N.I. Blinow
Sovyet hükümeti daha kuruluşunun ilk günlerinde, Sovyet ülkesinde emekçilerin demokratik özgürlükleriyle inanç özgürlüğünü güvence altına almak için bir dizi kararname çıkardı.
Çıkarılan bu kararnameler arasında 23 Ocak 1918 tarihli “Kilisenin Devlet İşlerinden ve Eğitimin Kiliseden Ayrılması Üzerine” adlı hükümet kararı da bulunmaktaydı.
Bu kararnamenin temel fikri Sovyetler Birliği’ndeki tüm dini toplulukların eşit olduklarının vurgulanmasıdır. Bu tür topluluklar devletten ne maddi ne de politik destek alırlar; özel dernekler statüsündedirler.
Kilisenin devletten ve eğitimin kiliseden ayrılması hakkındaki kararname, her şeyden önce devrim öncesi Rusya’da egemen olan ve fiilen devlet aygıtının bir parçasını oluşturan Rus Ortodoks Kilisesi’nin çıkarlarını ilgilendiriyor.
Ortodoks Kilisesi’nin ilerici çevreleri, bu kararnamede, Kiliseyi, Çarlık zamanında vurulan zincirlerden kurtaran olumlu bir faktör görüyorlardı. Nitekim, Moskova Patrikliği tarafından 1942 yılında yayınlanan “Rusya’da Din Üzerine Gerçekler” adlı derleme eserinin 24. sayfasında şu belirtilir:
“Sovyet hükümetinin vicdan hürriyeti ve dini inanç özgürlüğüyle ilgili kararnamesi kilise üzerinde yıllarca süren baskıyı kaldırdı ve onu dışsal vesayetten kurtardı. Bunun, kilisenin iç yaşamına olağanüstü yararları oldu. Bu kararname özgürlük sağlıyor ve tüm dini cemaatlere bu özgürlüğün dokunulmazlığını garanti ediyor.”
1936 yılındaki Emekçi Temsilcileri Sovyetleri’nin VIII. Olağanüstü Kongresi’nde kabul edilen SSCB Anayasası’nda inanç özgürlüğü konusu daha net bir ifadesini buldu.
Anayasanın 124. maddesi şöyle diyor:
“Yurttaşların vicdan özgürlüğünü güvence altına almak için SSCB’de kilise devletten ve eğitim kiliseden ayrılmıştır. Dini ibadet özgürlüğü ve din karşıtı propaganda özgürlüğü tüm yurttaşlara tanınmıştır.”
Bu, Sovyet iktidarının vicdan özgürlüğünü tüm boyutlarıyla güvence altına aldığı anlamına gelir. Sovyet yurdunun her yurttaşı, eylemi diğer insanların çıkarlarını ihlal etmediği sürece, istediği şeye inanabilir ya da hiçbir şeye inanmayabilir.
Her Sovyetler Birliği yurttaşı istediği dini özgürce seçme hakkına sahiptir. Herhangi bir dine ait olduğunu açıkça belirtme ve aynı zamanda yurttaşlık haklarını dini görüşlerinden bağımsız olarak kullanma hakkına sahiptir.
İşletmelerde, resmi kurumlarda, Sovhoz ve Kolhozlarda ve orduda hiçbir ayrım yapılmamakta, ve inançlılar ve inançlı olmayanlar şeklinde herhangi bir ayrıma gidilmemektedir.
İşe başlarken ya da herhangi bir toplumsal organizasyona girerken hiç kimse dini inancıyla ilgili bir açıklama yapmak zorunda değildir.
Devlet matbaaları hem dini ve hem de din karşıtı içerikli kitapları basar, ve devlet depolarında bulunan kağıt stokları hem birinin (dini) hem de diğerinin (din karşıtı) kullanımına sunulur.
Ticaret örgütlenmeleri, dini bayramlarda paskalya pastası, sütten yapılan tatlılar gibi özel hamur ürünlerini satarlar.
Tüm bunlar, Sovyetler Birliği’nde gerçek anlamda bir din özgürlüğü ve toleransın olduğunu gösterir.
Sovyetler Birliği yasaları; hakların herhangi bir biçimde kısıtlanmasını, yurttaşların dini inançlarından dolayı kovuşturmaya uğramalarını, aynı şekilde inançlı insanların dini duygularının rencide edilmesini reddeder. Anayasanın 130. maddesi tüm yurttaşları yasalara uymak ve ortak yaşamın temel ilkelerini dikkate almakla yükümlü kılar.
Hitler’in Sovyetler Birliği’ne haince saldırısının hemen ilk günlerinde, Kilisenin başı ve Patriğin o zamanki temsilcisi Metropolit Sergij, tüm rahiplere ve cemaate yönelik bir bildiri çıkardı. O bildiride bütün inançlı insanları vatanı savunmaya çağırdı.
Yine bu dönemde, Rus Ortodoks Kilisesi, gerek vatanın savunulması bakımından ve gerekse Alman işgaliyle tahrip edilmiş bölgelerdeki halkın sıkıntılarını hafifletmek açısından ihtiyaç duyulan malzemelerin, araç gereçlerin, değerli eşyaların ve başka şeylerin toplanmasında aktif bir rol üstlendi.
Savaş süresince, Kilisenin yaşamında, onun için azami anlam taşıyan bir dizi olaylar yaşandı.
4 Eylül 1943’te, Rus Ortodoks Kilisesi’nin büyükleri; Metropolit Sergij, Metropolit Nikolai ve Metropolit ve şimdiki Patrik Alexij, Sovyet hükümetinin yöneticisi J.W. Stalin tarafından kabul edildi. Bu görüşmede, Kilisenin büyükleri, bir Patriğin seçilmesi için Kilise Konsülünü toplama dileklerini gündeme getirdiler. Bu konudaki istemleriyle ilgili Stalin’den tam destek gördüler.
Bundan kısa bir süre sonra toplanan Piskoposlar Konsülü, Metropolit Sergij’i oybirliği ile Moskova ve tüm Rusya Patriği seçti. Bu Konsül’de, aynı zamanda, Patriğe bağlı en yüksek dini idari organı olan “Kutsal Synod” da (Ruhani Meclis) seçildi.
Moskova Patrikliği, 1943’ün sonundan beri, kilisenin aylık organı “Moskova Patrikliği Dergisi”ni ve bir kısmı periyodik nitelikte olmak üzere başka dini eserleri yayınlıyor.
Moskova, Leningrad, Odesa, Minsk, Saratov’da ve Sovyetler Birliği’nin başka bazı şehirlerinde, papazlar için teoloji kursları ve dini seminerler düzenlenmektedir. Ve ayrıca bu yılın sonbaharında Moskova, Leningrad ve Kiev’de dini akademiler açıldı.
Patrik Sergij’in Ocak 1945’te ölümünün ardından, Moskova’da Rus Ortodoks Kilisesi’nin ülke Konsülü toplandı. Buna, SB’deki piskoposların, rahiplerin ve din adamı olmayanların yanı sıra, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Ortodoks Kilisesi’nin Patriği ve temsilcileri de katıldı.
1945 yılının ülke Konsülü, dünyanın tüm bağımsız Ortodoks Kiliselerinin hem dini alanda hem de kiliselerin faşizme karşı tutumu konusundaki birliğini gösterdi.
Konsül, SSCB’de Kilisenin sözde kovuşturmalara uğradığı uydurmasına ağır bir darbe vururken, aynı zamanda patrik seçiminin dini kurallara tam uygun bir şekilde gerçekleştiğini gözler önüne serdi. Tarihte ilk defa bir patrik, hemen hemen tüm bağımsız kiliselerin başlarının ya da onların temsilcilerinin hazır bulundukları bir ortamda seçildi.
Kilise ile devlet arasındaki ilişkileri daha da normalleştirmek için 1943 yılının Ekim ayında, Rus Ortodoks Kilisesi’nin sorunlarıyla ilgili Sovyet Hükümetine bağlı bir Konsey kuruldu. Bu Konsey Kilise’nin iç yaşamına hiçbir şekilde karışmıyor ve onun kendi yaşamının dini kurallarına ve dogmatik yönüne kesinlikle dokunmuyor. Konsey’in görevi sadece; Patriklik ve Ruhaniler Meclisi’nde çıkan ve hükümetin kararına ihtiyaç duyulan tüm sorunların çözümü konusunda SSCB hükümeti ile Moskova ve tüm Rusya Patrikliği arasında bir ilişki kurmak. Konsey, hükümetin Rus Ortodoks Kilisesi’ni ilgilendiren yasaları ve kararnamelerinin doğru ve zamanında uygulanmasını gözetler.
Konsey, dini cemaatleri, şu ya da bu hükümet kurumlarıyla (örneğin bakanlıklar) ilişkiye girmelerini gerektiren konularda da destekler. Konsey bunun dışında inanç sahiplerinin, yeni ibadethanelerin açılması için kilise binalarının devrini ve yeni kiliselerin yapılmasını içeren başvurularını da değerlendirir.
SSCB Hükümeti, Konsey’in kuruluşundan bu yana sunmuş olduğu raporlar temelinde, Rus Ortodoks Kilisesi’ni ilgilendiren konularda bir dizi yönerge çıkardı. Bu yönergelere, kilisenin devletten ayrılması ile ilgili 23 Ocak 1918 tarihli kararnameyle ilgili olarak yapılan bazı değişiklikler de dahildir. Bu değişiklikler neticesinde, dini organizasyonların şimdi tüzel kişiliği bulunmakta; kiliseler tapınma (dini kült) ile ilgili dini araçlar ve eşyalar imal etme ve bu eşyaları dini cemaatlere satma hakkına kavuşmuşlardır.
Rus Ortodoks Kilisesi’nin sorunlarıyla ilgili olarak, Konsey, bu biçimde Kilise ile devlet arasında normal ilişkilerin korunmasına yardımcı oluyor. Ve bu Konsey ile Moskova Patrikliği arasında merkezi ve aynı zamanda bölgesel düzeyde süren ilişkiler, devlet ile kilise arasındaki bu temas biçiminin tamamen yerinde olduğunu kanıtlamaktadırlar.
Günümüzde SSCB topraklarında 22 bin kilise cemaati bulunmaktadır; bazı bölgelerdeki tek tek kilise sayısı da dikkat çekicidir. Örneğin Winniza bölgesinin 839, Kursk bölgesinin 320, Moskova bölgesinin ise 240 kilisesi vardır vb…
Moskova yakınlarındaki Sagorsk’daki Troize-Sergijefskaja Lawra (Manastırı) Moskova Patrikliği’nin emrine verildi. Moskova Patrikliği’nin yönetimi altında bundan başka 89 Ortodoks manastırı daha bulunmaktadır. Rus Ortodoks Kilisesi’nin piskoposluğu yedi Metropolitten ve 75 Başpiskopos ve Piskopostan oluşuyor.
Sovyetler Birliği’ndeki Rus Ortodoks Kilisesi, savaş yıllarında olduğu gibi, savaş sonrasında da, Sovyet Hükümeti’nin ülkenin halk ekonomisinin hızlı bir şekilde yeniden inşasına dönük tedbirlerinin başarıya ulaşması için halkla birlikte yürüyor.
