Sınıf Mücadelesi Açısından Türkiye’de Sendikal Örgütlenme

Marx, KAPİTAL’de, kapitalisti “önemli insan pozunda, sırıtkan, iş bilir”, işçiyi de “sıkılgan, çekingen, kendi derisini pazara götüren ve yüzülmekten başka umudu olmayan bir kimse olarak” tanımlamaktadır (1). Her iki taraf da üretim süreci sonucunda elde edilen değerden en fazlasını elde etmek istemindedir. Her ikisi de haklıdır! Marx “eşit haklar arasında son sözü kuvvet söyler” derken bölüşümün kimden yana yapılacağı sorununun çözüm yolunu da göstermektedir (2). Son sözü kuvvet söyleyecektir, kuvvet hem nicelik hem de niteliktir. Engels, Komünist Parti Manifestosu’nun, 1890 tarihli Almanca baskısına, önsözünde “işçilerin kurtuluşu işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır”‘derken, kuşkusuz, yalın bir gerçeği dile getirmektedir (3). İşçi sınıfının bu tarihsel misyonu, rolü yerine getirebilmesi için güçlü olması gerekmektedir. Kendi kurtuluşunu sağlayacak araçlar oluşturmak zorundadır. İşte bu araçlardan biri de, en önemlilerinden, sendikal örgütlenmelerdir. İşçi sınıfı içinde devrime öncülük edecek olan sanayi işçilerinin örgütlülüğü bu açıdan çok daha büyük önem göstermektedir. Bir sınıf örgütü olarak sendikalarca burjuvaziye karşı yürütülecek her mücadele siyasal bir boyut da taşıyacaktır. “Her sınıf savaşımı bir siyasal savaşım”sa, sendikal eylemlerde kaçınılmaz olarak siyasal bir yan, özellik taşıyacaktır(4). Tek tek patronlara karşı yürütülen iktisadi mücadele, kaçınılmaz olarak, onun egemenliğini sürdüren, bu çaba içinde olan, devlete karşı da yürütülmüş bir eylem, mücadele olacaktır, bundan dolayı da bu eylemler, mücadeleler özünde siyasal bir mücadeledir aynı zamanda.
Sosyal ve iktisadi olanı siyasal olandan ayırmak mümkün değil. Her sosyal olay bir siyasal yan da içermektedir. Bu nedenle de işçi sınıfının iktisadi olsun, sosyal olsun her mücadelesi nihai olarak siyasaldır. Marx F.Bolte’ye yazdığı mektupta “…İşçilerin ayrı ayrı iktisadi hareketleri, daima siyasal bir hareket, yani genel bir biçimde, genel toplumsal baskı gücüne sahip bir biçimde çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla bir sınıf hareketi oluşturur” diyordu (5). Aynı mektupta, işçi sınıfının siyasal hareketinin işçi sınıfı için siyasal iktidarın ele geçirilmesi amacını taşıdığını, bunun için de daha önceden belli bir gelişme düzeyine ulaşmış ve kendi iktisadi mücadelesi içinde gelişmiş bir örgüte ihtiyaç vardır diyerek sendikal örgütlenmenin önemine vurguda bulunmaktadır, işçilerin sendikalar aracılığı ile sağlayacakları tavizler, kazanımlar, bunlar için ortaya koydukları mücadele onlara bilinç taşıyacak, bir okul işlevi görecektir. İşçi sınıfı burjuvazi ile girdiği günlük çatışmalar ile daha geniş hareketlere girebilme yeteneğine kavuşacaktır, bu mücadeleler içinde çelikleşeceklerdir.
Türkiye’de de, yukarıda belirtilenler çerçevesinde, işçi sınıfının sosyal ve siyasal yaşantıda etkili olabilmesi, sınıf mücadelesinde zaferle çıkabilmesi için sendikal örgütlenmesinin boyutları önem taşımaktadır. Bu yazıda sendikaların nitelikleri, özellikleri üzerinde durulmayacak, sadece işçi sınıfının örgütlenme düzeyi, kimi özellikleri ile ortaya konmaya çalışılacaktır. Amaç, işçi sınıfının örgütlülük düzeyini göstermektir.
İşçi sınıfının mücadelesini hızlandıran, yoğunlaştıran etkenler daha çok iktisadi ve sosyal boyut taşısa da, bu mücadelenin başarısı işçilerin nicelik ve niteliklerinin yanı sıra örgütlülüğü ile de yakından ilgilidir. İşçi sınıfı sanayileşmenin bir ürünü olduğundan, sanayileşmenin özelliklerini taşıyacaktır. Küçük üretimin yaygınlığı, sanayinin belirli alanlarda, bölgelerde yoğunlaşması, sektörler ve kesimler bakımından dağılımı işçi sınıfının yapısını belirleyen etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuşkusuz bunlar örgütlenmeye de olumlu olumsuz olarak yansıyacaktır. Türkiye’deki durumu ortaya koymak için eldeki verilerin doğru ve yeterli olduğunu ileri sürmek mümkün görünmemektedir. Ancak, bu veriler bir ipucu vermesi, bir çıkış noktası olması bakımından değerlendirilebilir, hiç yoktan iyi olduğu düşünülerek!
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 1992 yılı için hazırladığı ÇALIŞMA HAYATI İSTATİSTİKLERİ’ni değerlendiren bir incelemeden yararlanarak, işçi sınıfının örgütlenmesinin kimi özelliklerini ortaya koymaya çalışalım(6).
Ocak 1992 itibari ile sendikalaşma kapsamındaki SSK’lı işyeri toplamı 390.450’dir. Bunun büyük bir çoğunluğu, % 87’si, 1-9 işçi çalıştıran küçük işyerlerinden oluşmaktadır, ki bu tip işyerlerinde çalışan işçi ortalaması üçü bile bulmamaktadır. Türkiye’de küçük işyerlerinin bir hayli fazla, yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Sendikalaşma kapsamındaki işçilerin, 3,6 milyon işçinin, dörtte biri bu tip işyerlerinde istihdam edilmektedir. Bu tip işyerlerinin sadece yüzde üçü kamu kesiminde bulunmaktadır. Sendikalaşma açısından durum değerlendirildiğinde ortaya çıkan manzara hiç de iç açıcı değildir. Sendikalaşma düzeyinin oldukça düşük olduğu anlaşılmaktadır; işyerlerinin ve işçilerin sadece % 8,5’i sendikalaşmıştır. Modern çalışma ilişkilerinden çok geleneksel çalışma ilişkilerinin hâkim olduğu bu tip işyerlerinde işçiler oldukça düşük ücretlerle, karın tokluğuna çalışmaktadır, çalışma koşullan oldukça kötüdür. Küçük işyerlerinde çalışan ve işçi sınıfının dörtte birini oluşturan, bu işçilerin mücadele dışında kalması ve örgütlenmemiş olması, işçi sınıfı için bir kan kaybı olarak değerlendirilmeli, üzerinde önemle durulmalıdır. İşçi sınıfının en çok ezilen, sömürülen bu kesimi aynı zamanda mücadeleden ve örgütlenmeden en uzak duran kesimi olarak karşımıza çıkmaktadır!
Ölçek olarak 1-50 işçi çalıştıran işyerlerine bakıldığında, Türkiye’deki işçilerin yaklaşık olarak yarısının bu tip küçük işyerlerinde çalıştığı görülmektedir. Bunun da, yaklaşık, yüzde doksanı özel kesimde toplanmış bulunmaktadır. İşçi sınıfının burjuvazi ile yoğun bir şekilde, karşı karşıya geleceği bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır bu tip işyerleri. Bu tip küçük işyerlerinde çalışan 1.6 milyon işçiden sadece 280-300’ünün örgütlenmiş olması ise sınıf mücadelesinin örgütlü olarak sürdürülmesinde bir handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. İşçi sınıfının çok büyük bir kesimi örgütsüz bulunmaktadır bu kesimde.
50-500 işçi çalıştıran orta büyüklükteki işyerlerinde çalışan işçi sayısı ise 1.2 milyon kadar. Bunun yüzde otuzu kadarı kamu kesiminde istihdam edilmektedir. Bu tip işyerinde çalışanların yaklaşık yüzde yetmişi örgütlenmiş görünmektedir. Sendikalı işçilerin yüzde kırkı kamu kesiminde bulunmaktadır. Kamu kesimi, örgütlenme bakımından, özel kesime göre daha gelişmiş bulunmaktadır. Özel kesimdeki örgütlenme düzeyinin düşüklüğü, bu alanda sendikalaşma çabalarının yoğunlaştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Yaygın olan, mücadele açısından az-çok elverişli olanaklar sunan bu alandaki örgütlenme ve mücadele yaygınlaştıkça sınıf mücadelesi Türkiye’nin tüm coğrafyasına yayılma ve etkileme olanağına da kavuşmuş olacaktır.
500-1000 işçi çalıştıran işyerleri açısından durum değerlendirildiğinde, toplam işçilerin % 8.5’ini bu tip işyerlerinde istihdam edilen işçilerin oluşturduğu görülmektedir. Bu işçilerin de yarısından fazlası kamu kesiminde bulunmaktadır. Bu durum işçi sınıfını doğrudan devletle karşı karşıya getirme özelliğini de içermektedir. Böylece sınıf mücadelesi daha hızlı olarak siyasal bir kimliğe bürünmekte, işçilere devletin “gerçek yüzünü” ortaya koymada önemli fırsatlar sunmaktadır. İstatistikler bu tip işyerinde çalışan işçilerin tamamının sendikalaşmış olduğunu göstermekteyse de bunun gerçeği yansıttığını söylemek oldukça zor. Ama işçilerin önemli bir kesiminin de örgütlenmiş olduğu düşünülebilir.
Bin ve daha fazla işçinin çalıştığı büyük işyerlerinde istihdam edilen işçilerin toplam işçi içindeki payı yaklaşık olarak yüzde ondur. Bunun da yüzde 60’ı kamu kesiminde istihdam edilmektedir. Sendikalaşma oranı bu tip işyerlerinde de oldukça yüksektir.
Türkiye’de işyeri ölçeği büyüdükçe örgütlenme düzeyinde de bir yükseliş olmaktadır. Türkiye’de örgütlenme kapsamı içinde olan işçilerin yaklaşık beşte biri, 500 ve daha fazla işçi çalıştıran, büyük işyerlerinde istihdam edilmekte ve bunların örgütlülük düzeyi de oldukça yüksek olarak görülmektedir. Büyük işyerlerinde istihdam edilen işçilerin yarısından fazlasının kamu kesiminde bulunması beraberinde avantajlar ve dezavantajlar getirmektedir. Bir yandan işçi sınıfı devlet ile doğrudan karşı karşıya gelmekte, onun gerçek yüzünü görmekte, hızla siyasallaşıp, çözüm yolunu kendi iktidarında görmeye açık hale gelmekte, öte yandan devletin vereceği tavizlere, bunların derecesine bağlı olarak devlete daha fazla bağlanma, kanatları altına sığınma durumu ile karşı karşıya kalabilmektedir.
İşyerleri açısından görünüm böyledir. Bölgesel açıdan bakıldığında ise ortaya çıkan manzara işçilerin belli bölgelerde yoğunlaşmış olmasıdır.
İstanbul, Kocaeli, Bursa, Sakarya illerinden oluşan Marmara bölgesinde istihdam edilen işçiler genel toplamın % 40’ını oluşturmaktadır. Bu işçilerin de yaklaşık yüzde onu kamu kesiminde bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında bölge sınıf mücadelesinin doğrudan devlet ile değil de patronlarla gerçekleşmekte olduğu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır, belirleyici bir ağırlık taşımaktadır. Ancak, bölgedeki sendikalaşma düzeyinin Türkiye ortalamasının bile çok altında olması üzerinde durulması gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bölgedeki işçilerin yarısı örgütlenmiş görünmektedir. Sınıf çatışmalarının keskinleşip, serileşerek sürdüğü bu bölgede küçük üreticiliğin yaygın olduğu göze çarpmaktadır. 1-9 işçi çalıştıran işyerlerinde istihdam edilen işçilerin yaklaşık yarısı bu bölgede bulunmaktadır. Türkiye’deki sendikalı işçilerin üçte biri bu bölgede bulunmaktadır. Sınıf mücadelesi açısından oldukça önemli bir duruma ve belirleyici bir konuma sahip olduğu açıktır.
İzmir, Balıkesir, Aydın, Manisa, Muğla, Antalya illerinden oluşan Ege Bölgesi tüm işçilerin % 14,8’ini bünyesinde toplamaktadır. Bu işçilerin yaklaşık beşte biri kamu kesiminde istihdam edilmektedir. Bölgede sendikalaşma oranı bir hayli yüksek görünmektedir. İşçilerin beşte dördü örgütlenmiş bulunmaktadır. Bölgedeki sendikalı işçiler Türkiye’deki toplam sendikalı işçilerin beşte birini oluşturmaktadır.
Ankara, Eskişehir, Konya’dan oluşan İç Anadolu bölgesindeki işçi sayısı tüm işçilerin onda birini oluşturmaktadır. Bu işçilerin de üçte biri kamu kesiminde istihdam edilmektedir. Bölgede kamu kesiminin önemli bir ağırlığa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bölgede sendikalaşma oranı da Türkiye ortalamasının üstündedir. Sendikalaşma açısından olay değerlendirildiğinde, kamu kesiminde sendikalaşma düzeyinin yüksek, özel kesimde düşük olduğu görülmektedir. Türkiye’deki sendikalı işçilerin yüzde on biri bu bölgede bulunmaktadır. Bölge başkenti içermesi, kamu kesimi işçilerinin yoğun olarak istihdam edildiği alan olması ve örgütlenme düzeyinin yüksekliği bakımından oldukça önemli özellikler göstermektedir.
Adana, Mersin, Hatay, Gaziantep’ten oluşan Akdeniz bölgesindeki işçilerin payı toplamın yaklaşık on birini oluşturmaktadır. İç Anadolu bölgesinden sonra en fazla işçinin kamu kesiminde istihdam edildiği bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır, oransal olarak. Sendikalaşma oranının da Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu görülmektedir. Sendikalı işçilerin yüzde onu bu bölgede bulunmaktadır.
Bu dört bölgede istihdam edilen işçiler, Türkiye toplamının yaklaşık dörtte üçünü oluşturmaktadır. Aynı oran sendikalı işçiler bakımından da geçerlidir. Demek ki, sınıf mücadelesi, devrimin dinamikleri açısından belirleyici olarak bu bölgeler karşımıza çıkmaktadır. Üzerinde yoğunlaşılması gereken alanlar olarak önümüzde durmaktadır.
Sektörler açısından durum değerlendirildiğinde, işçilerin % 3,3’ünün tarım kesiminde, % 30’unun hizmetler sektöründe, % 66.7’si de sanayi sektöründe istihdam edilmektedir. Yapısal olarak bakıldığında işçi sınıfında hizmetler sektöründe çalışanların payında önemli bir artış olduğu görülmektedir. Hizmetler sektöründeki işçilerin yaklaşık yarısı sendikalaşmış bulunmaktadır. Sanayi sektöründeki örgütlenme oranı ise % 63,8’dir. Tarım sektöründeki işçilerin ise onda dokuzu sendikalaşmış görülmektedir istatistiklere göre. Türkiye’deki sendikalı işçilerin yüzde beşini tarım sektörü, dörtle birini hizmetler sektörü, yüzde yetmişini de sanayi sektörü meydana getirmektedir. Hizmet sektörünün örgütlülük bakımından küçümsenemeyecek bir düzeyde olduğu, bu açıdan örgütlü mücadelede önemli işlevler yerine getirebileceği anlaşılmaktadır.
Kesimler açısından değerlendirildiğinde, işçilerin yaklaşık dörtte birinin kamu kesiminde toplandığı görülmektedir. Bu kesimdeki işçilerin büyük çoğunluğu örgütlenmiş görünmektedir. Özel kesimdeki işçilerin ise yarısı bile örgütlenmemiş bulunmaktadır. Türkiye’deki sendikalı işçilerin % 45’i kamu kesiminde geri kalanı da özel kesimde bulunmaktadır. Türkiye genelinde, tüm işyerlerinin yaklaşık onda birinde örgütlenmenin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Kamu kesimi işyerlerinde örgütlenme oranı ise yüzde yetmiş civarındadır.
Türkiye’nin batısı sınıf mücadelesi açısından böyle bir görünüm arz etmektedir. Kürt ulusal mücadelesinin verildiği coğrafyada durum nasıldır?
Bugün T. Kürdistanı’nda sürdürülen mücadelenin işçi sınıfı ile bağ kurduğunu söylemek zor görünmektedir. T. Kürdistanı’ndaki işçi sınıfı ile ulusal mücadeleyi sürdürenler bütünleşip, içice geçmiş olmaktan uzak görünmektedirler. Bölgedeki işçi sınıfı hem sınıf mücadelesinden, eylemlilik bakımından, hem de ulusal mücadeleden habersiz gibidir!
Türkiye’deki işçilerin yüzde sekizi bu bölgede bulunmaktadır. Bölgede sendikalaşma düzeyi Türkiye ortalamasının üzerindedir. İşçilerin yaklaşık beşte dördü örgütlenmiş görünmektedir. Hem özel, hem de kamu kesiminde sendikalaşma düzeyinin yüksek olduğu görülmektedir. Bölgedeki işçilerin yarısından fazlası kamu kesimi işletmelerinde istihdam edilmektedir. Bu oran Türkiye ortalamasının iki katıdır. Bölgedeki işyeri ölçeği de Türkiye geneline göre büyüktür. 1-9 işçi çalıştıran işyerlerinin payı % 17’dir (7).
Bölge kendi içinde değerlendirildiğinde, ulusal mücadelenin yoğunlaştığı doğu kesiminde sanayileşmenin çok düşük olduğu, işçilerin yaklaşık dörtte üçünün batı bölgesinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bölgede işyeri başına düşen işçi ortalaması, Türkiye ortalamasının üzerindedir. Türkiye genelinde sendikalı işyeri oranı yüzde on civarında iken, bölgede bu oran yüzde on sekizdir. Bölge örgütlülük açısından gelişmiş bir özellik göstermektedir.
Kamu kesiminde çalışan işçilerin önemli bir ağırlık oluşturmaları, sınıf mücadelesi açısından önemli olanaklar sunmaktadır. Ulusal ve sınıfsal baskının yaşandığı bölgede işçi sınıfının daha hızla siyasallaşması beklenirdi. Oysa durum bunu göstermemektedir. Gerek “Bahar eylemler? süresince, gerek daha sonraki zaman diliminde bölge işçilerinin yoğun bir eylemlilik içinde olmadığı gözlemlenmektedir. Marx’ın tanımladığı anlamda sıkılgan, çekingen bir özellik göstermektedir. Ulusallık ile sınıfsallığın içice geçip, birbirini tamamlayıp, geliştirmesi kurtuluş sürecini de hızlandıracaktır.
Türkiye’de kamu kesimi yatırımları nedeniyle devlet işçi sınıfı ile sık sık pazarlık masasına oturmakta, taraflar arasında bir mücadele gerçekleşmektedir. İşçi sınıfı bu süreç içinde devleti daha iyi tanıma olanaklarına kavuşmaktadır. Bu nedenle kamu kesimi örgütlenmesi üzerinde önemle durulması gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmakladır. Devlet bu mücadeleyi yumuşatmak için kimi araçlardan yararlanmaktadır. “Sosyal politika” bu araçların oluşturulduğu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet sosyal politika ile dengesizlikleri, sivrilikleri gidermekten çok yumuşatmaya çalışırken temel amaç sınıf çelişkilerini yumuşatmak, kendi varlığını ve egemenliğini sürdürmektir. Sömürülen bir sınıfın, işçi sınıfının, bilinç düzeyinin düşüklüğü ölçüsünde devletin kanatları altına sığınma çabası içine gireceği bilincinde olan devlet Türkiye’de tüm araçlarla müdahale etmekte, bu müdahaleleri bazen gevşetmekte, bazen sıklaştırmaktadır. İşçi sınıfını mümkün olduğunca siyasal alanın dışında tutmaya çalışmaktadır. Bunun için bazen baskı, daha çok da güdüm ve denetimi tercih etmektedir.
Türkiye’nin içinde bulunduğu kimi özgül koşullar da, güdümlü bir işçi sınıfı hareketinin oluşmasına olanak vermiştir, Bunu gerçekleştirebilmek için de devlet zaman zaman sınırlı tavizler vermekten kaçınmamıştır. İşçi sınıfının kurtuluşu, kuşkusuz bu güdümlülükten kurtulmaya bağlı olacaktır.

DİPNOTLAR
1) Karl Marx, Kapital, Birinci cilt, Sol Yayınları, Ankara, 1986, s. 192.
2) ibid, s. 249.
3) K. Marx-Engels, Seçme Yapıtlar 1, Sol Yayınları, Ankara, 1976, s. 126
4) İbid, s. 141
5) Karl Marx, “To F. Bolte’in New York, 23 November 1871”, Selected Correspondence, s. 270-271
6) Y. Akkaya, “Türkiye’de Sendikalaşma ve Bazı Özellikleri”, İktisat Dergisi, sayı 332, Kasım 1992, s. 53-60.
7) Y. Akkaya, “Sendikacılıkta Yeni Bir Boyut”, Özgür Gündem, 11 Ekim 1992.
Nisan 1993

Özgürlük Dünyası 2022

Yukarı ↑