Emperyalizme karşı ortaöğrenim gençliği

Gençliğe geleceksizlik, açlık, yoksulluk ve savaşlardan başka verecek hiçbir şeyi kalmayan tekelci kapitalizm ve “gençlik geleceğimizdir” sözlerini her fırsatta sarf eden işbirlikçi politikacılar gençliği, “siyasete küskün, suskun seçmen, sessiz kitle” tanımlamalarıyla ve “geleceğini düşünme, etrafında olan bitene kafa yorma, bugününü yaşa ve tüket” mantığıyla apolitize etmeye çalışıyor.
Genç olmanın ilk bilincinin tohumlandığı lise sürecini iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir.
Her şeyden önce, ortaöğrenim kurumları da emperyalist hegemonyanın hedefi durumundadır. Özelleştirme politikalarının bir parçası olan eğitimde özelleştirme furyası, kendini devlet liselerinde “katkı payı, spor, fotokopi vb. parası” olarak gösterdi. Son yıllarda liseli gençliğe yönelik saldırıların sivri ucunu oluşturan üniversiteye giriş sınavları üzerinde sık sık yapılan değişiklikler ve Ağırlıklandırılmış Ortaöğrenim Başarı Puanı (AOBP) gibi uygulamaların devreye sokulması da bu özelleştirme politikasının sonuçlarındandır.
Ayrıca, eğitimin alınıp satılan bir mal-meta haline gelmesiyle, genç bireylerin ülke ve dünyada olup bitenlere yabancılaştırılması, birbirini besleyen süreçlerdir.

AOBP YİNE GÜNDEMDE
Yükseköğretim Genel Kurulu’nun 6 Eylül 2002 tarihinde yaptığı toplantıda, 2003 ÖSS puanlarının hesaplanması ile ilgili olarak bazı değişiklerin yapılmasına karar verildi ve bu da 1999 üniversiteye giriş sınavından itibaren uygulanan ve liseliler içinde çok tartışılmış bir konuyu, fırsat eşitsizliği ve AOBP konularını tekrar gündeme getirdi.
Uluslararası tekellerin tefeci kurumu Dünya Bankası’nın emriyle, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay’ın “Mecburen bir kuşak harcanacak” cümlesiyle sunulan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün fırsat eşitliğini dengeleyen en iyi sistem olduğu iddiasıyla savunmaya çalıştığı, Meclis’in onaylamasıyla ilk kez 1999 üniversiteye giriş sınavında uygulanan ÖSS sistemi ile zaten daha öncesinde varolan fırsat eşitsizliğini derinleştirmiş, emekçi çocuklarına üniversite kapıları tamamen kapatılmıştı.
Aradan geçen dört ÖSS de bunu aynen ispatladı. Bu dört senede harcanan kuşak sayılarına yenileri eklenirken, devlet lisesi öğrencileriyle özel lise ve kolej öğrencileri arasındaki puan adaletsizliği kat kat arttı. Bu uygulama ile fiyatları milyarları aşan dershanelere gitmeden ve özel ders almadan üniversiteye girebilmek bir mucize haline geldi. Meslek liselerinde okuyan öğrenciler ise en ağır darbeyi alarak daha sınava girmeden şanslarını yitirdiler.
Bunlara rağmen her sene on binlerce genç, sınavı kazanamamanın esas suçlusunu göremiyor; hatta üniversiteye girememesinin sorumlusu olarak kendini görüp, bunalımlara, intiharlara sürükleniyor.

DEĞİŞİKLİK NE GETİRECEK!
Bilindiği gibi, 1999 ve daha sonraki ÖSS’lerde, Ortaöğretim Başarı Puanları’nın (OBP) ortaöğrenim kurumlarının ÖSS puan ortalamalarına göre ağırlıklandırılmasıyla AOBP oluşmuştu. Bu ağırlıklandırmada en büyük AOBP 80 olmuş, en düşük AOBP ise okulların ÖSS ortalamalarına göre değişiklikler göstermişti.
2003-ÖSS’den itibaren uygulanacak olan AOBP’nin hesaplama yöntemine göre ise, en yüksek AOBP 100 olacaktır. Yeni uygulamada, ÖSS ortalaması yüksek olan okulların diploma notu küçük olan öğrencileri, ÖSS ortalamaları düşük olan okulların diploma notu küçük olan öğrencilerine göre daha yüksek AOBP’lere sahip olacaklardır. Örnek vermek gerekirse, bu uygulamada ÖSS ortalaması en yüksek olan okulun diploma notu en küçük olan öğrencisinin AOBP’si 94,445 olurken, ÖSS ortalaması en düşük olan okulun diploma notu en küçük olan öğrencisinin AOBP’si 50 olacaktır.
Böylece herhangi bir okulun başarılı (!) öğrencileri arasında olmak da yetmiyor. Okuduğunuz okulun tüm öğrencilerinin ÖSS’sinin iyi bir başarı sergilemesi, ’99 ÖSS ve sonraki tüm ÖSS’lerden daha fazla gerekiyor.
Böyle bir başarıyı her türlü teknik imkândan yoksun bırakılmış devlet liseleri gösteremeyecektir. Böyle bir başarıyı ancak, ya özel okullar ya da fiilen özel okullar gibi paralı hale getirilen Anadolu ve fen liseleriyle, bazı seçkin genel liselerden bekleyebiliriz. Böyle olunca da nasıl bir emlak rayici, sonradan oraya metro, çevre yolu vb. yapılınca artarsa, bu okulların fiyatları da o şekilde artacaktır.

MESLEK LİSELERİNİN DURUMU
’99 ÖSS’de başlatılıp, son düzenlemeyle daha da adaletsiz duruma getirilen AOBP uygulamasının can alacı noktalarından birisi de meslek liselerinin durumudur. Bu sistem ile meslek lisesinden mezun bir öğrenci normalde AOBP’nin çarpılacağı katsayı 0,5 olacakken kendi dalındaki öğretmenlik bölümleri ve iki yıllık meslek yüksekokulları dışında tercih yaparsa 0,2 ile çarpılıyordu. Yeni değişikliklerde ise 0,5 olan bu katsayı 0,8’e; 0,2 olan katsayı 0,3’e yükselecektir. Yani değişen bir şey yoktur, meslek lisesinde okuyan bir öğrencinin üniversiteye girebilme umutları daha ÖSS’ye girmeden kaybolmuştur.
Bu arada, meslek lisesi öğrencilerine meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş gibi göstermelik bir hak (!) tanınmıştır. Bilindiği üzere meslek yüksekokulları bugün meslek lisesi süresindeki öğrenimde kazanılan yetenekleri artırıcı özelliğe sahip değildir.
Öğrencilere, öğretmenlere, velilere kapalı olan ancak sermaye kuruluşlarına açık olan 1999’daki 16. Milli Eğitim Şurası da göstermişti ki, meslek lisesinden mezun olan bir öğrenci ya sermayenin ihtiyacına göre vasıflı bir işçi olacak, ya da milyonlarca genç gibi işsizler ordusunun bir elemanı olacaktır.

ANADOLU VE FEN LİSELERİNDEN GENEL LİSELERE GEÇİŞİ ENGELLEME YALANI
1997 yılında, ÖSYM Başkanlığı tarafından YÖK Başkanlığı’na sunulan raporda, AOBP uygulamasına geçilmesinin gerekçesi şu şekilde yer almıştır:
“OBP, okullarda kazanılan bilgi düzeyinin ölçüsü olarak değil, öğrenme gücü ve çalışma alışkanlıkları ile ilgili bir ölçü olarak hesaba katılmaktadır. Kuşkusuz Fen ve Anadolu Liseleri’nde okuyan öğrenciler arasında da öğrenme gücü ve çalışma alışkanlıkları arasında farklar vardır. Ancak bu farklar öğrenciler seçilmiş olduğu için diğer liselerde olduğu kadar geniş değildir. Bir başka deyişle, çok yetenekli bir grup içinde diploma notu sıralamasına göre en sonda olmak, yetenek dağılımı normal olan liselerin diploma notu sıralamasına göre en sonda olmakla, öğrenme gücü ve çalışma alışkanlıkları açısından bakıldığında bir değildir. Fen ve Anadolu Liseleri ile ilgili soruna (genel liselere kaçış vb.) bir çözüm aranırken bu hususun göz önünde tutulmasının yararlı olacağı düşünülmüştür.”
Birinci olarak; OBP, okullarda öğretmenler tarafından verilen yazılı-sözlü sınav, dönem ödevi vb. notların bir takım hesaplamaları sonucu ortaya çıkan puanlama sistemidir. Bilindiği üzere varolan müfredat ve verilen öğretimin düzeyinin içinde not sisteminin öğrenme üzerine hiçbir etkisi yoktur. Halen liselerde ortaçağdan kalmış bilgiler öğretilmekte ve paralı eğitime geçilerek bilgi metalaştırılıp, öğrenci, alınan eğitime yabancılaştırılmaktadır.
İkinci olarak; Anadolu veya fen liselerini kazanmadaki kıstas bireyin yeteneklerinden çok bu okulu kazanmadan önceki zamanda elde edilen dershane, özel ders vb. fırsatlarla ilgilidir.
Üçüncü olarak; Anadolu ve fen liselerinden esas kaçışın genel liselere değil, özel liselere olduğu görülmüştür. Ki, bu okulda okuyan öğrenciler de dershanelere bağımlıdır.
İyi düşünüldüğünde ise esas olarak yapılmak istenilenin eğitimdeki özelleştirmeyi bir şekilde meşru kılmak ve özel okulları yaygınlaştırmak olduğu görülecektir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi dershaneye ve özel derse gitmeden ÖSS’yi kazanmak imkânsız hale gelmiştir. Yani; eğitim büyük bir “sektör” haline gelmiştir. Bu da sermaye sahiplerinin iştahını kabartarak dershanelerin yanı sıra dershane tipi eğitim veren ve devletin her olanağından (arazi, kredi vb.) yararlanan özel okulların her yerde mantar gibi bitmesine neden olmuştur.

HARCANAN KUŞAK OLMAYACAĞIZ!
1998’de Emek Gençliği’nin önderlik ettiği liseli gençler, geleceklerine yönelik bu yeni saldırıyı, “Harcanan kuşak olmayacağız” şiarıyla karşılamıştı. Ülke çapında büyük yankı uyandıran imza kampanyasını, aydınlatıcı panel ve forumlar izlemişti. İmza stantları açılmış, kitlesel boykotlar, basın açıklamaları yapılmıştı.
Ancak, bugünden geriye bakıldığında, harekete geçen binlerce gencin AOBP uygulamasına olan tepkilerinin, genel olarak bu tür uygulamalara neden olan eğitim politikalarına karşı yönelmediği söylenebilir.
Liseli gençliğin düzene karşı öfkesinin, geleceğine yönelik en büyük saldırı olan ÖSS sistemine karşı yoğunlaşması doğaldır. Ancak liseli gençlik; eğitimde özelleştirme politikalarından tektipleştirmeye, verilen eğitimin bilim-dışılığından anadilde eğitim hakkından yoksunluğa kadar genişleyen bir sorunlar yumağı içinde yaşamaya mahkûm edilmek istenmektedir.
Tüm bunlara karşı, liseli gençler içinde siyasi ve felsefi arayışların varlığı da bilinen bir gerçektir. Bu arayış üzerinden öğrenci birlikleri, kollar, kulüpler vb. kitle örgütlerinin kurulup merkezileştirilmesi sorunu, öteden beri liseli gençlik hareketinin temel gündemidir. Liseli gençliğin emperyalist kapitalist sisteme ve onun kendi üzerinde kurduğu tahakküme karşı, işçi sınıfının ve sosyalizmin saflarında yer alması da bu yoldan olacaktır.

Yorumlar kapatıldı.

Özgürlük Dünyası 2022

Yukarı ↑