda soruların kendisinin çeşitliliğidir. Tam da felsefenin konusu sürekli bir değişim halindedir ve bu insan bilgisinin diyalektik doğasıyla uyumludur.”
Modern felsefenin bilimle ilişkisini ve bunun felsefe “sistemleri” için ne anlama geldiğini ele alarak devam etti.
“Felsefe tarihindeki özgün özellik, doğa ve topluma ilişkin bilimsel bilgi geliştikçe, bundan pozitif bilimlerin birbiri ardına dallara ayrılmasıdır. Sonuç olarak, felsefe alanı pozitif bilimlerin gelişimi dolayısıyla daralmıştır. Bu arada, bu süreç henüz tamamlanmamıştır. Doğa biliminin ve sosyal bilimlerin felsefenin vesayetinden bu kurtuluşu hem doğa bilimleri ve sosyal bilimler hem de felsefenin kendisi için ilerici bir süreçtir.
“Geçmişin felsefe sistemlerinin yazarları,” diye devam ediyor Jdanov, “mutlak ve kesin hakikatin bilgisi üzerinde hak iddia ettiler. Doğa bilimlerini kendi ‘sistemleri’ içine hapsettiklerinden, doğa bilimlerinin gelişimine katkıda bulunamadılar. Bilimin üzerinde durmaya can attılar ve yaşayan insan bilgisine gerçek hayat tarafından değil, kendi tekil sistemlerinin ihtiyaçları tarafından dikte edilen sonuçlar dayattılar. Bu felsefe, dünyaya pratik olarak etki etmenin bir aracı, dünyayı bilebilmenin bir aracı olarak hiçbir işe yaramadı.”
Bu bakımdan, Marksist felsefe ile Marx öncesi tüm felsefe arasında prensipte temel bir fark vardı.
“Marx ve Engels’in keşfi, eski felsefenin sonunu, yani, dünyanın tümel bir açıklamasını sunmayı iddia eden felsefenin sonunu getirdi.”
Marx ve Engels, bu bakımdan, “ilk kez bir bilim haline gelen felsefe tarihinde bütünüyle yeni bir çağ başlattılar.”
Marksizmin, yukarıdaki gibi, felsefe içinde bir devrim şeklinde karakterize edilişiyle yakından bağlantılı başka bir karakterize etme de söz konusudur.
Marksizm proletaryanın bilimsel dünya görüşü olarak ortaya çıkmıştır. Marksizm, bu bakımdan da, “tek tek bireylerin mesleki uğraşı, hayattan kopuk, halktan kopuk ve halka yabancı birkaç filozof ve öğrencilerinden oluşan felsefe ekollerinin mülkü” olan eski felsefelerden mutlak suretle farklı bir şeydi.
“Marksizm felsefi bir ekol değildir. Tam aksine, seçilmiş birkaç kişinin, entelektüel bir aristokrasinin mülkiyeti olan eski felsefenin aşılmasıdır. Felsefe, kapitalizmden kurtuluş mücadelesi veren proleter kitlelerin ellerinde bilimsel bir silah haline geldiğinde, Marksizm felsefe tarihinde bütünüyle yeni bir çağın başlangıcıdır.”
3. Felsefenin Partizan Karakteri
Tartışmada, “felsefede partizanlık ilkesi” “Marksist materyalizmin temel [bir] ilkesi” olarak keskin bir şekilde vurgulandı.
“Marksizm-Leninizmin, her zaman, materyalizmin tüm düşmanlarıyla tutku ve uzlaşmazlıkla savaştığını ve savaşmaya devam ettiğini biliyoruz” dedi Jdanov. Marksist-Leninistler bu savaşta hasımlarını yok edici bir eleştiriye tabi tuttular. Lenin’in, her bir kelimesi bir hasmı yok eden bir tüfek atışı olan Materyalizm ve Ampiryokritisizm kitabı, materyalizmin hasımlarıyla Bolşevik mücadelenin örnek bir modelidir.”
Alexandrov ise “neredeyse her eski filozof hakkında söylenecek hoş bir söz bulmaktadır… Bunun anlamı şudur; her ne kadar kendisi farkında olmasa da, her bir filozofu önce mesleki bir müttefik ve ancak bundan sonra bir hasım olarak gören burjuva felsefe tarihçileri tarafından esir alınmıştır.”
Ancak Lenin çok önceden işaret etmiştir ki “materyalizm, deyim yerindeyse, herhangi bir yargıda belirli bir toplumsal grubun bakış açısını doğrudan ve açıkça benimsenmesini empoze eden bir partizanlık içerir.” (Seçme Eserler, 2. Cilt, sf. 616)
Bizim zamanımızda, dedi Jdanov, burjuva felsefe “yozlaşarak bilimin en kötü düşmanına, obskürantizmin kuduz bir destekçisine dönüşmüştür. Halka ve halkın daha iyi bir gelecek mücadelesine kökten düşmandır.” Dolayısıyla, Sovyet filozofları, “burjuva ideolojinin fesatlığına ve kepazeliğine karşı mücadele yürütmek ve ona parçalayıcı darbeler indirmek” zorundadır.
Bu bağlamda, tartışma şöyle bir özeleştirel sonuca vardı: “felsefe işçilerimiz önlerinde duran görevlerle yüzleşmemiş durumdadır.” Sovyet filozofları, daha önce Sovyet yazarlarının eksiklerine ve görevlerine dair yürütülen tartışmada ulaşılan sonuçları hayata geçirmeliydiler (Bakınız: Modern Quarterly, 2. Cilt, sayı 1 ve 2).³ Ancak bunu yapmayı başaramadılar. Jdanov konuya ilişkin bir takım iğneleyici sözler söyledi.
“Sık sık ‘felsefi cephe’ ifadesini kullanıyoruz. Ama bu cephe tam olarak nerede? Bu ifade, ilk elden, kusursuz bir şekilde Marksist teori ile silahlanmış, yurt dışında düşman ideolojinin her bir kesimine saldıran, yurt içinde Sovyet halkının zihnindeki burjuva ideoloji kalıntılarına saldıran, felsefe bilimimizin düzeyini sürekli yükselten, sosyalist toplumumuzun emekçi halkını, gelişimimizin yasalarının bilgisi ve davamızın nihai zaferine dair bilime dayanan bir özgüvenle canlandıran örgütlü bir militan filozoflar müfrezesi fikrini taşıyor.
“Ancak felsefi cephemizin gerçek bir cepheye benzediği söylenebilir mi? Daha çok sessiz sakin bir su birikintisine ya da muharebe alanının çok uzağında bir yerdeki bir kampa benziyor. Ekseriyetle, düşmanla temas bile yok, arazi keşfi yapılmıyor, silahlar paslanıyor, savaşçılar kendi kendilerine savaşıyor. …”
Tatmin edici olmayan bu gidişatın temeli, felsefe işçilerinin Marksizm-Leninizmin temel ilkelerini hâlâ yeterince kavramamış olması gerçeğinde ve burjuva ideolojik etkinin izlerinin devam eden kalıntısında bulunacaktır. “Bu kendisini” dedi Jdanov, “felsefe işçilerimizin birçoğunun hâlâ, Marksizm-Leninizmin mütemadiyen gelişen, mütemadiyen sosyalist inşa deneyimi ve çağdaş doğa biliminin başarılarıyla zenginleşen, yaşayan, yaratıcı bir öğreti olduğunu anlamadıkları gerçeğinde gösteriyor.”
4. Sovyet Felsefesinin Yeni Görevleri – Sosyalist Toplumun Gelişiminin Teorik Sorunları
Bütün bir tartışmanın ışığında, Sovyet felsefesinin gelecekteki ana görevleri tanımlandı.
Jdanov, Sovyet felsefesinin halletmesi gereken yeni ve canlı sorunları olduğunda ısrar etti –felsefenin bir cevap bulmak zorunda olduğu, sosyalist toplumun gelişiminden doğan sorunlar. “Sovyet toplumunun teorisini, Sovyet devletinin teorisini, çağdaş doğa biliminin, etiğin ve estetiğin teorisini daha cesurca geliştirmenin vakti geldi.” Öte yandan, “teorinin geliştirilmesindeki durgunluğu hoşgörmek, felsefemizi kurutmak, onu en değerli niteliğinden, gelişim kapasitesinden mahrum bırakmak demektir; felsefemizi kuru ve ölü bir dogmaya dönüştürmek demektir.”
Tartışma, çağdaş dünyanın “teorik genellemeler için zengin materyaller” sağladığını vurguladı. Jdanov, filozofların, sosyalist toplumun gelişiminin diyalektik teorisini genişletme görevlerine özellikle değindi.
Bu bağlamda şuna işaret etti: “Bolşevik eleştiri ve özeleştiri sadece önemli bir pratik sorun olmakla kalmaz, aynı zamanda teorik bir sorundur.” Eleştiri ve özeleştiri süreci sosyalist toplumun bütün bir gelişiminde güçlü bir güçtür ve bu Sovyet filozoflarının yakın ilgisini hak etmektedir.
“Diyalektiğin bize öğrettiği gibi, gelişim sürecinin dahili içeriği zıtların mücadelesi, eski ile yeni, ölüp gitmekte olanla doğmakta olan, yok olmakta olanla gelişmekte olan arasındaki mücadeledir. Sovyet felsefemiz diyalektiğin bu yasasının sosyalist toplum koşullarında nasıl işlediğini, bu topluma spesifik uygulamasının ne olduğunu göstermelidir.
“Biliyoruz ki sınıflara bölünmüş bir toplumda bu yasa Sovyet toplumundaki gibi işlememektedir. Burada, bilimsel araştırma için oldukça geniş bir alan, filozoflarımızın ihmal ettiği bir alan yatmaktadır.”
“Partimiz, sosyalist toplumun çelişkilerini açığa çıkarma ve aşmanın özel bir yöntemini uzun zaman önce bulduğu ve sosyalizmin hizmetine sunduğu halde filozoflar ödleklikleri yüzünden var olan bu çelişkiler hakkında yazmayı tercih etmemektedir. Sovyet toplumumuzda, eski ile yeni, ölüp gitmekte olanla doğmakta olan arasındaki bu özel mücadele biçiminin adı eleştiri ve özeleştiridir.
“Artık birbirine düşman sınıfların olmadığı Sovyet toplumumuzda eski ile yeni arasındaki mücadele ve, bunun sonucu olarak, en düşükten en yükseğe doğru gelişim, kapitalist toplumda olduğu gibi birbirine düşman düşman sınıflar arasındaki mücadele biçimini –kanlı biçimini– almaz, eleştiri ve özeleştiri biçimini alır ki bu da gelişimimizin gerçek itici gücüdür, Partinin elindeki muazzam bir silahtır.
“Şüphesiz ki bu yeni bir hareket biçimi, yeni bir gelişim tipi, yeni bir diyalektik yasadır.”
Sovyet felsefesinin yeni dergisi Felsefe Sorunları kendine Stalin’in şu sözlerini motto edindi: “Marksist-Leninist teoriye hakim olmak onu nasıl geliştirip ilerleteceğini bilmektir.” Geçen haziranda gerçekleşen tartışma hiç şüphe yok ki yaratıcı çalışmayı teşvik edici bir rol oynayacaktır. Tartışma, Marksist teori işçilerini, gerici ideolojilerin temsilcileriyle yakın savaşa katılmaya ve Marksist teoriyi günümüzün canlı sorunlarına dair ilerletmeye çağırıyor. Hiçbir dogmatik ilke koymuyor ve hiçbir tamamlanmış ve kesin cevap vermiyor. Yalnızca yol gösteriyor ve öneminin, Sovyetler Birliği’nin sınırlarının çok ötesine vardığı görülecek olan teori cephesine dair bir programın anahatlarını çiziyor.
Dipnotlar
* Modern Quarterly, Kış 1947-1948, cilt 3, sayı 1, sf. 22-29.
1. Rusçası: вопросы философии
2. Bahsi geçen yazı, Jdanov’un “Sovyet Yazarının Sorumluluğu” makalesidir. Ardından gelen sayıda da bu makale üzerinden yürütülen bir tartışmaya yer verilmiştir.
